‘Kentlerimiz siyasi söylemlerden çok daha değerli’

Mimarlar Odası Konya Şubesi Dr. Armağan Güleç Korumaz ile Konya'nın mimarlık gündemini ve oda çalışmalarını konuştuk.

‘Kentlerimiz siyasi söylemlerden çok daha değerli’
27 Mayıs 2019, Pazartesi günü, saat 12:25 'de eklendi.
Kazım ÖZÇELİK: Mimarlar Odası Konya Şubesi olarak neler yapıyorsunuz? Gündeminizde neler var?
Dr. Armağan Güleç Korumaz: Şu sıralar gündemimizde yeni değişen Yapı Denetim Yasası ve Tip İmar Yönetmeliği'ndeki değişiklikler var. Tip İmar Yönetmeliği'nin bazı maddelerini, açılan davalar neticesinde, Danıştay, yürütmeyi durdurma kararı aldı. Bu kararlar da serbest çalışan mimarlarımızın proje süreçlerini etkiledi. Fakat Büyükşehir Belediyemiz de bununla ilgili olumlu bir karar alarak emsal hesabının tekrar geçmişe yönelik hesaplanması noktasında karar aldı. Bu da meslektaşlarımızı rahatlattı. Bünyemizdeki komisyonlar aktif olarak yoğun bir şekilde çalışıyor. Bu aralar bir de bir kitap hazırlığımız var. MEVKA (Mevlana Kalkınma Ajansı) destekli proje. Konya'daki 1950 sonrası yapıları içine alan bir envanter çalışması. Onun hazırlığı içerisindeyiz. Yaz ayları geziler ve bize bağlı temsilciliklerimizin ziyaretlerini ve ortak programlarımızı hazırlıyoruz.

Kazım ÖZÇELİK: Mimarlar Odası olarak Konya'da kentle ilgili gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dr. Armağan Güleç Korumaz: Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Kentlerimiz kısır politik çekişmelerden, siyasi söylemlerden çok daha değerli. Biz bunun farkındayız. Kentle ilgili eleştiri ve önerilerimizi gerekli platformlarda yetkililerle paylaşıyoruz. Bu noktada Sayın Başkanımız Uğur İbrahim Altay'la kentle ilgili istişarelerde bulunuyoruz, O da dinliyor. Başkanımızın kendisinin de bir odacılık geçmişi olduğu için Sivil Toplum Kuruluşlarının görüşlerine önem veriyor. Bu bizim için, meslek camiası için ve Konya için bir avantaj. Konya bunu iyi değerlendirmeli. Tabi buna göre de başkanımızdan beklentiler var.



Kazım ÖZÇELİK: Yerel seçimlerin ardından yeni dönemde mimarların yerel yönetimlerden beklentileri neler?
Dr. Armağan Güleç Korumaz: Az önce Türkiye'de bir mimarlık politikası olmadığını söylemiştim. Türkiye'de bir İmar Yönetmeliği var. Ama bu yönetmelik sürekli icranın değişmesiyle birlikte tekrar ele alınıyor. Yönetmelikler sürekli değişiyor. Böyle olunca serbest çalışan mimarlarımız sıkıntıya giriyor. Bir defa yönetmeliğin kurumsallaşması gerekmektedir. Bu noktada işin çoğu belediyeye düşüyor. Başkanımız da sektörün içinden, sektörün proje ve uygulama safhasındaki sıkıntılarını iyi biliyor. Bu noktada kendisinden, bu sorunları çözmesi açısından beklenti içerisindeyiz. Belki bu tür sorunlar için belediye bünyesinde kentin ve mesleğin sorunlarına kafa yoracak, problem tespit edip öneri getirecek gönüllü bir ekip kurulabilir. Şuan Büyükşehir Belediyesi bünyesinde Mimari estetik kurul var ama estetik kurula daha çok mimar alınması gerektiğini her platformda söylüyoruz. Projelerde imar çapları yeteri kadar açıklayıcı değil ve burada estetik kurulu yetkili kılmak yeterli olmuyor. Bir de mimarlarımız iskan aşamasında problemler yaşıyorlar. İskan ve kontrol süreçlerinin daha özenli yürütülmesi bekleniyor. Her belediyede farklı uygulama, farklı yorum yerine her belediyede sürecin aynı şekilde ilerlemesi gerekiyor. Çoğu zaman aynı projeyi her belediye farklı şekilde yorumluyor. Bunun belirli ve değişmeyen bir standarda getirilmesi gerekir. Serbest çalışan mimarlarımız bu durumdan dolayı mağdur olabiliyorlar. Plan tadilat kararları çok fazla ve bazen yönetmeliklerle uyumlu değil. Bu çoğu zaman can sıkıcı oluyor, iş ve zaman kaybına neden oluyor. Bu noktalarda yerel yönetimlerden destek bekliyoruz.

