Yeni Konya Gazetesi - Günlük tarafsız siyasi gazete
Fatih KÜT
Fatih KÜT
fatihkut@yenikonya.com.tr

01 Ocak 2017, Pazar günü eklendi. Font boyutu:

         Değerli dostlar bundan böyle rabbimizin izni ile bu köşemizde sizlerle birlikte hasbi hal edeceğiz. Köşemizin ismini hakikat deryası olarak belirledik ki bu köşe den gerçekleri, doğruları haykıralım anlatalım. Günümüzde maalesef herkesin bir hakikati oluşmaya başladı, acaba gerçek hakikat nedir? İşte burada inşallah sizlerle birlikte onu arayacağız ve bulacağız. 
          Günümüz dünyası adaletsizlikler zulümler, kan ve gözyaşı üzerinden yaşamaya çalışıyor. Güçlü olan zayıfı eziyor zayıflar seslerini çıkaramıyor. İşte böyle bir dünyada acaba biz Müslümanlar neler yapıyoruz. Kuran ve sünnette bize anlatılan yaşama biçimini yerine getiriyor muyuz? Rabbimizin bizden istediği güzel davranışları yerine getiriyor muyuz? Bize yapmayın dediği, yasakladığı hoş olmayan davranışlardan kaçınıyor muyuz? Âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamber efendimizin kutlu yolunu ne kadar takip edebiliyoruz? Bu soruların cevabını bulmaya çalışacağız. Özellikle bu yüzyılda yaşadığımız çağda İslamı temsil etmeye çalışan biz Müslümanların bir muhasebe yapması gerekiyor artık. Nerede hata yapıyoruz?
 
            Rabbimiz bizlere  Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir.(Al-i İmran 139.ayet) buyuruyor o halde bizler gerçekten inanmıyor muyuz ya da inandığımızı yaşamıyor muyuz? Yoksa bu yalancı dünyanın debdebesi bizi kandırdı mı? Lüks yaşantı, saray gibi evler, son model arabalar bizi dünyaya biraz daha mı bağladı? Maalesef biz Müslümanlar para ile mal ile olan imtihanımızı çoktan kaybettik. Kendi toplumumuza bir baktığımızda Allahın yasakladığı nerdeyse tüm fiiller alenen yapılıyor fuhuş artık serbestçe her yerde yapılmakta hatta yavrularımız eğitim görsün diye gönderdiğimiz okullarda bile var. Faizin olmadığı bir yer arıyoruz ticaret yapmak için, kumar devlet eliyle milli piyango adı ile yapılıyor, kul haklarını saymaya gerek yok çünkü artık kul hakkını dikkate alan yok. 
         İşte bu çerçevede önce kim olduğumuza ve bu sorunları nasıl çözeceğimize bakmamız, toplum olarak Müslümanlar olarak muhasebeyi hep beraber yapmamız gerekecek. Rabbimiz kuranı kerimde bizlere Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Bununla beraber Allah yine de çoğunu affeder.(şura suresi 30. ayet) buyurmaktadır. Bu ayeti kerimeye göre önce kendimize bir bakmamız nerede hata yapıyoruz onu görmemiz gerecektir hem kendimiz hem de gelecek neslimiz için. Maalesef bu yüzyılda Müslümanların imtihanı biraz çetin geçecek gibi görünüyor. Onun için Geçmiş toplumlara kavimlere bakmak lazım ibret almak lazım ki ona göre hayatımız devam ettirelim .Eskiler derler ya geçmişten ders çıkarmak önemlidir geçmişini bilmeyen geleceğini bilemez o yüzden şimdi sizlere geçmiş dönemde yine Müslümanların sıkıntılı olduğu dönemlerden bir kare anlatmaya çalışacağım ki bizlere de ders olsun
 
