Yeni Konya Gazetesi - Günlük tarafsız siyasi gazete

’Şiir, Toplumun umurunda değil’

Günümüzde siyaset başta olmak üzere ülke gündemini domine eden konulardan dolayı şiire ayrılan vakit giderek azalıyor. Şiiri boş zaman uğraşı, hobi olarak gören okurun yanına, aynı bakış açısına sahip şairler de yazılmaya başladı. Kazım Öztürk ile Türk şi

’Şiir, Toplumun umurunda değil’
25 Ocak 2019, Cuma günü, saat 11:53 'de eklendi.

Kazım ÖZÇELİK:Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Kazım ÖZTÜRK:1949 yılında Konya'da doğdum. İlkokul ve İmam Hatip Lisesi'ni Konya'da bitirdim. 1974 yılında İzmir Yüksek İslam Enstitüsü'nden mezun oldum.  Yurdun çeşitli yerlerinde ve Yurt dışında; eğitimcilik ve yöneticilik yaptım.  Çeşitli Dernek ve Vakıflarda; Kurucu Başkanlık, Başkan Yardımcılığı, Basın Danışmanlığı, Dergilerde: Genel yayın Yönetmenliği görevleri ifa ettim.

Radyo müdürlüğü görevim oldu. Birçok televizyonda programlar icra ettim. 

Söyleşi ve Konferanslar:

1. Aydınlar Ocağı (Sille Kültür Evi'nde): "İbni Arabi” (Konferans) 

2.  "Medeniyet Okulu” kapsamında; Hüyük İlçesi (liselerde); "BAŞARI VE YOLLARI” (Söyleşi)

3. Zindankale Sanat Galerisi; "Kur'an ve İnsan” (Konferans)

4. Şehir Meydanı; Kitap Günleri; "Kur'anca Hayat” (Konferans)

5. TYB; "YAZARLIK HİKÂYEM”  (Panel) 

6. Koyunoğlu "İkindi Sohbetleri”; "SADREDDİN KONEVİ'NİN 741. YILI” (Panel) 

7. KON TV; "Büyüteç” Güncel Konular 

8. 42 KONYA TV; "GEDAVET PROGRAMI”; "Kitaplarım ve Hayata Bakış”

9. BUHARİ ANADOLU KIZ İMAM HATİP LİSESİ; "Hz. Peygamberin hayatından kesitler” (Panel)

10. MEVLANA KÜLTÜR MERKEZİ; "Mankurtlaşmak” (Konferans)

11. BEYŞEHİR- CAHİT ZARİFOĞLU ANADOLU LİSESİ; "OKUMAK VE DEĞERLERİMİZ” (Söyleşi)

12. KOYUNOĞLU İKİNDİ SOHBETLERİ; "Konya Şiirleri ve Konya Hatıraları” (Panel)

13. TEMAD(Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği); "Şiirler ve Hatıralar 

14. Aydınlar Ocağı Salı Sohbetleri; "ŞİİR OKUMALARI”

15. KÜLTÜR-SANAT-FİKİR ADAMLARI DERNEĞİ; "Şiir Akşamları”

16. KİMDER; Kırkikindi sohbetleri= NÜBÜVVET (Konferans) 

17. TÜRK BİRLİĞİ DERNEĞİ; Yazarlık hatıralarım (Konferans)

18. TEYAD: Konyalı Şairlerden Şiirler 

19. HOCACİHAN ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ; Başarı Yolları (Konferans)

YAYINLANMIŞ ESERLERİ

1. Konya'da Dini Hayat

2. Mevlana'nın Tefekkür Dünyası

3. İsrail İhaneti ve Gazze

4. Şemsi Tebrizi'nin Evrensel Mesajları

5. Hz. Mevlana'nın Evrensel mesajları (Genişletilmiş 2. BASKI)

6. İbni Arabi'nin Evrensel mesajları

7. Hz. Mevlana'da İlahi Aşk

8. Hz. Mevlana'nın Yedi Sırrı

9. Sadreddin Konevi'nin Evrensel Mesajları

10. Sultan Veled'in Evrensel Mesajları

11. Hz. İbrahim'in Evrensel Mesajları

12. Muhammedü'l Emin ( Hz. Peygamberin Evrensel Mesajları)

13. HUZUR KAPISI

14. ŞEB-İ ARUS (Ölümün Mevlanacası)