Kazım ÖZÇELİK:Konya'da kentle ilgili mimari anlamda gözlemleriniz neler?
Dr. Armağan Güleç Korumaz: Kentteki mimari anlamda gelişmeler ilgili olarak da şunları söyleyebilirim. Öncelikle merkez Karatay ilçesinde Hz. Mevlana Türbesi ve civarı, aynı zamanda eski kent merkezi olan bölge öncelikli olarak düzenlenmeli. Mekan kalitesi arttırılmalı ve iyi organize edilmeli. Bugün Konya'ya gelen yerli yabancı turistlerin, kubbeyi izleyerek yemek yiyecekleri, kahve içecekleri mekanlar yok. Avrupa kentlerine gittiğinizde en güvenilir yerler tarihi kent merkezleridir ve nitelikli mekanlar, kentin önemli yapılarının çevresinde yer alır. Kentin en önemli, sembolik yapısını izlerken bir kahve içer ya da güzel bir yemek yiyebilirsiniz. Mevlana ve çevresi için böyle bir eksiklik var. Ama Büyükşehir Belediyesi'nin Mevlana Meydanı'nın kuzeyindeki adada bir yenileme çalışması yaptıklarını biliyorum. Belediyemizin bu eksiklikleri dikkate alacağını temenni ediyorum. O bölgenin geceleri kuytulaşması, hayatın çekilmesi beraberinde güvenlik sorununu da doğuruyor. Bu bölge Konya'nın merkezi, Konya'nın yüzü, göz bebeği. O yüzden çok iyi planlanmalı. O bölgede aynı zamanda ciddi bir otopark sorunu ve tabela kirliliği var. Tarihi bir bölgede bu sorunlar mutlaka çözülmeli. O bölgenin dokusunu zedeliyor. Selçuklu'da ise ciddi bir nüfus artışı ve o yönde artan bir trafik yoğunluğu var. Bu yoğunluk artışında Selçuklu Kongre Merkezi'nin ve Selçuk Üniversitesi'nin o bölgede olmasının etkisi büyük. Ama Selçuklu kongre Merkezi Konya'ya değer katan bir merkez. Mimarinin kente kattığı değer anlamında somut bir örnek. Uğur İbrahim Altay Başkanımızın emeği çok ve çok başarılı bir işe imza atıldı. Her ne kadar yeri tartışılsa da, aktif olarak kullanılan, Konya için kıymetli ve prestijli bir merkez. Bu yapı gibi kentlinin sanata ve kültüre olan ilgisini arttıracak modern sanatların, performansların gösterildiği, sürekli sergilerin yer aldığı galeri ve merkezlerin sayısının artması gerekiyor. Yine Selçuklu bölgesinde planlanan Bizim Şehir Projesi düşünülmüş bir proje ve güzel bir başlangıç. Bunun için iyi niyetli çabalarla çalışıldığını biliyorum. Nitekim bununla ilgili bir çalıştay da düzenlendi. O çalıştaya biz de davetliydik. Projeyle ilgili görüşlerimizi paylaştık, çalıştaya katkımızı sunduk. Sonuçlarını birlikte gözlemleyeceğiz.   Sille'de ticaretin artmasıyla birlikte mekan kalitesinde düşüşler meydana gelmiş durumda. Bu bölge de Konya için özel bir bölge. Burasıyla ilgili olarak kentsel alan yönetimi yapılmalı. Bu görüşlerimizi belediye ile paylaştık. Belediyenin bu noktada samimi çalışmalar yaptığını da biliyoruz. Ticaretin artmasından dolayı mekanların ticari meta olarak tüketilmesi, Sille'yi tarihi kimliğinden ve dokusundan uzaklaştırıyor, özgün dokuyu bozuyor. O nedenle buranın daha dikkatli yönetilmesi gerekiyor. Bu yönetim, Sille'de edinilen tecrübelerin civardaki tarihi bölgelerde örneğin Kilistra'da, Çatalhöyük'te tekrarlanmaması açısından da önemli. Konya bir inanç turizmi kenti. Bu nedenle Kilistra, Sille ve Çatalhöyük büyük önem taşıyor. Çatalhöyük de gündeme acilen alınması gereken yerlerden biri. Yurt dışından yoğun bir şekilde takip edilen bu bölgenin Konya'nın turizm rotasına dahil edilmesi gerekiyor. Şeb-i Aruz törenlerine gelenler mutlaka Çatalhöyük'ü de görmeli. Gezi güzergahları buna göre planlanmalı. Selçuklu'da bir de Selçuk Üniversitesi'nin bu bölgenin yoğunluğunu arttırdığını biliyoruz. Nitekim üniversitenin bu bölgede yer alması, Bosna gibi bir bölgenin oluşmasına neden oldu. Kentten uzak, kendi içinde kuralları olan, kentten soyutlanmış bir bölgenin doğmasına öncü oldu. Şu sıralar bu yoğunluğu daha da arttıracak olan Konya Teknik Üniversitesi'nin de Selçuklu bölgesine taşınması söz konusu. Tömek bölgesine kurulması gündemde. Bu da ayrı bir yoğunluk artışı, ayrı bir öğrenci bölgesi demek. Kentten kopuk, özerk bölgelerin oluşması demek. Biz oda olarak Konya Teknik Üniversitesi'nin yerinin özellikle Meram ya da Karatay'da olması gerektiğini söyledik. Meram'da ise farklı problemler var. Meram dokusunun korunmaya çalışılması bir taraftan, diğer taraftan da yeni yapılaşmalar var. Meram Yeni Yol'un ticarete açılması, bundan 20 yıl önceki dokusunun, özgünlüğünün kaybolması hem yoğunluk hem de trafik açısından hep eleştirildi. Özellikle bu aksın finalinde, Meram Son Durak'ta bu kadar ticaret, Meram'daki dokuyu ve o bölgedeki tarihi değerleri gölgeliyor. Ticaretin tarihi ve doğal dokularda, bu dokuları gölgelemeden ve sadece ihtiyaç kadar yapılması ya da yapılmaması, yapılırsa da kontrolünün sağlanması gerekiyor. Bu noktada yerel yönetimlerin, ihtiyacı önceden tespit edip imar planlarını hazırlamaları gerekir ki kontrol sağlanabilsin. Devamında da takiple kaçak yapılaşmanın önüne geçilebilir.




