Dilimizdeki Yanlış Kullanımlar

Halkımızda Türkçenin basit bir dil olduğuna dair yanlış bir kanaat var. Söylenen kelimenin birden fazla anlama gelmesini "Türkçe lastik gibi bir dil” diyerek açıklanmaya çalışılır ve bunun da bir sorun olduğuna inanılır. Haddizatında bu durum bir güzelliktir. Dilin zenginliği kelime sayısı ve bir kelimenin anlam sayısı ile doğru orantılıdır. Bir kelimenin birden fazla anlama gelmesi kinaye ve tevriye denilen o iki güzide sanatın sayısının artmasını sağlar. Bu ise kültürü zenginleştirir. İnsanımız kendi konuşamama problemini, dilin problemi zannediyor.

Türkçe dünyanın kelime türetmeye en müsait dillerinden biridir. Batı dilleri kelime türetmeye Türkçe kadar müsait olmadığı için Batılı dil bilimciler bizlere imrenmektedir. Dilimiz güzel ve geliştirmeye müsaittir. Yeter ki biz geliştirmek isteyelim ve onu düzgün kullanalım. Ama halkımızda yanlış kullanımlar hâlâ devam ediyor. 

Bunlardan biri "toprağı bol olsun” ifadesi. Bizim milletimiz çok naiftir. En azından öyleydi. Her yerde her kelimeyi yahut her cümleyi kullanmazdı. Söz gelimi bir Müslüman öldüğünde geride kalanlarına "Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun, Allah taksiratını (kusurlarını) affetsin, Allah cennet ayrılığı vermesin” gibi İslami kelimelerle teselliler verilirdi. Şayet ölen kişi Müslüman değilse bu kelimelerin ve duaların hiçbir anlamı ve karşılığı olamayacağı için bir iyi niyet temennisi olması babında "toprağı bol olsun” denirdi. Zira İslam dairesine girmediği için cennet dairesine de girmesi gayri kabildir. Ama şimdi bakıyoruz ki adam evliyaya toprağı bol olsun diyor. Ağzını topla efendi. 

Devam edelim. Bir işin zorluğunu ve uzun süreceğini anlatmak için kullanılan ve 60 sene anlamına gelen "sittin sene” ibaresi bugünlerde burada yazamayacağım bir küfür şeklinde kullanılıyor. Sittin kelimesini bilmediği için ona en yakın söylenişli kelime sanıyor. Senin zannettiğin şey değil. "SİTTİN, SİTTİN!” 60 demektir. Kelimelerin namuslarıyla oynamayın.

Sıradaki hatayı sadece sokaktaki sıradan insanımız değil kitap yazan allamelerimiz (!) dahi yapıyor. "Yunanlı” değil "Yunan”. Nasıl ki Türklü, Fransızlı, Almanlı denmezse Yunanlı da denmez, denemez. Zira o milletin adı Yunan'dır. Yunanistanlı denir. Memleket adına -lı/-li eki getirilir lakin millet adında o ekin işi yoktur. Paragrafı Fatih Sultan Mehmet bir latife ile bitirsin: Fatih kelime oyunlarını sever ve sık sık yaparmış. Bir gün Yunanlardan bahsedilirken onların temizlik anlayışlarını zemmetmek ve ne kadar pis olduklarını anlatmak için hocasına "Hocam onlara Yunan denmez, olsa olsa yunmayan denir” demiş. Efendiler Yunanlı denmez olsa olsa "Yunan” denir. 

Gelelim Türkçemizdeki "laf” kelimesine. Hani şu "laf olsun torba dolsun, laf salatası, lafla peynir gemisi yürümez, laf ebesi, laf yetiştirmek, laf cambazlığı, laflamak” deyimlerinde kendini bulan kelime. Dikkat ederseniz bu deyimlerin hepsinde boş konuşmak anlamında kullanılıyor kelime. Laf; boş söz, lakırdı anlamındadır. O halde "Yunus Emre'nin güzel bir lafı var” deme çarpılırsın. "Mevlana'nın şu lafını çok seviyorum.” diyerek hadsizlik yapma. Kendi sözünden laf diye bahsederek kendine hareket etme. Laf boş sözdür. Eskiler dolu söze "kelam” derlermiş. Şimdi bu sözü duyan, anlamını bilen kaç kişi var? Şimdi her şey lafta. Nolacak işte! Laf olsun tora dolsun. 

Cenap Şehabettin Tiryaki Sözleri'nde "Ne nasihat verirsen ver kısa olsun” der. Köşe yazarlığında da ne yazarsan yaz kısa olsun. Onun için sözü hatme vardıralım. Türkçe güzel bir dildir. Nankörlüğe gerek yok. Değerini bil ama kıymetli diye de rafa kaldırma. Düzgünce, sonuna kadar kullan. Selam ve dua ile...


Yazarın Diğer Yazıları