15. AŞKA DÜŞEN PERVANELER (Mevlana'dan Etkilenenler)

YAYINLANACAK ESERLER:

1. YAŞADIKÇA (Şiirlerim)

2. "LA”DAN, "İLLA”YA

3. KUR'ANÎ TEFEKKÜR

4. SEVGİ DEMETLERİ

 

Kazım ÖZÇELİK: Şiir tutkunuz nasıl başladı? Hangi şairlerimizden esinlendiniz, etkilendiniz?

Kazım ÖZTÜRK: Şiir hayatım, öğrencilik yıllarıma dayanır. İlkokuldayken şiirler karalardım. Ama tabii hiç birisini muhafaza etmedim. Keşke etseymişim. O zamanki şiirlerim çocukça idi. Bugün onları hatırladıkça, "böyle şiir mi olur*” diyorum. Ama "keşke saklasaymışım. Onların da en azından arşiv değeri vardı” demeden de edemiyorum. 

Her şairin etkilendiği şairler vardır. Olmalıdır da. Nasıl ki düz yazıda etki eden yazarlar olursa, şiirde de etkileyenlerin olması normaldir. 

Ben, en çok Mehmet Âkif, Necip Fazıl, Cahit Sıtkı, Cengiz Numanoğlu etkilemektedir. Şiirlerime bakarsanız hepsinden birer ikişer esinti görmeniz mümkündür. Tabii, diğer büyük şairlerin şiirleri de hoşuma gidiyor. Özellikle divan edebiyatı şairlerinin şiirleri gönül alemimi alt üst ediyor. Bir Fuzuli, bir Nabi, bir Vehbi, bir Baki, bir Nedim…ne bileyim, hangi birini sayayım hepsi birbirinden değerli ve kıymetli şairlerimiz gelip geçmiştir. 

Devletlerin ayakta kalmasında; edebiyatın, kültür, sanat ve ilmi faaliyetlerin etkisi büyüktür. Bir devlet; şairine, edibine, kültür, sanat ve ilim erbabına değer vermediği zaman "gönül kapılarını” açamaz.  

Kazım ÖZÇELİK: Şiirlerinizde genelde hangi konuları işlemeyi tercih ediyorsunuz?

Kazım ÖZTÜRK:Şiirlerimi okursanız açıkça görürsünüz ki, tüm şiirlerimde; Milli, dini ve sosyal yaralara parmak basmakta, toplumu ayakta tutan değerlere önem vermekteyim.  

ÖRNEK:

Bayrak!

İşte bu bayrak; vatanımın özgürlük belgesi

Dalgalansın durmadan, yere düşmesin gölgesi

Bayrak, Türkiye'min sembolü, şehidimin kanı

Adım adım, dalga dalga Anadolu her yanı

Her Türk, bayrağına, ezanına veriyor canı!

Ne ezanlar susacak, ne de bayraklar inecek

Bu bayrak dalgalandıkça, ağlayanlar gülecek.

Burası Anadolu, Türk'ü bilmeyen bilecek. 

Kadını, kızı, genci, yaşlısı… tarih yazacak,

Eldeki bu bayrak, her zaman gönülde kalacak!

Bana ışıktır daima, bana rehber bu bayrak, 

Küstürmeyeceğim onu, o, hep dalgalanacak!

 

Unutuldu Köy Hayatı!

 

Eski günler özlenir oldu

Köy hayatı gözlenir oldu

İnsanımız nazlanır oldu,

Unutuldu köy hayatı!

 

Şehirlere dizildik hep

Dost, hemşeri üzüldük hep

Özümüzden süzüldük hep

Unutuldu köy hayatı!

