Afet riski ve kent politikaları

Depremlerden sonra en çok can ve mal kayıplarının su baskınları nedeniyle meydana geldiğine vurgu yapan Armağan Güleç Korumaz, ormansızlaşmanın yol açtığı erozyonun, Türkiye'nin birçok bölgesinde, ani su baskınlarına neden olduğunu ifade ediyor.

Afet riski ve kent politikaları
02 Eylül 2021, Perşembe günü, saat 17:02 'de eklendi.
 

KONTV'de yayınlanan Neler Oluyor programında Ayşegül Şencan'ın sorularını yanıtlayan Mimarlar Odası Konya Şube Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Armağan Güleç Korumaz, afet riskleri ve kent politikalar konusunda açıklamalarda bulundu.

Depremlerden sonra en çok can ve mal kayıplarının su baskınları nedeniyle meydana geldiğine vurgu yapan Armağan Güleç Korumaz, ormansızlaşmanın yol açtığı erozyonun, Türkiye'nin birçok bölgesinde, ani su baskınlarına neden olduğunu ifade ediyor.

Mehmet TIRPANCI: Afet tanımlamasını nasıl yapabiliriz, Türkiye'de yaşanan doğal afetlerle ilgili bilgi verebilir misiniz?

Armağan Güleç KORUMAZ: Afet, sadece insanlar ve insan yerleşmeleri değil, tüm canlıların da olduğu doğa üzerinde fiziksel, ekonomik, sosyal ve çevresel kayıplara neden olan, normal yaşamı ve insan faaliyetlerini durdurarak veya kesintiye uğratarak toplulukları etkileyen doğal, teknolojik ve insan kökenli olayların sonuçlarıdır. Türkiye ise tektonik oluşumu, jeolojik yapısı, topografyası ve meteorolojik özellikleri gibi nedenlerle, her zaman çeşitli doğal afet tehlikelerine sahip olan bir ülke olmuştur. Ülkenin fiziksel ve sosyal zarar görebilirliğinin de yüksek olduğu dikkate alındığında, meydana gelen doğal olaylar büyük ölçüde can kayıpları, yaralanmalar ve mal kayıplarına yol açmakta ve afet sonucunu doğurmaktadır. Türkiye'de başta depremler olmak üzere, heyelanlar, su baskınları, erozyon, kaya ve çığ düşmeleri, kuraklık başlıca doğal afetlerdir. Türkiye'de su baskınları, doğal afetler içerisinde, en sık karşılaşılan ve ekonomik kayıpları hayli yüksek olan olaylardır. Depremlerden sonra, en çok can ve mal kayıpları su baskınları nedeniyle meydana gelmektedir. Yerel iklim değişiklikleri ve çevresel bozulmalarla yakından ilgili olan su baskınlarının büyüklükleri ve sıklıkları bölgeden bölgeye farklılık göstermektedir. İlave olarak ormansızlaşma ve doğal bitki örtüsünün tahribinin yol açtığı erozyon, Türkiye'nin birçok bölgesinde, ani su baskınlarının meydana gelmesine neden olmaktadır. Bu tür çevre bozulmaları, ani sellerin akış hızını ve şiddetini artırmakta ve yoğun çamur akmaları ve heyelanlara yol açabilmektedir. Uzun süre devam eden yağışlar, sonucunda, arazinin doygun hale gelmesi sonrasındaki, ani sağanak yağışlar geniş bölgeleri etkileyen ani su baskınlarının temel nedenidir. Özellikle kurak ve yarı kurak bölgelerde, çıplak arazi ve ani sağanak yağışlar, taşkın olaylarının büyüklüğü de can ve mal kayıplarına yol açmasının ana nedenleridir. Yukarı da sayılan bu ana nedenlere ilave olarak, hatalı insan faaliyetleri de, su baskınlarının önemli bir nedeni olmaktadır.

