Reklam
Yeni Konya Gazetesi - Günlük tarafsız siyasi gazete
Recep Öğütçü
Recep Öğütçü
recepogutcu@yenikonya.com.tr

Düğün Mevsimine Girmişken

16 Nisan 2018, Pazertesi günü eklendi. Font boyutu:

Ülkemizde düğünler genellikle bahar, yaz ve güz aylarında yapılır. Nisan ile Kasım arası düğünlerin yoğun olduğu aylardır. Salonlar erkenden tutulur, eşyalar alınır, davetiyeler dağıtılır, uzun bir hazırlık safhasından sonra düğünler yapılır. Anadolu'da, köylerde düğün yemekleri ve eğlenceler genellikle açık havada, sokakta olduğu için hava şartları gözetilir.

Bizim memlekette düğünler çok masraflıdır, cafcaflıdır. Adeta alileler varlığını, ağırlığını oğluna veya kızına yaptığı düğünde gösterir. Birçok insan düğünde yaptığı masrafla, israfla övünür, günlerce konuşulmasını ister. Komşular ve akrabalar arasında "benim düğünüm seninkinden iyiydi, daha eğlenceliydi” yarışı olur. Övünmeyi, konuşulmayı seven aileler bütün varlığını oğlun veya kızın düğününde ortaya koyar, yıllarca biriktirdiğini gözünü kırpmadan harcar, "falanın düğünü şöyleydi” desinler diye hiçbir masraftan, israftan, eğlenceden kaçınmaz. Bu milyarları bulan masrafla yapılan cafcaflı düğünler boşanmayla, ayrılıkla sonuçlanırsa aileler öyle yıkılır ki, bir daha toparlanması uzun zaman alır. Hatta boşanan kadın veya erkek yıllarca evlenmez, evlenemez, belki tekrar boşanırım korkusuyla evlenmek istemez. Ortalıkta binlerce genç dul erkek veya kadın var. Bugün toplumun en büyük yarası; boşanmaların artması, evliliklerin zorlaşması, israflı ve yüksek masraflı düğünler.

Evet, eskiden "görücü usulü” diye bir adet vardı. Önce aracılar devreye girer, aileler tanışır, kız- oğlan bir usül ve edep dairesinde birbirine gösterilir, sözler kesilir, nişanlar yapılır, en son sıra düğüne gelir. Yani düğüne tanışa tanışa, kademe kademe gelinir. Ola ki iki taraf da birbirinde yanlış, olumsuz bir şey görürse düğün olmadan, masraf yapılmadan vazgeçilir, dönülür. "Koyunun alası dışında, insanın alası içinde” demişler. Yani insanları tanımak zaman alır, insanlar dışından hemen kendini belli etmez. Huylar, alışkanlıklar yakın oldukça, gelip gittikçe, karıştıkça anlaşılır.

Günümüzde "görücü usulü” çok gerilerde kaldı. Genç kız veya erkek ya okulda, ya işyerinde, ya yolda, ya da telefon marifetiyle tanışıyor. Tanışma usulünde bugünlerde telefon ve internet öne çıkmış durumda. Gençler ekseriyetle İnternette tanışıyor, görüşüyor, uzun bir tanışma faslından, flört hayatından sonra düğüne karar verdiklerinde anneler- babalar ancak öğreniyor, duyuyor. Bu uzun tanışmalara rağmen evlenen gençlerin üçte biri bir –iki yılı dolmadan boşanıyorlar. Demek ki gençler tanıdık sanıyorlar ama birbirlerini tanımadıkları anlaşılıyor.