 

Koyun, kuzu ve keçi sesi

Meftun eder tüm herkesi

Keklik, bülbül, kuş kafesi

Unutuldu köy hayatı!

 

Ve buna benzer konularda yazıyorum şiirlerimi.

 

Kazım ÖZÇELİK: Türk şiir akımlarını toplumsal değişimlere bağlantılı olarak dönemeçleri ile bize kısaca özetler misiniz?

Kazım ÖZTÜRK:Estetik duyguların henüz bireyselleşmediği ilk topluluklarda bir söz sanatı olan şiir yoktu. Onun yerini genellikle dini törenlerde müziğe eşlik eden soyut birtakım sözler alıyordu. Zamanla bu anlamsız söz dizisi gelişip bir anlam kazanarak şiiri doğurmuştur. İlk şiirler yazılı olmayıp doğaçlama olarak ümmi ozanlar tarafından söylendiğinden çoğu geçmişin karanlıklarında erimiş, fakat Zent Avesta gibi bir kısmı çok az değişikliğe uğrayarak günümüze değin gelebilmiştir. Hemen hemen bütün ilkçağ uygarlıklarında şiire rastlanmaktadır. Asurlarda "İstar'ın Cehenneme Gidişi”, Mısır uygarlığında "Nil Manzumesi” gibi örnekler bunu kanıtlamaktadır. Eski Yunan edebiyatında şiir, önceleri dini bir görünüm gösterirken Yunanlıların en büyük destan ozanı Homeros'tan sonra din dışı konularda da söylenmeye başlanmıştır.  Türk şiiri de diğer uluslarda olduğu gibi ilkin dini törenlerden doğmuş, daha sonra da din dışı konularda gelişimini sürdürmüştür. Sözlü olarak Asya'da başlayan Türk şiirine yır adı ile önce Orhun yazıtlarında daha sonra da Divanü Lügati't Türk'te rastlanmıştır. Yüzyıllarca edebiyatımızın ana anlatım aracı şiir olmuştur. Edebiyatımızda hikâye bile mesnevi yoluyla şiirle anlatılmıştır. Edebiyatımıza giren sayısız yazı türleri olmasına karşın, biz edebi zevkimizi yüzyıllar boyu şiirden almış, şiiri sevmiş, şiiri benimsemişizdir.  Türk halkının dini ve dindışı bütün törenlerinde müzik-şiir-raks öğesinin yer alması şiirin hep ön planda tutulmasını sağlamıştır. Binlerce dizeden oluşan destanlarımız manzum olup çeşitli serüvenleri işleyen şiir parçalarından oluşmuştur. Acılarımız "yuğ” adı verilen cenaze törenlerinde "sagu” dediğimiz ağıtlarla dile getirmiş; "Sav” dediğimiz: 

"Eski mezarlıkta ev olmaz, 

Gevşek toprakta av olmaz” 

Biçimindeki atasözlerimizi bile birer ölçülü söz biçiminde şiirle dillendirmişiz, "şölen” dediğimiz eğlencelerimizi dönemin bir çeşit türküleri olan koşuklarla söylemişizdir. 

Edebiyattan söz edilince önce şiir düşünmemiz yüzyılların bize bıraktığı büyük mirastan kaynaklanmaktadır. Türk edebiyatında en çok gelişme gösteren tür şiirdir. Halkımız bütün iç güzelliklerini şiirin sıcak havasında yansıtmıştır. Türk halkının geçirdiği evreler boyunca şiirin özünde söz, sözün özünde güzellik egemen olmuştur. Türk şiirinin bilinen en eski örneği Çin yıllıklarında da bulunmakta ve 329 tarihini taşımaktadır. İslâmiyet'in kabulünden önceki Türk edebiyatının asıl zengin ve değerli bölümü yazılı edebiyat olmayıp sonradan yazıya geçirilmiş sözlü edebiyat verimleridir. Sonradan derlenip yazıya geçirilen örnekler Türklerin zengin bir sözlü edebiyatının varlığını kanıtlamaktadır.

