ŞAKA MI, SAYGISIZLIK MI ???
Beşten Dördü Gitti, Biri Kaldı!
Mekke Anlaşması
ÇİN TİYATROSU VE BİZİM FİGÜRAN GAZETECİLER
Fahri Ticaret Müfettişliği Sistemi Getirilsin
ATA YURDU AYMANAS
Kandırıldıkça Göğerenler
OSMANLIDA BİR RAMAZAN NASIL GEÇERDİ?-2-
GAZZE, MEKKENİN FETHİ ÖNCESİ DÖNEMİ YAŞIYOR
TÜRKİYE’NİN AFRO-AVRASYA’NIN BÜTÜN ENERJİ VE TEDARİK KORİDORLARINDA VE HATLARINDA YÜKSELEN GÜÇ ETKİSİNİN STRATEJİK GÜÇ ÇARPANI MİMARİSİ DAHA DA DERİNLEŞİYOR.
BİRAZ…
Bir Kelimenin Peşinde Yirmi Yıl, Bir Medeniyetin Peşinde Asırlar
GENÇLİĞİMİZİ ve GELECEĞİMİZİ TEHDİT EDEN EN BÜYÜK TEHDİT UYUŞTURUCU BAĞIMLILIĞI BELASI
24 Temmuz Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in Doğum Günü ve Türkistan Cedit Hareketinin Öncülerinden MahmudHoca Behbudi’nin 150. Doğum Yıl Dönümü Etkinliği
TOPLUMSAL YOZLAŞMA VE OKUL MEZUNİYET PARTİLERİ
Bu Ne Perhiz ? Bu Ne Lahana Turşusu ?
Konya’da iyi ki belediyeler var! Vatandaş ekmek ve etliekmek zammına tepkili…
AYDOĞDU’DAN DÜNYA BELEDİYELER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA…
İĞNE ELİMDEYDİ, SÖKÜĞÜ GÖREMEDİM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
Ali Özek'in 2012 yılında Ramazan Yıldırım tarafından sesinden yazıya dökülen "ELMALI'DAN ALMATI'YA ALİ ÖZEK'İN HATIRALARI” kitabı yakın tarihe dair önemli bilgiler içeriyor.
Hatıratın içeriği ülkenin Osmanlı'nın son dönemlerinde oluşmuş günümüze kadar gelmiş "Türkçü-İslamcı-Batıcı” grupların "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma” yolunda ve "kendilerine özel” tarih oluşturma çabalarına ciddi eleştiri getiriyor.
Okurlarımı yönlendirmeden hatıratta çok daha fazlası olan tespitlerin bazılarını aşağıya; sadece "hakikat aşığı” insanların dikkatine sunmak istiyorum.
Hasan Basri Çantay ve M. Akif Ersoy: Mustafa Kemal'den Hükümet Kurma Teklifi
"İstanbul'a yerleştikten sonra Hacı Raif Bey'le Küllük kahvesine giderdik. Bir de Hasan Basri Çantay'ı ziyaret ederdik. Beyazıt'ta oturuyordu. Yaşlı bir adamdı. Ondan da çok şey dinledik. Çantay'ın anlattıklarından en çok aklımda kalan şudur. Tarihini tam hatırlamıyorum ama Mehmet Âkif o zaman hâlâ Türkiye'de. Mehmet Âkif buradayken Mustafa Kemal onun da içinde bulunduğu dindar guruba hükümeti kurma yetkisini veriyor. Yani o günün muhafazakâr mebuslarına hükümeti kurun diyor. Başbakan olarak kimi düşünüyorlardı, onu bilmiyorum ama herhalde Hasan Basri Çantay'ı düşünüyorlardı. "Bu görevi bize verdi. Biz de toplandık fakat hiç kimse vazife kabul etmedi. Mehmet Âkif'e Milli Eğitim Bakanlığını teklif ettik, kabul etmedi. Bir gün sabah ezanı okununcaya kadar yalvardık. Gene de kabul etmedi. O yüzden kabahat bizdeydi. Eğer hükümeti kurabilseydik, bu işler böyle olmazdı” derdi.” (s.160)
Ömer Nasuhi Bilmen: Mustafa Kemal'den Mecelle'nin Güncellenmesi Görevi
"Ömer Nasuhi Hoca, her zaman eski dönem mevzuları açıldığında, "Kabahat bizdedir” derdi. Şunun için kabahat bizdedir derdi. Mustafa Kemal o senelerde bir "Tâdili Mecelle Komisyonu” kuruyor. Çünkü mecellenin ahvâli şahsiye kısmı zaten hazır. Ömer Nasuhi Hoca da bu komisyonun içinde. O zaman Mustafa Kemal'in emriyle şu kararı veriyorlar. Mecellenin tamamı dört kısımdan oluşmaktadır. Ahvali şahsiye, ticaret kısmı, ceza hukuku ve muâmelâtı diniye. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir İslâm Devleti olduğu için batı kanunlarını almak yerine Mecelleyi tamamlayıp uygulamaya çalışıyor. Ömer Nasuhi Bilmen'e de ibadet hukuku kısmını veriyorlar. Ömer Nasuhi Bilmen'in bir ilmihâli var. Bu ilmihâl maddeler halinde yazılmış. Aslında onu İbadet Hukuku olarak hazırlamış. Sonra bu iş olmayınca onu "Büyük İslâm İlmihâli” diye neşretmiş. Bu komisyona 10-15 kişi seçiliyor. Hepsine bir bölüm verilmiş. Onların hazırlayıp getireceği taslak mecliste görüşülerek uygulamaya konulacak, zamanla da geliştirilecek. Program bu. Altı ay kadar da bir süre vermişler. Ömer Nasuhi, "Altı ay sonra, birisi ben olmak üzere iki üç kişi dışında hiç kimse bir şey hazırlayıp getirmedi” diyor. O zaman Mustafa Kemal, bunlara kızıp bağırıyor. Olmaz böyle şey diyor. Sonra da batı hukukunu almaya karar verdiler diye anlatıyordu
Ömer Nasuhi Hoca onu için daima "Kabahat bizdedir” derdi...” (s.204)
Mustafa Kemal-Ahmet Cevdet Paşa Mecelle-Batı Hukuku-Osmanlı
"Zaten Mustafa Kemal batıdan hukuk alan ilk kişi değildir. Çünkü Osmanlı Devleti "Ticaret kanununu” Almanya'dan, "Ceza kanununu” İtalya'dan almış. Zaten dini şeyleri de saf dışı ediyorlar. Geriye medeni kanun kalıyor. O kısım mecellede tam olmamış ama madem Osmanlı iki ayağı almış, üçüncüyü de ben alayım diyor. Gerçi Osmanlı üçüncüyü de, yani Fransız Medeni Kanununu tercüme ettirip Fransa'dan almış. Uygulama safhasına geldiğinde Ahmed Cevdet Paşa Adliye Vekili oluyor ve bunu durduruyor. Yoksa Osmanlı bunları zaten almış. O da Fransa yerine İsviçre'yi alıyor. Dolayısıyla sistem bu şekilde değişiyor. Onun için Ömer Nasuhi Hoca "Kabahat bizdedir” diyor. Birkaç defa dinledim kendisinden, bunu açık açık söylerdi.” (s.205)
Mustafa Sabri Efendi ve II. Abdülhamit:
"Mustafa Sabri Efendi'nin bir sözü var. "Abdülhamid'i devirdikten sonra sevinçten bir hafta gözümüze uyku girmedi” diyor. Bunu Mısır'da söylemişti. Belki Ali Ulvi Kurucu da bunu hatıralarında nakletmiş olabilir. Ben bunu Mustafa Runyun'dan şahsen duydum. Abdülhamid'i devirmek suretiyle her şeyin hallolacağına inanıyorlardı. Aynı şey Mısır'da Kral Faruk'a yapıldı. (İhvan-ı Müslimin'de aynı hataya düşmüştü). Fısıltı gazetesinde dedikoduyla masonların, siyonistlerin uydurduğu birtakım şeyler var. Mesela Abdülhamid'in saraydaki tuvaleti altındanmış. İşte şu kadar cariyesi var gibi o kadar çok şey uydurmuşlar ki Abdülhamit aleyhinde.” (s.206)
Taha Hüseyin ve Fransız Eşi:
"Taha Hüseyin, fikirleri Ezher Ulemâsı tarafından beğenilmeyen ve tenkit edilen bir kişi, çünkü doktorasını Fransa'da yapmış ve bir Fransız'la evli. O da gayr-i Müslim bir kadın. Taha Hüseyin'i, Taha Hüseyin yapan aslında o kadındır. O yüzden de âmâ olmasına rağmen senelerce Milli Eğitim Bakanlığı yaptı. Ayn-ı Şems Üniversitesi'ni kurdu. Kabiliyetli, değerli bir insan, edebiyatta dâhi bir kimsedir.” (s.221)
Cemalettin Afgani, Muhammed Abduh, Reşit Rıza, Şekip Arslan, M. Kamil Paşa:
"İslâm âleminde düşünce bakımından büyük hareket Mısır'da başlıyor. Cemalettin Afgani, Muhammed Abduh, Reşit Rıza, Şekip Arslan, Mustafa Kamil Paşa gibi çok tanınmış fikir adamları var, çünkü Mısır'ın Avrupa ile teması Osmanlı'dan öncedir. Bunların hepsini okudum. Bu şahsiyetlerin hepsi birer ekoldür. Bu fikir adamlarının temel düşüncesi "Mevcut İslâmi birikim ile bugünkü İslâm dünyasının problemlerini çözemeyiz. Bunun için içtihat edip, yeni yorumlar yapmamız lâzım” şeklindedir.” (s.221)
Türkiye'de İslami Düşünce:
"Şu anda Türkiye'de de İslâmi düşünce gelişiyor. Bunda bu tercümelerin rolü var. Bunun dışında Türkiye'deki dini tahsilin, imam hatip okullarının, ilahiyat fakültelerinin de bu gelişmede etkisi var. Ama medrese taraftarları ve bazı tarikatçılar hâlâ buna direniyor.” (s.223)
Ebu Hanife ve Kadın Hakları:
"Mesela Ebu Hanife'ye göre kadın tamamen hürdür, müstakildir, kendi kendini idare edecek güçtedir. Bu tabi evlenme meselesiyle ilgilidir. Ebu Hanife'ye göre kadın velisiz evlenebilir çünkü insandır. Aklı vardır. İyiyi, kötüyü fark edebilir. Ayrıca bir veliye, desteğe de ihtiyacı yoktur. Bütün mezheplerde kadının velisiz evlenmesi yasaktır. Hanefi mezhebinde de veli vardır ama Ebu Hanife'de yoktur. (s.229)
Zemahşeri-Keşşaf
"Ben Keşşaf okuturken çok itirazlar oldu. Birçok hoca gelip benimle başka bir tefsir okut diye tartıştı. Dersleri daha çok Fatih Camii kütüphanesinde veriyordum. Sonra Fatih Kur'an Kursunun Derneği bir organize yaptı. Bir ekip oluşturalım dedik. Ali Fikri Yavuz'un yönetiminde Ahmet Vanlı, Sadrettin Yüksel, ben ve bir de başka genç bir arkadaş bir organize yaptık. Bunu yaparken Keşşaf'tan başka bir tefsir okutalım diye ısrar ettiler. Ama kabul etmedim.”(s.237)
Sadreddin Yüksel-İran-Cuma Namazı
"Sadrettin Hoca Türkiye'de cuma namazının kılınamayacağını söylerdi. İslâm şeriatını uygulama konusunda İran'ı örnek gösteriyordu. Vakfa bir gelişlerinde kendisine İran'a hiç gittin mi diye sordum, "Gitmedim” dedi. Bunun üzerine "Ben üç dört kere gittim. Sana yanlış bilgi vermişler. İran senin zannettiğin gibi şeriatı uygulayan bir ülke değil. Gazete haberlerine göre hüküm veriyorsun. Önce gidip görüp, tahkik etmen lâzım.” dedim.” (s.238)
En Büyük Engel: Hocalar, Şeyhler ve Din Adamları:
"Ben her zaman şunu söylüyorum. İslâm ümmetinin önündeki en büyük engel hocalar ve şeyhlerdir. Bunlar kendi aralarında anlaşamazlar, milleti de böyle bir taraftan öbür tarafa sürükleyip dururlar.” (s.239)
"Museviliği hamamlar Hıristiyanlığı papazlar bozmuştur. Müslümanlığı ise bazı hocalar ve şeyhler hurafe ve bid'atlerle karıştırmışlardır.” (s.358)
Yaşar Nuri Öztürk
"Yaşar Nuri Öztürk benim dönemimde hoca olanlardandır. Asistandı ve yeterlilik tezi hazırlıyordu. Bir süre sonra Yaşar Nuri'den şikâyet gelmeye başladı. Gece bölümünde blok ders yapıyorduk. Bu doksan dakikalık dersi kırk beş dakika yapıp, bırakıp gidiyormuş. Ben de yanıma çağırdım ve bunun sebebini sordum. "Ben 90 dakikalık dersi 45 dakikada yapıp bitiriyorum” dedi. Kendisine "Bu senin icat ettiğin bir düşünce tarzıdır. 90 dakikalık ders 45 dakikada bitmez. Hem sonra haksız kazanç elde ediyorsun. Devlet sana 90 dakika için maaş veriyor. Sen onun 45 dakikasında vazife yapmıyorsun ama karşılığını alıyorsun” dedim. Biraz tekdir ettim. Tasavvuf dersi okuttuğu için hakkında başka şikâyetler de vardı.” (s.251)
"Arife işaret yeter” kabilinden bu kadarla yetinelim; devamı için işi önemseyenler hatırata müracaat edebilirler.
(Hatırata ulaşamayanlar cmpasli@gmail.com a mail atarlarsa PDF'ini gönderebilirim.)
Beşten Dördü Gitti, Biri Kaldı!
Kullukta Kolaya Kaçmak!
Kaleme Yemin Olsun ki… (Alzheimer/Demans)
Top Çevirirken; Şeytanın İnananlara Sağ Taraftan Attığı Goller
Yüksek Sesle Konuşmak ve Kötü Kokmak Caiz mi?
Cevher mi, Cüruf mu, Köpük müyüz?
Yardım Değil Destek!
Hey Gidi Günler Hey!
Beni Seviyorsanız Resulümün (s.a.v.) Ahlakını Kuşanın! (3/31)
İki Ayetle İman ve Salih Amel