Evet, birçok gelenek, görenek ve adetlerimiz tarihe karışıp gidiyor. Halbuki o gelenekler ve görenekler bizi biz yapan, aile kurumumuzu ayakta ve sağlam tutan payandalardı. Onları boş verdikçe boşanmalar arttı, aile kurumu kutsallığını kaybetti, aile içi muhabbet, dayanışma, sevgi ve saygı geçmişte kaldı. Artık babayla oğul, anayla kız oturup muhabbet edemiyor, herkesin odası ayrı, belki sadece sofra başında görüşüyorlar. Dolayısıyla kültürel değerlerimiz yeni nesillere aktarılamıyor, geleceğe taşınamıyor. İki kuşak arasında anlayış, yaşam tarzı, kılık- kıyafet noktasında adeta uçurumlar var. Anne çarşaflı, kız kot pantolonlu, baba sakallı, oğul top sakallı, küpeli. Herkesin elinde cep telefonu sosyal medyada geziniyor, mesajlar alıyor, mesajlar yazıyor, siteden siteye dolaşıyor, yanı başındaki eşiyle, dostuyla, arkadaşıyla, kardeşiyle, babasıyla, anasıyla konuşacak zamanı olmuyor kimsenin.

Beyler, bir uçuruma doğru sürüklenmeden aileyi yeninde kurmalı, aile yapımızı koruyucu yeni tedbirler düşünmeliyiz. Aksi halde davullu- zurnalı yaptığımız masraflı -israflı düğünler, aldığımız markalı- pahalı mobilyalar, beyaz eşyalar saadet getirmiyor. Hatta eşyaları aldırmak için tuttuğumuz-kiraladığımız pahalı evler saadeti yok ediyor. Asgari ücretle çalışan ve yüksek kiralar ödemek zorunda kalan gençler, yetiştiremeyince borçlanıyor ve sonunda yuvalar yıkılıyor. Ödenemeyen ev kiraları yüzünden, borçlar yüzünden yıkılan, boşanan nice aileler bilirim. Artık baba- oğul, iki aile aynı çatı altında oturmuyor, yüz yetmiş metre evler kiralanıyor, yakıtı, kirası derken asgari ücretle çalışan, belki de işsiz kalan gençler borç batağına saplanıyor ve evin yolunu şaşırıyor.

Burada bazı önerilerde bulunmak istiyorum: 1- Asgari ücretle çalışan, kendine ait evi de olmayan yeni evli gençlere iki- üç yıl boyunca belli miktarda kira yardımı yapılmalı. 2-Devlet, asgari ücretle çalışan gençlerin düğün masrafına katkı yapmalı, sosyal yardım fonu bu konuda daha aktif olmalıdır. 3-Düğünden önce evlilik sertifikaları şart olmalı, sertifika almak için kurslar düzenlenmeli, bu kurslara katılan gençlere evlilik desteği yapılmalı. 4-Aile içi şiddetten dolayı evden erkeği uzaklaştırma cezası tekrar gözden geçirilmeli, kadınlar sığınma evine alınmalı, bu şekilde kadın cinayetlerinin önüne geçilmelidir. 5-Yine zina cezaları tekrar ağırlaştırılarak geri gelmeli, ailenin kutsallığını bozan her türlü yanlışın üzerine gidilmelidir. 6-Okullarda, özellikle liselerde aile-evlilik eğitimi dersleri konulmalı, karma eğitim en aza indirilmelidir. 7- Televizyonlardaki aile kurumunu dinamitleyen diziler yasaklanmalı, Türk aile yapısına uygun dizilere destekler verilmelidir.

Hasılı israflı düğünlerden sakınırken, evliliğin sağlam temeller üzerine oturması için devlet olarak, anneler- babalar olarak, gençler olarak herkes üzerine düşen görevi tekrar düşünmelidir. Zira aile düzelirse millet geleceğine güvenle bakabilir.

NOT: 15 Nisan 2018 Pazar günü düğünü olan Ahmet Özer Abimizin mahdumları Taha Özer kardeşimizi tebrik eder, ebedi saadetler dilerim.

Bu yazı 637 kez okundu.
Yorumlar

Yazarın tüm yazılarını görmek için tıklayınız!

KÖŞE YAZARLARI
SON DAKİKA HABERLERİ