 

"Afet öncesinin planlandığı politika anlayışına geçilmeli”

Fatih BAYRAM: Ülkemizde uygulanan afet politikasıyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Armağan Güleç KORUMAZ: "Yaraları sarma” politikasından ziyade afet öncesinin konuşulduğu ve planlandığı politika anlayışına geçilmelidir. Afetler politikası, uluslararası kuruluşlar aracılığıyla geçtiğimiz on yılı aşkın süre içinde tarihi bir değişikliğe uğramış bulunmaktadır. Bu değişikliğin başlıca hedefi, politikanın artık yalnızca afet sonrası yardımlarla sınırlı bırakılmayıp, afet öncesinde risklerin ve olası kayıpların belirlenmesi, sistemli biçimlerde risklerin bertaraf edilmesi, azaltılması ve paylaşımı için yapılan çalışmaları ön plana geçirmektir. Bu politika yepyeni bir kurumlaşma, yeni düzenlemeler ve meslekler açısından rollerin yeniden tanımlanmasını gerektirmektedir. Uluslararası kuruluşlarca afetlerden sonra yapılan yardımlara olan gereksinmelerin aşırı büyümesi, yardım geri dönüşlerinin sınırlı kalması, tehlikelere karşı duyarsızlıkların ve risk alma eğilimlerinin giderek artması 1980'lerde ‘yara sarma' politikalarının sorgulanmasına yol açmıştır. Birleşmiş Milletler Genel Kurul kararlarıyla açılan yolda bir dizi etkinlik, afetler politikasının yeni bir yörüngeye oturtulmasını sağlamıştır. Yeni politikanın temel hedefi, ilgiyi afet sonrasından afet öncesine çekmek, önceden alınacak önlemlerle riskleri azaltmak, bu yolla afet sonrasında karşılaşılacak büyük yıkım bilançosunu uzun dönemde küçültmektir.

"Türkiye kentlerinin çoğu risk altındadır”

 

Armağan Güleç KORUMAZ: Yeni politika, Türkiye'de yerleşim yerlerinin güvenliği konusunu ön plana getirmek için ayrı bir gerekçe oluşturmaktadır. Türkiye kentlerinin aşırı ölçülerde riskler göstermesi çok neden ve etkenden ötürüdür. Öncelikle yerleşim yerlerinin pek çoğunun, tehlike gösteren konumlarda yer aldığı görülmektedir. Bu durum tarihsel bir mirastır. Verimli topraklar, su varlığı, geçiş noktaları gibi doğal kaynaklardan ve konumsal üstünlüklerden yararlanma güdüsü ile yerleşim yerlerinin pek çoğu yüksek tehlike gösteren coğrafyada gelişmişlerdir. Son dönem kentsel büyümeleri de genellikle deprem tehlikesi açısından daha az güvenli olan verimli tarım toprakları üzerinde olmuştur. Türkiye'nin son 60 yılda gösterdiği yüksek hızdaki kentleşme süreci, hem nüfusun daha büyük bölümünü̈ kentlere taşımış, hem de mühendislik hizmeti görmemiş, yetersiz ve denetimsiz yapı stokunun artışına yol açmıştır.

 

Mehmet TIRPANCI: Afetler karşısında yapılan toplumsal hatalar var mıdır, varsa bunlar nelerdir?

Armağan Güleç KORUMAZ: Umursamazlığı tetikleyen "nasıl olsa devlet yardım eder” varsayımından vazgeçilmelidir. Türkiye kentlerinde afet risklerinin yüksek oluşunda kültürel etkenlerin payı da küçümsenmeyecek derecededir. Afet sonrasında nasıl olsa "Devlet Yardım Eder” varsayımı, tehlikelere karşı umursamazlık ve yeni politikanı n getirdiği risk azaltma anlayışının yaygınlaşmasında engel teşkil etmektedir. Kadercilik, afet öncesi alınacak önlemlerin önüne geçmektedir. Afet alanları siyasi arenalara dönüşmemelidir. Türkiye'de deprem tehlikesi karşısında tek önlemin "tek yapı güçlendirme” olması gerektiği görüşünden vazgeçilmelidir. Kentsel ortamda tek yapı riskinden daha fazla bir risk bulunmaktadır ve tek yapı ölçeğinde güçlendirme yapıp depremden korunacağını düşünmek toplumsal sorumluluğu terk ederek bencilce bir yaklaşım sergilemektir. Tarım topraklarında yapılaşmaya izin vermek, yoğunluk arttırmak, denetimsiz yapılaşmayı desteklemek, arazi özelliklerini göz ardı etmek ve konut alanları için gerekli hizmetleri ve altyapıyı sağlamadan iskâna açmak, sonunda istenmeyen sonuçlar yaratmaktadır.

"Altyapı yetersizlikleri başlı başına bir etkendir”

Fatih BAYRAM: Yapılaşma ve altyapı açısından baktığımızda nerde hata yapıyoruz?