Bunlar, yazarları genel olarak bilinmeyen ve halk arasında sözlü olarak nesilden nesle ulaşabilen ninni, mâni, tekerleme, türkü gibi anonim halk edebiyatımızın içinde yer alan disiplinlerdir. 

"Mendilim turalıdır 

Sevdiğim buralıdır 

Geçme kapım önünden 

Yüreğim yaralıdır” biçimindeki anonim halk şiirinin en kısa nazım şekillerinden olup doğa, sevgi, ayrılık ve nefret gibi konular yanında dinleyeni yürekten sarsan, umulmadık bir sürprizle sonuçlanan, az sözle çok anlam ifade eden küçük ve bağımsız bir şiir türü olan manilerimizin hemen her ortamda doğaçlama söylenebilmesi halkımızın şiire yatkınlığının bir ifadesidir. 

Halkımız Orta Asya bozkır kültürünü yaşarken dini ayinlerin yöneticisi olan Âşık tipinin prototipi konumundaki Kam ve Şamanlar, yeri geldiğinde doğadan topladıkları otlarla ilaç yapıp hekimlik görevini sürdüren, yeri geldiğinde şölenleri ve dini ayinleri yöneten, beyin en yakınındaki kişi iken zamanla toplumsal statülerin farklılaşması, iş bölümünün gelişmesi gibi etmenlerle Şamanın özellikle din adamlığı görevini üstlenmesi ve şairlik mesleğini ikinci planda tutması sonucu ozan tipi ortaya çıkmıştır. 

Şiiri müzikle birlikte sunan ozan, elinde kopuzu ile gezici bir tiptir ve dini bir görevi yoktur. Ozanın bütün Türk topluluklarında önemli ve saygın bir yeri vardır. Tarih içinde Türk şiirinin varlığı bugün âşık dediğimiz ozanlarla korunmuştur. Ozanın elindeki kopuz, Anadolu'ya gelindiğinde saza dönüşmüştür. Anadolu'da teli tanıyan ozan, kopuzunun bağırsak derisi ya da at kılından oluşan telini çıkarıp madeni tel takmış, madeni telin uzunluğundan yararlanarak kopuzunun sapını uzatıp teknesini büyütüp telin sızlamasından çıkan sese bağlı olarak da elindeki yeni oluşturduğu alete saz demiştir. 

Türk insanının dünya görüşünü, toplumsal ve bireysel sorunlarını, duygu ve düşüncelerini sade, yalın, doğal bir dille ele alıp işleyen eski Türk şiiri Anadolu'da yeni kalıplara bürünmüştür. Edebiyatımızda Kavmi dönem şiiri tamamen milli özellikler ve milli bir dil ile yoluna devam ederken, 11. yüzyıl başlarında yeni bir ses ve imaj dünyasıyla tanışmıştır. Yeni ses ve imaj dünyası İslâmiyet sonrası Türk edebiyatıdır. Orta Asya'dan başlayan ve tasavvuf edebiyatı da denilen dini içeriğin ön plana çıktığı bu edebiyat Anadolu ve Balkanları da içine alan geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.

Kazım ÖZÇELİK:İnsanların en düşkün-yakın olduğu edebiyat dalı şiir galiba; Sizce şiir nedir?

Kazım ÖZTÜRK:

Şiir

 

Şiir; karlar altında bir kardelen,

Kötüyü eleyen, delik delik delen.

Şiir; şuurun eylemi, tefekkürün kıyamı,

Gönlün söylemi, sözlerin kıvamı.

Şiir; gönül kapısı, aklı terletmek,

Şeytana dur demek, nefsi terk etmek,

Karanlığı delmek, öfkeyi berk etmek.