Kazım ÖZÇELİK: Şükran Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi'ne değinmek istiyorum. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu projeyi?
Dr. Armağan Güleç Korumaz: Şükran Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi Türkiye'de emsal uygulaması bakımından örnek bir proje. Buradaki dönüşümün dengeli bir dönüşüm olması gerekiyor. Sadece ticaret yönünde bir değişim sakıncalı olur. Ticaret mekanları gece yaşamaz böylelikle kuytu mekanlar haline gelir. Bir de yakınında Bedesten yer alıyor biliyorsunuz. Bedesten Konya'nın en eski ticaret merkezidir. Bununla yarışan bir ticaret Bedesten'i gölgeler. Bu ada bazında yapılan kentsel dönüşümün özlediğimiz eski dokuyu yeniden sağlamasını diliyoruz. Kaybedilmiş sosyal dokunun yeninden oluşturulması gerektiğine inanıyoruz. Daha somut bir ifadeyle, Konya kentlisinin bu bölgede tekrar oturmasının cazip hale gelmesinin sağlanması gerekmektedir. Türkiye'de Kentsel Dönüşüm projelerinin en büyük eksiği, sosyal dokuyu göz ardı etmeleri. Halbuki sosyal dokunun olmadığı bir yer dönüştüğü zaman, kentle yine entegre olamıyorsa o zaman başarılı bir dönüşümden söz edemezsiniz. Kentsel Dönüşüm yine politik çekişmelerle harcanmayacak kadar önemli bir konu. Kamunun talepleri de alınarak sürece dahil edilmesi gerekir. Köşk kalıntısı üzerine yapılan replika meslek camiamızda, yerelde ve ulusalda bir çok tepki aldı. Bunlar meslektaşlarımızdan ve meslek camiamızdan haklı tepkilerdi. Daha nötr bir uygulama olabilirdi. Bu uygulamanın kesinlikle revize edilmesi gerektiğini, belediyemiz tarafından tekrar değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Daha nötr bir uygulama