Armağan Güleç KORUMAZ: Her şeyden önce, gereğinden fazla bir yüz ölçümünün ve yapılaşma hacminin plan alanına katılması, yani imara açılması başlı başına bir olumsuz göstergedir. Kentsel risklerin artışında başlı başına bir etken olan altyapı yetersizlikleri, Türkiye kentlerinde özellikle yenilenme ve dönüşüm süreçlerinden geçen merkezi alanların birincil sorunlarındandır. Yapılaşma yoğunluğunun zemin tespitlerine göre belirlenmesi ve plan kararlarının bu verilere dayanılarak bir güvence oluşturması gerekir. Ancak bu konuda imar sisteminde düzenlemeler yapılması gereği vardır. Kentte açık alanlar yetersiz iken, bu alanlar giderek yapılaşmaya konu olmuştur. Özellikle yapılaşma sonrasında verilen izinler, ticari kullanımın gereksinmelerini karşılamak üzere, kimi durumlarda yapının taşıyıcı sistemine doğrudan izinsiz değiştirmeler yapma yolunu açmıştır. Bu tür değişiklikler mevcut yapı stokunda göreli olarak yüksek can kayıplarına neden olmuştur. Yapılaşmada, hatalı yer seçimi, planlama kararları, tasarım, taşıyıcı sistem seçimi, malzeme seçimi, mimari-statik-mekanik uygulama, detay ve işçilik hataları, denetim eksikliği, yapının bakım-onarım-kullanım süreçlerinin iyi yönetilememesi doğa olaylarıyla birleştiğinde büyük hasarlara neden olmaktadır. Günümüzde kentlerimiz hızla gelişmekte, bir yandan yeni alanlara doğru büyürken, diğer yandan da yapılaşmış alanlarda sürekli yenilenme ve değişmelere sahne olmaktadır. Bu değişimler gereğinden fazla yoğunluk artışlarına yol açmakta ve sürekli olarak altyapı sorunları yaratmaktadır. Yenilenme ve dönüşme, kentlerin sağlıklaştırma, iyileştirme ve canlandırma sürçleriyle kentlerin kendilerini yeniden üretmeleri için mutlaka gerekli ve kaçınılmaz süreçlerdir. Fakat bu anlayış kentlerimizde sürekli olarak imar haklarının artırılması ve mevcut dokuların yıkılarak yenilenmesi ve rant yaratılması olarak algılanmakta ve uygulanmaktadır. Her hangi bir doğa olayının afete dönüşmesinin engellenmesi isteniyorsa, kentsel ve bölgesel anlamda afet yönetimi ve risk yönetiminin birlikte ele alınması bir zorunluluktur.

Mehmet TIRPANCI: Bu hataları düzeltmek için neler yapılmalı?

Armağan Güleç KORUMAZ: Bu hatların düzeltilmesi için yerleşme alanları üzerinde riskli bölgeler belirlenmeli, altyapıların bakım ve onarımları düzenli olarak yapılmalı, olası afetler için ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek sağlam yapılı geçici sığınaklar ve barınaklar tasarlanmalı, disiplinler arası risk analizinde eşgüdüm sağlanmalı, yapı denetim mekanizması yeniden yapılanmalı, yapılarla ilgili periyodik kontroller yapılmalı, iskân sonrası müdahaleler kontrol altına alınmalı ve afet durumuna karşı lojistik üs yerleri belirlenmeli ve bu yerlerin altyapıları hazırlanmalıdır. Bugün Süleymaniye, Ayasofya gibi görkemli yapıtların geçirdikleri pek çok depreme karşın ayakta olması, büyük ustaların kendinden önceki yerel kültürler tarafından geliştirilmiş, kendi deneme yanılma sonucu geliştirdikleri ve nesilden nesile aktarılan teknikleri kullanarak yapı tasarımlarında dikkate aldıklarını göstermektedir. Büyük yapı ustaları kendilerinden önceki yerel kültürler tarafından geliştirilmiş, kendi deneme yanılma sonucu geliştirdikleri ve nesilden nesile aktarılan bilgi ile binalarının yatay kuvvetlere dayanımını artırmak için özel teknikler uygulamışlardır. Sismik bölgelerde yapının yatay stabilitesini sağlamak için, yığma blokların hareketine imkân veren birleşimler uygulamak, yeraltı suyunu yapıdan uzaklaştırarak zeminin ve yapının zayıflamasını önlemek, farklı ağırlıkta bölümlerin temellerinde ve üst yapıda deprem derzleri yapmak, zeminin doğal frekansını değiştirmek, esnek temel tabanları düzenlemek, deprem perdesi oluşturmak gibi önlemler almışlardır.

 

Yorumlar
SON DAKİKA HABERLERİ