Şiir; duygulardan, düşüncelerden, düşlerden, özlemlerden vb. süzülmüş yaşantı birikimleri olarak, ozanların, kelimelerin sözlük anlamlarına kimi zaman değişik anlamlar da yükleyerek, dil içinde özel bir dil yaratarak oluşturdukları, imgelerden, simgelerden, söz sanatlarından, ritimden, uyumdan vb. yararlanarak ortaya koydukları, okurda estetik duygular uyandıran edebiyat ürünüdür. 

Şiirlerde kurgu olmaz. Bu açıdan şiirler, hikaye ve romanlardan ayrılır. Edebî türlerin en eskisi olan şiir, insanlık tarihi boyunca duygu, düşünce ve hayalleri etkili biçimde anlatmanın bir yolu olmuştur. Şiirin edebî tür olarak en önemli özelliği, özel bir anlatım diline sahip olmasıdır. "Şiir dili" olarak adlandırılan bu özel dil, gündelik dilden farklı, çok anlamlı ve katmanlı bir yapıya sahiptir. "Sembol ve mecazlara dayalı bir anlatım dili", "ahenkli bir ses akışı" ve "duygu yoğunluğunu öne çıkaran söyleyiş" gibi özellikler, şiiri diğer edebî türlerden farklı kılar. 

Her dönemin kendine özgü bir sesi, söyleyişi ve dünyaya bakış tarzı olduğu için şiir de tarih içinde farklı dönemlerde, farklı özellikler göstermektedir. Türk şiirinin tarihi, İslam öncesinde dinî törenlerde söylenen şiirlere kadar uzanır. İslamiyet'in kabulüyle birlikte aruz vezniyle yazılan ve kendine özgü bir benzetmeler dünyası olan Divan şiiri, edebiyat tarihimizde uzun süre varlığını sürdürür.

Hece vezniyle yazılan ve halk zevkine hitap eden halk şiiri, Türkçenin konuşulduğu bütün coğrafyalarda söylenmeye devam etmektedir. İslamiyet'le birlikte tasavvuf düşüncesinin de Türk şiirine önemli etkileri olmuş, bu düşünceleri yansıtan bir şiir geleneği de oluşmuştur.

Şiirin vakti yoktur. Ne zaman ilham gelirse o zaman yazılır. Şiirlerde; gösteriş olmaz. İnsanların duygularını en samimi, en içten anlattıkları duygu çeşididir.  

Çocukluğumdan beri şiir yazmaya gayret ettim. Çoğunu yırtıp attım. Şiir, aşağıdaki şekilde olmalı;

 

Kazım ÖZÇELİK: Günümüz eğitiminde şiir var mı, gençlerimizin edebiyatla, şiirle ilgisi, bilgisi ne durumda, insanların şiire ihtiyacı olduğunu düşünüyorum, endişeli misiniz bu konuda?

Kazım ÖZTÜRK: Evet, günümüz gençliği şiire sıcak bakıyor. Geçenlerde bir Liseye konferansa gitmiştim. Burada en çok alkışı şiirler aldı. Eğitimde şiirin yeri ayrıdır. Aslında dersleri, konuşmaları şiirle süsleyerek anlatmak, konuların daha iyi anlaşılmasına ve hafızada kalmasına zemin hazırlar. Çocuklar, gençler ve tüm insanlar, sıkıcı bir konferanstan ziyade, şiirlerle bezenmiş bir konuşmayı tercih ediyor. 

Günümüz gençliğinde, edebiyata, şiir, roman ve hikayeye ilgi görüyorum. Bu da iyileşmeye alamettir. İnsanlarımızın, şiire, şiir gibi konuşmaya, şiirler gibi gönüller yapan tavırlara ihtiyacı var. Bunu ihmal etmemeliyiz. 

"Kale içten fethedilir” denir ya. Bunun gibi, kalplere girmenin, gönülleri fethetmenin en kısa ve kestirme yolu şiirdir. Bu bakımdan bendeniz layık olmadığım halde; "dilârâ şairi” diyorlar. Çünkü şiirler gönle yöneliktir. 