Kazım ÖZÇELİK: Zafer Bölgesi Kentsel Dönüşümü de öncelikli konulardan biri. Nasıl değerlendiriyorsunuz? Neler yapılabilir?
Dr. Armağan Güleç Korumaz: Meram sınırları içerisinde yer alan Zafer Bölgesi Kentsel Dönüşümü de öncelikli konulardan biri. Zaferin yayalaştırılması belediyemizin yaptığı çok önemli bir adımdı ama yeterli değil. Bu bölgede kullanıcı profilinin niteliğinin arttırılması, buranın tekrar bir cazibe merkezi haline gelmesi gerekiyor. Bunun için de ticaretin niteliğinin arttırılması ve denetiminin yapılması şart. Buranın üniversite öğrencileri tarafından tercih edilen mekanlar haline dönüştürülmesi lazım. Büyükşehir Belediyesi'nin bu konuyla ilgili çalışmalarının olduğunu biliyorum ama projeyi bilmiyorum. Bu bölgede yer alan kafelerin yanlış kullanımı, kuytu mekanların oluşması, gürültü ve tabela kirlilikleri kentliyi yoruyor. Kullanıcı profilindeki farklılıklar ve mekan kalitesi, nitelikli kullanıcının bu bölgeye gelmesini engelliyor. Tam da bu noktada Konya Teknik Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi'nin kent merkezinde olmasının, kente değer kattığını belirtmem gerekiyor. Özellikle nitelikli kullanıcı anlamında büyük katkı sağlamaktadır. Fakültedeki öğrencilerin bir çoğu Mimarlar Odası'nı kullanıyor, Zafer'deki mekanlarda yemek yiyor ve alışverişini yapıyor. Bu kentin bu bölgesine ciddi katkı demektir. Bu kent ekonomisine de katkı demektir. Şuan Selçuk Üniversitesi'nin ekonomisi Bosna'ya sıkışmış durumda. Bu aynı zamanda nitelikli kent merkezinin terki demek. Bu noktada bu fakültenin burada kalması, Mimar Muzaffer'in bu eserinde, yapılış amacına uygun olarak Mimarlık Fakültesi'nin, bir eğitim yapısı içerisinde eğitimine devam etmesi, fonksiyonun sürekliliği açısından ve yapıya kazandırdığı değer açısından da önem taşımaktadır. Bu yapı yaklaşık 100 yıl önce bir eğitim yapısı olarak tasarlanmış. Yine eğitim yapısı olarak devam etmesi yapının doğasına uygun olanıdır. Daha önceleri bu fakülte Selçuk Üniversitesi kampüsündeydi. Bu fakültenin mensubu öğretim üyesi olarak şunu belirtmeliyim ki: Konya'ya Türkiye'nin farklı illerinden gelen öğrenciler, çoğu zaman kent merkezini görmeden, Karatay Medresesi'ni görmeden memleketlerine dönüyorlardı. Şimdi bu mekanlarda dersler işleniyor. Ayrıca öğrencilerin bir Karatay Medresesi'ne, Alaadin Camii'ne, kent merkezine, Hz. Mevlana'nın Türbesi'ne yakın olması, kentle üniversitenin etkileşimini sağlamakta ve verimi de arttırmaktadır. Mimarlık ve Planlama bölümlerinin kent merkezinde olması, yerel yönetimlerle üniversite arasındaki protokolleri ve işbirliğini de güçlendirecektir.  için en iyi laboratuvar kenttir, bu nedenle mimarlığın kent merkezinde olması gerekir. Avrupa kentlerindeki Mimarlık okulları da ya kent merkezindedir, ya da yakınındadır. Mimarlık ve planlama kentten beslenir. Şu sıralar Fakülte'nin Masera'ya taşınması söz konusu. Süreçten haberimiz var. Bu noktada aslında Mimar Muzaffer'in bu kıymetli yapısına düşünülen fonksiyonun, seçim öncesi yayınlanan manifestonun da ruhuna uygun olarak ve yapının bu bölgeye olan katkısı da düşünülerek başka bir yapıya kaydırılabileceğini düşünüyorum. Örneğin Sanayi Mektebi gibi çok nitelikli, lokasyonu çok iyi, eski kent merkezinde ama verimli kullanılmayan bir binaya, buraya düşünülen fonksiyon taşınabilir. Kentlerimizde genel ve acil olarak görüntü kirliliği önlenmeli ve Konya kentinde yapılarda renkte kısıtlamaya, tabela kullanımlarında düzenlemelere gidilmeli. Tabela ve ışıklı levhalardan tarihi binaları, kentin dokusunu fark edemiyoruz. Kent estetik komisyonun bu noktada daha dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum. Bu tür kararların kent estetik komisyonu ya da başka bir başlık altında daha kapsamlı, daha bilimsel alt yapısı olacak bir şekilde ele alınması gerekiyor. Üniversitelerden bu konuyla ilgili mutlaka destek alınmalı. Aslında uygulama anlamında bu konuda çok güzel örnekler var. Bu örnekler incelenebilir.



