Fatih KUT
Fatih KUT
fatihkut@yenikonya.com.tr

Dünyevileşmek, Tüketim Ahlâkı Ve İsraf

17 Ekim 2020, C.tesi günü eklendi.

Yüce Allah bizler için sayısız nimetler yaratmıştır; Kur'an'ın ifadesiyle bunları saymakla bitiremeyiz. Allah herkesin rızkını verir. Fakat şu bir gerçektir ki, insanın sınırsız ihtirasları ve arzuları vardır. İktisadi prensip olarak ihtiyaçlar/arzu ve istekler sınırsızdır. Buna karşılık yeryüzünde yeraltı ve yerüstü servetleri ihtiyaçlara kıyasla göreceli olarak sınırlıdır. Çünkü bizim ihtiyaç ve arzularımızı karşılayacak kadar bol miktarda her an üretilmiş mal bulunmaz Dolayısıyla insanlar seçimlerini iktisadî ve ahlaki kurallara uygun olarak yapmağa mecburdurlar. Bu nedenle tüketimde, ölçülere uygun davranış, meşruiyet, helal-haram ölçüsü, zaruret derecesine göre ihtiyaçların sıralanması ve her kademede israftan kaçınılması vardır. "Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden helâl, iyi ve temiz olarak yiyin ve kendisine inanmakta olduğunuz Allah'a karşı gelmekten sakının.” İslâm'da bir yandan tüketimde yapılacak aşırı sınırlamalar kınanırken, diğer yandan haksız veya "göze batan” tüketim eleştirilir. Bu nedenle, bir kimse parasını harcarken dikkate almak zorunda olduğu şey, sadece kendi kesesi değil, aksine bir bütün olarak cemiyetin kesesi ya da kasasıdır. İslami prensiplere göre tüketim harcamaları tek başına gelirin bir fonksiyonu değildir. Çünkü her ne kadar gelir artsa da tüketim alanları Allah'ın emir ve yasaklarıyla tanzim edilmiştir. Meşru alanların dışında tüketim yasaklandığı gibi, meşru alanlarda da "israf etmeme” prensibi konulmuştur. "Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü o, israf edenleri sevmez. ‘' Ayrıca kişinin reel gelirleri arttıkça bunu yalnızca kendi tüketimi için değil, aynı zamanda yoksul akrabalarının ve komşularının tüketimi için de kullanma sorumluluğu getirilmiştir. Buna göre bireyin tüketime dayalı davranışı, yalnızca kendi gelirinin bir fonksiyonu olmayacak, toplumun diğer üyelerinin de tüketim düzeylerini dikkate alacaktır. Çünkü Müslüman bir bireyin çevresinde olup bitenlere bîgane kalması, insanların acı ve ıstıraplarına karşı duyarsız davranması gerçek müminlikle bağdaşmaz.

Ayrıca Kur'an-ı Kerim'de tasarruf ve tüketimden ayrı olarak gelirin belirli bir kullanımına da işaret edilir ve bu Allah rızası için harcama olarak adlandırılır. Allah rızası için harcamak ise mecburi (zorunlu) veya ihtiyari (iradi) olabilir. Zekat, Allah rızası için mecburi harcamanın önemli bir kalemidir. İhtiyari, yani mecburi olmayan harcamanın sınırı ise kişinin takvasına bağlanmıştır. Rivayetler Peygamber efendimizin, fetihlerden sonra, gelirlerin artmasıyla maddi bolluğa kavuşulmasına rağmen yaşayış tarzını değiştirmeyip, mütevazi hayatını devam ettirdiğini bildirmektedir. Artan geliri ise sorumluluğu gereği yoksullara dağıtmıştır. İslam dini ,sosyal ve iktisadi dengeleri sağlamak için infakı emrederken israfı, lüksü ve gösteriş tüketimini de yasaklar. Yüce Allah Kur'an'da yiyip içmeye müsaade etmekte, israf etmeye ve gösteriş amaçlı tüketimde bulunmaya ise müsaade etmemektedir. Çünkü gösteriş tüketimi hem kişilerin, hem de toplumun sağlıklı gelişmesine engel olur. İslâm'a göre mal varlığına dayanan bir farklılık, şımarıklığın ve gösterişin sebebi olmamalıdır. Kur'an, tüketimde dengenin esaslarını şu ayetlerle net bir şekilde ortaya koymaktadır: "Onlar harcadıkları zaman ne savurganlığa saparlar, ne de cimrilik ederler. Harcamaları, bu ikisinin arasında dengeli olur.” Bu ayette israfla cimrilik arasında mükemmel bir denge kurulması istenirken; isrâ suresinde de aynı ilke şöyle vurgulanıyor: "Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.” Yani ne öyle ellerini boynuna bağlamış gibi cimri ol; ne de malını saçıp savur. Aynı surenin 26. ve 27. Ayetlerinde de infak ve harcama emredilirken tüketim sınırının ölçüsüzce aşılması yasaklanıyor:" Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. "Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir”

İslami prensiplerin amacı insanları kendi imkânları oranında dengeli harcamaya sevk etmektir.Harcamalar ne gelirinden çok fazla olmalı, ne de zenginliklerinin çok altında kalmalıdır. Kısaca harcamalarda orta yol (iktisat) tutmalıdır. Böylece ne servet dolaşımı engellenmiş, ne de ekonomik kaynaklar israf edilmiş olur. İdeal bir İslam toplumunda başkalarıyla ilgilenme, diğer insanları kendi nefsine tercih etme, dul, yetim ve hastalara bakma, misafirlere ikram etme ve her türlü sıkıntı anlarında karşılıklı dayanışma bir erdem olarak kabul edilir ve bunlar birer davranış normudur. Ekonomik olarak da Müslüman insan diğerleri için fedakarlık yapacak şekilde davranır. Bu bakımdan zengin insan, dilediği ve istediği kadar sorumsuzca ve sınırsızca tüketim yapamaz. Zenginliğinin sadece kendi çalışması sonucu değil, aynı zamanda Allah'ın bir lütfu olduğunu bilir ve bu sebeple, ona bu zenginliği veren Allah'a karşı, servetini Onun emrettiği biçimde kullanır, sosyal sorumluklarını yerine getirir, asla gösteriş tüketimine yönelmez. Tüketim ve harcamalarında yalnızca kendi mutluluğunu değil, başkalarının mutluluğunu da hesaba katar ve ona göre hareket eder. Diğer bir ifadeyle Müslüman kişi mutluluğu sadece kendi tüketiminde değil, aynı zamanda fakir, yoksul ve yetimlerin de ihtiyaçlarını karşılamak için helalinden kazanıp harcamada olduğunu bilir ve ona göre hareket eder. Son olarak efendimizin hadisleri ile konumuz bitirelim: Hz. Peygamber (s.a.s.) de "Kibirsiz ve israf etmeden yiyiniz, içiniz, giyiniz ve sadaka veriniz.” sözü ile israfın yasaklığını ifade buyurmuştur. "İki haslet vardır ki bir mü'minde asla beraber bulunmazlar: Cimrilik ve kötü ahlâk."
Yorumlar
Personel Alımı ve Diğer İlanlar için Tıklayınız
SON DAKİKA HABERLERİ