"Şiir okunmuyor, şiir bitti.” gibi sözler duyuyoruz çevreden. Sizce bunların aslı nedir?

Bu sözleri ben de duyuyorum ama doğru değil. Hiç; "şiir okunmuyor, şiir bitti” gibi sözlere takılmıyorum. Çünkü bu sözleri çürüten birçok güzellikler mevcut. Mesela bunu görmek isteyen her hafta pazartesi günü akşamları saat 19.30'da Selçukya Şiir Akşamlarına gelmeniz yeterli. Burada ne kadar çok gencimizin, iştahla, istekle şiir okuduğunu görürsünüz. Ayrıca birkaç gencimizin yazdığı şiirlerden oluşan; "Selçukya şairleri  şiir antolojisi” çalışması, gençlerimizin şiire bakışını ortaya koymaktadır.  

 

Kazım ÖZÇELİK:Eserleriniz arasında "gözbebeğim” diyebileceğiniz bir tanesi var mı?

Kazım ÖZTÜRK:Bu soru; "çocuklarınız arasında en çok kimi daha çok seversiniz?” demeye benziyor. İnsan hiç evlatları arasında ayırım yapabilir mi? ne diyeyim; "şu eserim, diğerine göre daha üstün” deme lüksüm yok. Her eserim, birbirinden ayrı değil. Hepsinin sulandığı kaynak tek. Ancak gidiş yolları, yorumlar, cümleler farklı. Hepsinde değişik renkler kullandım. Lisanlar aynı ama renkler, yaklaşım tarzları farklı. 

 

Kazım ÖZÇELİK:Etkilendiğiniz şairler var mı? Sizi ne yönden etkilediler?

Kazım ÖZTÜRK: Olmaz olur mu? Herkesin, her yazarın, her şairin mutlaka etkilendiği, etkisi altına girdiği kimseler olmuştur, olması da zaten gerekir. Bendeniz bunlara, "Rol model” diyorum. 

Şiirlerimde; Necip Fazıl, Mehmet Âkif, Cengiz Numanoğlu, Cahit Sıtkı Tarancı, Yahya Kemal…tarzını benimsemeye çalışıyorum.

Özellikle şiirdeki akıcılık, duygu yönleri, tabir yerindeyse insanın sol yanını harekete getirecek üslupları etkilemektedir.   

 

Kazım ÖZÇELİK:Şiirde gerçekçilik mi? İdeal dünyamı yoksa, hüzün mü?

Kazım ÖZTÜRK:Bu; "yumurta tavuktan mı, yoksa tavuk yumurtadan mı çıkar?” demek gibi bir şey. Şiirde elbette gerçeklik olmalı. Gerçek olmayan, hayali şiir insanı etkilemez. Hatta böyle şiirin yüzüne bile bakılmaz. 

Şiir; gerçek olayların, yarının dünyasını oluşturması için hüzünle karışık ana kaynaklardan yararlanarak yazıldığı zaman bir anlam ifade eder.  Şiirde hayali kurgu olmaz. Hayali kurgu şiire yakışmaz. 

Mesela Necip Fazıl'ın Sakarya'sı, Mehmet Âkif'in, İstiklal marşı, Cahit Sıtkı Tarancı'nın, Otuz Beş Yaş şiirleri…bunların hiç birisi hayali değil. Hepsi bir gerçeği yansıtıyor. Bu yüzden tazeliğini canlılığını koruyor.  

 

Kazım ÖZÇELİK:Son olarak, farklı türde bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz? Ve süregelen yeni bir eser üzerine çalışmalarınız mevcut mu?

Kazım ÖZTÜRK: Şimdiye kadar yaptığım çalışmalarınızı biliyorsunuz. Elimde birçok dosya var kitaplaşacak durumda. Başta "YAŞADIKÇA” isimli şiir kitabı çalışmam olmak üzere inceleme- araştırma ve deneme çalışmalarım mevcut. 

Yorumlar
KÖŞE YAZARLARI
SON DAKİKA HABERLERİ