Reklam
Yeni Konya Gazetesi - Günlük tarafsız siyasi gazete
Fahri ÖZPARLAK
Fahri ÖZPARLAK
fahriozparlak@yenikonya.com.tr

ESKİMİŞ VE ESKİMEYE BAŞLAMIŞ MESLEKLER

13 Nisan 2018, Cuma günü eklendi. Font boyutu:

Kuyumcular Kapısı, gurubdan yarım saat evvel, diğer kapılar ise öğleden sonra mezat bitince kapanır. Cuma ve pazar günleri ile kuyumcuların çoğu Hıristiyan olduğu için yortu günleri dışında hergün mezat yapılır. Mezat başlamadan önce, müslüman tellallar, kuyumcuların başı olan Kıble Ustası'nın önünde dua meydanında ve diğer yedi yerde namaz kılarlar" demektedir. Hicri 1294 (M.l877) yılında yayınlanan Devlet Salnamesi'ndeki bilgilere göre o tarihte "Cevahir Bedesteni" adıyla anılan burada, 313 dolab, 8 hazine, 1 mahkeme, 1 mescid ve 1 çeşme vardı. Derkenardaki açıklamada hazineler şöyle tanıtılmaktadır: "Hazine denilen mahaller gayet muhafazalıdır. Emval-i eytam (yetim malları) hıfz olunur. Mütevellan (mütevelliler) dahi zi-kıymet (çok değerli) eşyalarını oraya va'z ederler."     Diğer bütün Osmanlı kentlerinde birer bedesten varken payıtaht olan İstanbul'da iki bedesten daha vardı. Bunlardan Sandal Bedesteni ya da Yeni Bedesten denileni de Eski Bedesten'le Mahmudpaşa Çarşısı arasında olmak üzere yine Fatih Sultan Mehmed yaptırmış ve Ayasofya'ya vakfetmiştir. Kapalıçarşı ile bütünleşmiş olan buraya, İstanbul Bedesteni, Küçük Bedesten de denildiği zamanlar olmuştur. İpek-pamukkarışımı "sandal" adı verilen bir kumaş türünün burada satılmasından dolayı sonradan Sandal Bedesteni olarak ünlenmiş olup günümüzde de bu adla anılmaktadır. Dikdörtgen planlı yapı, 12 ayağa oturan 20 kubbeyle örtülüdür. Eski Bedesten gibi turanın duvarları ve ayakları taş, kubbe ve kemerleri de tuğladır. Sandal Bedesteni 'nin Eski Bedesten'den farkı, dış cephelerinde dükkânlar olmasına karşılık içersinin dükkânsız ve mahzensiz tek mekân oluşudur. 19. Yüzyıl ortalarında burada 184 dolab,4 hazine ve 1 tulumba vardı. İncicyan, buradaki esnafın çoğunun Sakızlı Rum ve Latinler olduğunu, kendi adalarında üretilen kumaşları sattıkları için bu Bedesten'in kendi adları ile anıldığını belirtir. İstanbul'daki üçüncü bedesten, Osmanlılar döneminde ayrı kadılık (belde} olan Galata'da Haliç kıyısında olup 16. yy'da yapılmıştır. Dört ayak üzerine oturan 9 kubbe ile örtülü ve iki katlıdır. Dış cephelerine bağlı dükkânların bir bölümü bugün mevcut değildir. Evliya Çelebi Galata Bedesteni'ni anlatırken "Bu da kal'a gibi dört demür kapulu ve kurşun kubbeli, iki yüz dolablı yüz adet paspanlı elli aded delIallı metin bir bedestandır. Cümle neferatı iki yüz olub yüz dahi dolabı vardır. Burada İstanbul bedestanları gibi zi-kıymet bey' ü şira (alış veriş) olmaz. Metaları (satılan mallar) çuha, Sakız kemhası, Sakız dimisi, Cezair ihramlarından ibaretdir. Bunun âdemleri müsellah olarak Bedestan-ı cedid neferatıyle tebdil-i came ederek (kıyafet değiştirip) ubur ederler. Zira ekserisi Cezair (Ege adaları) Rumlarındandır." diyerek ilginç açıklamalarda bulunur.     Anadolu ve Rumeli kentlerindeki bedestenlerin çoğu ise dış cephelerinde çepeçevre arasta dükkânları bulunan, içerisi büyük bir depo görünümünde yapılardır. Manisa'daki Rum Mehmed Paşa Bedesteni, Tekirdağ Bedesteni, Merzifon' da Kara Mustafa Paşa 'nın yaptırdığı iki katlı büyük bedesen, Kastamonu, Saraybosna, Serez, Selanik bedestenleri bu tarz yapıların başlıcalarıdır. Saraybosna'da Başçarşı içinde kalan bedesten, dış dükkânları yıkılmış olarak korunabilmiştir. Serez Bedesteni ise Çandarlı İbrahim Paşa tarafından 15. yy.'ın ortalarına doğru yaptırılmış çevresindeki ticaret ve konaklama hanları, arastalar, debbağhane, darphane, cami, medrse vd. yapılarla birlikte kentin Osmanlı çehresini zenginleştirmiştir. 

Bu yazı 914 kez okundu.
Yorumlar

Yazarın tüm yazılarını görmek için tıklayınız!

KÖŞE YAZARLARI
SON DAKİKA HABERLERİ