Kazım ÖZÇELİK:ilk defa bir seçim manifestosu kent üzerine oldu. Bu da meslek alanlarını heyecanlandırdı. Mimarlar Odası olarak ne düşünüyorsunuz?
Dr. Armağan Güleç Korumaz: Aslında son yıllarda ilk defa bir seçim manifestosu kent üzerine oldu. Bu da meslek alanlarını heyecanlandırdı. Bu manifesto maddeleri aslında bizim yıllardır söylediğimiz ve savunduğumuz şeylerdi. Biz Mimarlar Odası Olarak bu manifestonun takipçisi olacağız. Burada önemli olan manifestonun nasıl uygulanacağı. Ama şunu da belirtmekte fayda var: bunu da belediyeler tek başına yapamaz. Bu noktada belediyenin mutlaka meslek odalarından ve üniversitelerden destek alması gerekiyor. Bu manifestonun uygulanması belediyelerin de öncüsü olduğu  bir ülke mimarlık politikasının uygulanmasından geçmektedir. Şu an Türkiye'de uygulanan bir Mimarlık politikası yok, hazırlık çalışmaları var. Birçok ülke Mimarlık uygulamalarında bu politikayı takip ediyor. Her ülkenin kendine özgü olan ulusal bir politika.  Bu politika, mimarlık uygulamalarında standartları yukarı çekme hedefini benimsiyor, nitelikli yapılara ulaşmanın yollarını arıyor, mimarlık meslek kuruluşlarıyla kamu kurumları arasında işbirliği ortamları sağlamayı amaçlıyor. Tüm inşaat sektörü için yüksek nitelik, yüksek kalite, yüksek standartlar, sürdürülebilir kalkınma, mimari mirasın gelecek nesillere aktarılması ve mimarlıkta yenilikçi yaklaşımlar gibi başlıklardan oluşan bir meslek politikası anlayışı. Umarım en kısa zamanda biz de nitelikli yapılı çevrelere ulaşırız.
Kazım ÖZÇELİK: Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Son olarak neler söylemek istersiniz?
Dr. Armağan Güleç Korumaz: Ben teşekkür ederim...  
 
Yorumlar
Personel Alımı ve Diğer İlanlar için Tıklayınız
SON DAKİKA HABERLERİ