             Hülagü, Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu Cengiz Han’ın torunu, İlhanlı Devleti’nin kurucusu Mengü Kağan’ın kardeşidir. 1255’te ağabeyi Mengü Han tarafından Orta Doğu’da henüz ele geçirilmemiş toprakların ele geçirilmesi için görevlendirilir. Hülagü, 1258 tarihinde Bağdat’a girerek Abbasi Halifesi Mutasım’ı keçeye sarıp Moğol atlarının ayakları altında ezdirerek öldürtür. Şehirde katliamlara başlar ve şehri yağmalatır. Kadın, yaşlı, çocuk, hamile demeden bazı kaynaklara göre 200 bin, bazı kaynaklara göre de 400 bin kişiyi katleder. Cami, hastane, saray ne varsa hepsini yok eder. Kütüphaneleri ve tarihi eserleri yakar, yıkar. Milyonlarca dini ve ilmi eserin büyük bir kısmını Dicle Nehri’ne attırır. Hülagü’nün zalimliğini anlatmak için Dicle’nin günlerce kan ve mürekkep aktığı söylenir. 
           Hülagü bir gün, şehrin dışına kurduğu karargâhında, o beldenin en büyük âlimi ile görüşmek istediğini bildirir. Bu haber, âlimler arasında korku ve endişeye sebep olur. Hülagü tarafından öldürülmek korkusuyla kimse bu davete icabet etmek istemez. Bu haber, zamanın genç âlimlerinden Kadıhan’a da ulaşır. Kadıhan, ufak tefek tıfıl bir gençtir. Daha sakalı bile çıkmamıştır. Böylesine bir daveti kabul ettiğini söyleyerek Hülagü ile görüşmeye gidebileceğini bunun için kendisine bir deve, bir keçi, bir de horoz verilmesini ister. 
           Böyle bir fedainin ortaya çıkması ulema sınıfını rahatlatır. Çünkü bir kurban bulunmuştur. Hülagü’nün şerrinden korkan ulema sınıfı bu isteği hemen karşılar. Kadıhan, hayvanlarla birlikte çadıra varır. Hayvanları çadırın dışında bırakarak içeriye girer ve kendini tanıtır. Kendisiyle görüşmek üzere geldiğini söyler. Hülagü, genci tepeden tırnağa süzer ve beklediği tipte biri olmadığını görerek, ‘Bana göndermek için bula bula seni mi buldular. Gönderecek başka birini bulamadılar mı? diye sorar. Kadıhan gayet sakin bir şekilde “Görüşmek için iri yarı, boylu poslu birini istiyorsan, bir deve getirdim. Sakallı yaşlı birisi ile görüşmek istiyorsan, bir keçi getirdim. Eğer gür sesli birisiyle görüşmek istiyorsan horoz getirdim. Üçünü de çadırın önüne bıraktım. Onlarla görüşebilirsin” der. Hülagü, karşısındakinin sıradan biri olmadığını anlar ve “Şöyle otur bakalım” diyerek kendisine yer gösterir ve ilk sorusunu sorar. “Söyle bakalım, beni buraya getiren sebep nedir” diye sorar. Kadıhan gayet sakin bir şekilde; “Seni buraya bizim amellerimiz getirdi. Allah’ın bize verdiği nimetlerin kıymetini bilemedik. Esas gayemizi unutup makam, mevki, mal ve mülk peşine düştük. Zevk ve sefaya daldık. Cenab-ı Hak da bize verdiği nimetleri almak üzere seni gönderdi” der. 
           Hülagü, ikinci sorusunu sorar. “Peki, beni buradan kim gönderebilir?” Cevap çok manidardır. “O da bize bağlı. Benliğimize dönüp ne kadar kısa zamanda toparlanıp, bize verilen nimetin kıymetini bilir, zevk ve sefadan, israftan, zulümden, birbirimizle uğraşmaktan vazgeçersek işte o zaman sen buralarda duramazsın.”
 
         İşte Bugün İslam âlemi perişan bir durumdaysa emin olun bunun müsebbibi bizleriz. Biz ne zaman kendimizi düzeltirsek işte o zaman “en gür ses” İslam âleminden çıkacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle ilk yazımızı bu şekilde tamamlamak istiyorum bir daha ki yazımızda tekrar buluşmak dileği ile Allaha emanet olun.
 

Bu yazı 1074 kez okundu.
Yorumlar
KÖŞE YAZARLARI
SON DAKİKA HABERLERİ