|
Herkes “Bunlar kapatmaya niyetli” diyor.
Her ağzını açan söze “Savunma yapsanız değil,
ağzınızla kuş tutsanız...” diye başlıyor.
Böyle bir durumda siz olsanız ne yapardınız?
Rahmetli İsa Yusuf Alptekin Bey, Doğu
Türkistan'ın sahipsizliğini anlatırken “Dert
çok, hem-dert yok, düşman kavi, tali zebun”
derdi sık sık. Siyaseti teslim almak için bu
defa “Yargı darbesi” yapıldığının tartışılmaz
bir gerçeklik gibi algılandığı bir zamanda ne
yapar insan?
Şövalyelik yapar!
Hatırlıyorum, 28 Şubat sürecinde, yurt içinde ve
dışında açılmış bulunan okullardan “tehlike”
diye bahsedildiği günlerde Fethullah Hocaefendi,
“Bu okulların bizim elimizde olmasını tehlike
olarak görüyorsanız bu okulları size verelim,
siz işletin” diye meydan okumuştu. Bu
şövalyelikti. Fethullah hoca sık sık “Benim
canımı vermem Türkiye'yi kurtaracaksa bin canım
feda olsun” der. Bu da şövalyeliktir. “Ben zaten
hiçim” diyen dervişi, hiçbir kudret
“Hiç”leyemez.
Tayyip Erdoğan'ı alalım.
Her insanda eleştirilecek pek çok şey
bulabilirsiniz. Ben de eleştirmişimdir
kendisini. Bugün de şu veya bu sözünü eleştirmek
mümkün.
Ama, Tayyip Erdoğan'ın şu 6 yıl içinde Türkiye
için çırpınışının ödülünü onu “Siyasi yasaklı”
haline getirerek vermek, bu ülkede her şeyin
kolayca, fütursuzca sıfırlanabileceği gibi bir
mahiyet taşıyor.
Tayyip Erdoğan, 6 yıldır dışardan bakan pek çok
kimsenin “Buna bünyesi nasıl tahammül ediyor?”
diyeceği bir gayret sergiliyor. Başbakan olarak,
önünüze ülkenin tüm sorunları geliyorsa ve siz,
ülkenin tüm sorunlarını çözmek gibi bir
konumdaysanız, sizin için en az lazım olan şey,
ülkenin bir rejim tartışması içine girmesidir.
Siz bir yandan ülkeye dışardan döviz girmesi
için çırpınacaksınız, siz ülkenin dış itibarını
yükseltmek için çaba sarf edeceksiniz, siz bir
gence daha iş bulmak için canınızı dişinize
takacaksınız, bir yandan da içerde rejim
tartışması yürüteceksiniz. Ben Tayyip Erdoğan'ın
böyle bir durumu en az isteyecek kişi olduğunu
düşünüyorum.
Ama bundan da kurtulamıyor. Ak Parti'nin 2002
seçimlerinde iktidar olacağı anlaşıldığından bu
yana, rejim tartışması gündemde. 2007
seçimlerindeki yüzde 47 oy ise, rejim
tartışmasını daha da tırmandırdı.
Bu önlenebilir miydi?
Birileri sizin mevcut kimlik ve kişilik
değerlerinizle Başbakan olmanızı bile bir rejim
sorunu olarak görüyorsa, o zaman “Ağzınızla kuş
tutsanız...” jargonu işlemeye başlayacaktır.
Cumhurbaşkanlığı tartışmalarında Erdoğan'ın
adaylığına sadece kişilik değerleri sebebiyle
karşı çıkılmadı mı? Abdullah Gül'ün
Cumhurbaşkanlığına, sadece kişilik değerleri
sebebiyle hala karşı çıkılmıyor mu? Başbakanlık,
Cumhurbaşkanlığı, Meclis Başkanlığı, Hükümet
gibi alanlarda kategorik olarak sizin
varlığınıza karşı çıkılıyorsa, masum olduğunuzu
ispat sadedinde hangi delili ortaya
koyabilirsiniz ki...
Başbakan'ın kişilik değerleri...
Aslında suç bu.
Milletin kişilik değerleri.
Bu da suç.
Başbakan bundan ötesini yapmıyor, söylemiyor,
iktidar olarak bundan ötesini de öngörmüyor.
Ama ne Başbakan kendi kendisi olmaktan
çıkabilir, ne de bunu toplumdan isteyebilir.
Maalesef Türkiye zaman zaman, toplumun da onu
yönetenlerin de kendi kendileri olmasının suç
telakki edildiği ortamlara sürükleniyor.
İşte burada, şövalyelikten başka yol kalmıyor.
Başbakan dava sürecinin başladığı ilk günlerde
bir ara birkaç defa “Türkiye kazanacaksa biz
kaybetmeye hazırız!” dedi.
Evet, denklem bu: Türkiye kazanacaksa biz
kaybedelim, gam değil.
Bu söylemin içinde müthiş bir kahır var hiç
şüphesiz.
-Gecemi gündüzüme katayım ve ülkem için
çırpınayım, sonra da bana siyaset yasaklısı olma
ödülü verilsin!
Siz olsanız kahretmez misiniz?
İşte ön savunma son gün bile beklenmeden
verildi.
İddianamede yer alan suçlamalar cevaplandırıldı.
Demirel yaptığında, Ecevit söylediğinde, Baykal
kürsüye taşıdığında, Evren nutuk verdiğinde suç
olmayan şeyler Ak Parti ve Başbakan Erdoğan için
neden suç oluyor? Bir insan için, bir millet
için neden kendi kendisi olmak suç oluyor?
Bu soru yargıçların dünyasına inmese de tarihe
sorulmuş bir sorudur.
Türkiye'de başbakan asılmış.
Hizmetler sıfırlanmış.
Böyle bir mantık, 2008'de hukuk diye arzı endam
ederse, yapılacak şeyler çok sınırlıdır.
Ağaçlar ayakta ölür!
Ben bazen millet aşkı ile yaşayan insanlar için
derim, ölüm onu, millet için koşarken
yakalayacak.
Tayyip Erdoğan, ülkesi için koşuyor.
Siyasi yasaklılık onu, diyelim, ülkesi için
Afrika'da, Avrupa'da, Amerika'da, Asya'da can
feda bir koşu içindeyken yakalasın. Ya da
Şemdinli'de bir çocuğun başını okşarken...
İbret olsun, tarihe geçsin. (Bugün, 2 mayıs
2008) |