Reklam
Reklam
Yeni Konya Gazetesi - Günlük tarafsız siyasi gazete
Fatih KÜT
Fatih KÜT
fatihkut@yenikonya.com.tr

Hayatı Anlamak Ve Ölüme Hazırlanmak -1-

22 Eylül 2018, C.tesi günü eklendi. Font boyutu:

Her nefis ölümü tadıcıdır. Ve şüphe yok sizlere yaptıklarınızın karşılığı kıyamet gününde ödenecektir. Artık kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete girdirilirse kurtuluşa ermiş olur. Ve dünya hayatı ise bir aldatıcı metadan başka bir şey değildir.(Al-i İmran-185)

Yüce Allah, yarattığı bütün canlılara bir ömür tayin etmiştir. Buna göre yaşayan her canlı, kendisi için takdir edilen zaman dilimini tamamladıktan sonra ölecektir. Kur'an-ı Kerim'de bütün canlıların ölümü tadacağı, (Âl-i İmrân, 185; Ankebût, 57; Enbiya, 3.)herkesin öleceği, (Mü'minûn, 15. )hiçbir beşere ebedîlik verilmediği (Enbiyâ, 34.)ve yeryüzünde bulunan bütün canlıların yok olacağı(Rahman,/26.) ifade edilmektedir.

Onun üzerinde bulunan herkes fânidir.(Rahman27). Celâl ve ikram sahibi olan Rab'binin zâtı ise bâki kalacaktır.Yine dünya hayatının geçiciliği, bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğu ve dünyanın sadece aldatıcı bir geçinmeden ibaret bulunduğu sıklıkla vurgulanmaktadır. ( Âl-i İmrân, 185; En'am, 32; Ankebût, 64; Muhammed, 36; Hadîd, 20.)Ve dünya hayatı bir oyundan, bir eğlenceden -oyalanmadan-başka bir şey değil. Ve elbette âhiret yurdu takva sahipleri için hayırlıdır. -Buna- akıl erdiremez misiniz? Bütün bunlardan da anlaşılacağı gibi, insanoğlu yapısı gereği sonsuzluğu arzulasa da, "ölümsüzlük" hiç bir canlı için mümkün değildir. Bâkî, ölümsüz olan yalnızca Yüce Allah'tır.(Kasas, 88.) Kuşkusuz, canlılar arasında müstesna bir yeri olan ve yeryüzünün halifesi olarak yaratılan insan, gayesiz ve başıboş olarak yaratılmamıştır.(İbrahim, 32-33.)

İnsan, kendisine bahşedilen hayatı gelişi güzel yaşayıp sonra da yok olacak bir varlık değildir. Çevremize şöyle bir göz attığımızda, dünyadaki her şeyin, doğrudan veya dolaylı olarak insanın faydasına sunulmuş olduğunu görürüz. Başka bir ifadeyle, Yüce Allah kâinattaki her şeyi insanın hizmetine vermiştir. (Hac, 36, 37, 65; Câsiye, 12; Lokmân, 20.)Allahımız bu verdiklerine mukabil, insanoğlundan kendisini tanımasını, gösterdiği çizgide bir hayat sürmesini ve kendisine kulluk etmesini istemiştir. "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zâriyat, 56. )"O, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır." (Mülk, 2.)Evet, hayat çizgisi her zaman aynı doğrultuda devam etmez. Ancak, hayatın zikzaklarına ve yoğun meşguliyetlerine rağmen, kulluk bilincini kaybetmeyen müminlerden Yüce Allah övgüyle bahseder: "Allah'ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde, insanlar sabah akşam O'nu tespih ederler. Bunları, ne ticaret ve ne de alışveriş, Allah'ı anmaktan, namazı kılmaktan ve zekatı vermekten alıkoyar. Bunlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar."(Nûr, 36-37.)Ümmetini her vesileyle faydalı işlere yönlendiren ve ahirete hazırlık yapmalarını teşvik ve tavsiye eden Hz. Peygamber'in "Meşgul edilmeden önce sâlih amellere koşun."(İbn Mâce, "İkame", 78.) hadisi bu bağlamda önemli bir uyarı niteliği taşımaktadır. Unutmamak gerekir ki, kişi bu dünyada yapmış olduğu en küçük bir iyiliğin mükâfatını da, en küçük bir kötülüğün cezasını da görecektir. ( Zilzâl, 7-8.) Buna göre, hayatın verimli kılınması, ibadetler ve yararlı hizmetlerle dolu bir hale getirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluk arz etmektedir. Nitekim, Yüce Allah insanlığı bu konuda uyarmış ve şöyle buyurmuştur: "Asra yemin olsun ki, insan hiç şüphesiz hüsran içindedir. Ancak iman edenler, yararlı iş işleyenler, birbirlerine gerçeği tavsiye edenler ve sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır." (Asr, 1-3. )Buna göre, kurtuluşa ermenin ilk şartı, iman etmektir. Ardından da sâlih ameller, hakkı ve sabrı tavsiye gibi bireysel ve toplumsal dayanışmayı sağlayan diğer temel görevler gelmektedir. Sâlih ameller, başta Allah'ın farz kıldığı ibadetler olmak üzere, dinimizin tavsiye ettiği bütün güzel söz ve iyi davranışlardır. Buna göre namaz, oruç, hac, zekat gibi farzların yanında; yetimleri, yoksulları görüp gözetmek, insanları affetmek, toplum için yararlı olan şeyleri yapmak, komşularla iyi ilişkiler içinde bulunmak, hatta insanlara karşı güler yüzlü olmak da sâlih amellerdendir. Yine bu doğrultudaki bir ayette şöyle buyurulur: "Rabbinizin mağfiretine ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış, genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun. Onlar bollukta ve darlıkta sarf ederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever. Yine onlar, çirkin bir şey yaptıkları yahut nefislerine zulmettiklerinde Allah'ı anarlar, günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah'tan başka kim bağışlar? Ve onlar, bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmezler. İşte onların mükâfatı, Rablerinden bağışlanma ve içinden ırmaklar akan cennetlerdir ki, orada ebedî kalacaklardır. (Allah yolunda) çalışanların mükafatı ne güzeldir."( Âl-i İmrân, 133-136.)Öyle takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da infakta bulunurlar. Ve öfkeyi yutan ve insanların kusurlarını affeden kimselerdir. Allah Teâlâ'da ihsan edenleri sever.(Al-i İmran,134 ) Hz. Peygamber de; "Yarım hurma (tasadduk etmek sureti) ile de olsa, cehennemden korunmaya çalışınız." (Buhari, Zekat, 10; Edeb, 34; Müslim,, Zekat, 67.) buyurmuşlar, bu sözleriyle çoğumuzun küçümseyeceği en küçük bir iyiliğin bile, mü'minin kurtuluşuna vesile olabileceğini ifade etmişlerdir.

Bu yazı 980 kez okundu.
Yorumlar

Yazarın tüm yazılarını görmek için tıklayınız!

KÖŞE YAZARLARI
SON DAKİKA HABERLERİ