TÜRKİYE’NİN AFRO-AVRASYA’NIN BÜTÜN ENERJİ VE TEDARİK KORİDORLARINDA VE HATLARINDA YÜKSELEN GÜÇ ETKİSİNİN STRATEJİK GÜÇ ÇARPANI MİMARİSİ DAHA DA DERİNLEŞİYOR.
2025 - 2026 yılları arasında ABD'nin bir kol mesafede yanında tuttuğu Siyonist İsrail ile birlikte İran'a açtığı iki savaşın tozu- dumanı ya da kalın sis örtüsü kalktıkça Batı ve Doğu'nun hegemonlarının stratejik çıkarlarına dayalı parametrelerinin şekli-şemali belirmeye başladı.
Dışişleri Bakanımız Fidan bu son İran-Abd savaşının daha başında "Tasarlanmış Bir Kaosun İçindeyiz" derken eskiyen yerleşik paradiğmaların yeniden üretilmesi sürecinin başında ve içinde olduğumuzu ifade etmesi bugün için daha anlaşılır bir anlam kazanmıştır.
Çünkü Kadim Türk Devlet Aklı daha yeni bir milenyuma (2000 yılına) girmenin arifesinde dünyada gidişatın kaotik seyrinden ülkeyi nasıl sıyırabilirizin ön hesaplarına başlamıştı.
1999 Depremi ile Türkiye çok yönden hayli hırpalanmış haldeydi.
Siyasi hayat istikrarsız halde kaos üretiyordu.Koalisyon hükümetleri Devlet'in Bekası yerine günü kurtarmaya çalışıyordu.
ABD,İngiltere ve Almanya stratejik hesaplarına dayalı olarak Türkiye üzerinde nüfuz mücadelesi içindeydiler...
1999 Depremi'nin hemen ardından ABD Başkanı Clinton Türkiye'ye resmi ziyarette bulundu.
TBMM kürsüsünden şöyle bir açıklamada bulundu:21.yy.Türklerin yüzyılı olacak.."
ABD Başkanı'nın bu ifadesi iç siyasette sarsıntı yarattı.Bu da nereden çıktı gibisinden abuksabuk tartışmalar başladı.İngiliz ve AB taraftarları"anti-Amerika" kışkırtmaları ile iç cepheyi ABD'ye karşı hareketlendirdi...O yıllarda ABD Tek Kutuplu Dünya Düzeni'nin dümenindeydi ve iç cephesinde Küresel Siyonist Oligarşinin nüfuzu hat safhadaydı.Clinton yönetimi ABD'nin Tek Kutuplu Dünya Düzeni'nin başında ama Siyonizm adına o koltukta oturuyordu.Ayrıca Siyonist İsrail'in iç cephemizde ve devletin içinde ki nüfuzu da hat safhadaydı.O nedenle Afro-Avrasya hatlarında Türkiye'nin jeopolitik konumu ABD için olduğu kadar İngiltere ve AB içinde stratejik önemdeydi.
Afganistan'dan tüm Ortadoğu coğrafyasına ve Güney Kafkasya ve Basra Körfezi'ne ve hatta Batı Balkanlar'a kadar Türkiye'yi çevreleyen cografyalar kaos içinde belirsizlik travması ile kaynıyordu.Can alıcı olayları kısa kısa geçelim.
#Şubat1989 Ruslar Afganistan işgaline son vererek çekildiler...
#Abd,Irak'ın Kuveyt'i işgali üzerine 1.Körfez Savaşını başlatı.Ocak 1991 de başlayan savaş Şubat 1991 de Bağdat önlerine kadar gelmesine rağmen ABD ani bir kararla geri
çekildi...
#ABD İkiz Kuleleri yıkan saldırı bahanesiyle bütün müttefiklerinden oluşan 130 bin kisilik bir askeri güçle 2001 Ekim ayında Afganistan'ı işgal etti.
#ABD,Mart 2003 Ekim ayında Arap ülkeleri ve de İsrail dahil müttefik gördüğü ülkelerle 2.Korfez savaşını başlattı ve savaş Irak'ın işgali ile sona erdi.
Dikkat ederseniz bu yukarıdaki kaotik yıllarda Türkiye iç cephesinde gelişen olaylar ile ülkemiz çalkantı içindeydi.Abd-İngiltere ve AB'in Türkiye üzerinde nüfuz tesis etmek için birbirleri ile didiştiği yıllardı o yıllar...Üstüne üstelik buna bir de 2001yılında dıştan Küresel Siyonist merkezden tetiklenen ekonomik krizi patlayınca alışılmış çaresizliğe düşürülmüş bir Türkiye manzarası oluştu...
Bütün bunları kısa da olsa neden anlattığıma gelince...O günlerden bugünlere uzanan yoldan geçerek bugünkü kudretli Türkiye'nin başarı sırrı neydi sorusunu duyar gibiyim..Yine kısaca açıklamaya çalışayım..
Kadim Türk Devlet Aklı bin yıllık tarihsel parametrelerini masaya yatırarak zamanın ruhuna uygun bir yeni paradigma üretme kudretini harekete geçirdi... Etrafı ateş çemberine alınmış ve derinleşen en zayıf anında işgale ve parçalanmaya maruz bir kaosun tetiklenmesi ile olabilecekleri berhava etme yolunda yeni bir diriliş hamlesinin yol haritasını acilen hayata geçirmek için uzun zamandır üzerinde çalışması yapılmış projeksiyonları sahaya aktarma zamanlamasıyla harekete geçildi..
2001 yılında,dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner başında bizzat bulunduğu bir Çalışma Grubu ile Milli Guvenlik Kuruluna bir rapor sundu..
Bu raporu analiz etmenin şimdilik yeri değil.Ama bu raporda şöyle bir ifade vurgulu biçimde yer alıyor: "...şayet 30-40 yıllık bir zaman dilimi içerisinde Ülkemizin varlığını ve bekasını korumak için harekete geçmez istek ..." diye başlayan ifadede neler olabilir,sıralamaya başlayalım: Devlet'in bütün kurumlarında görevlilerin asabiyet,aidiyet,sadakat ve liyakat bağları güçlü olanların görev başına gelmesi...siyasetin taşıdığı unsurların zaman içinde eritilmesi..toplumun her alanında milli unsurların, toplulukların,organize yapıların mobilize edilmesi..
Toplumdaki bütün melanetli,kirli ve hain yapı ve unsurlar,zamana uygun olarak etkisiz kılınması...
Ekonomi, sağlık,eğitim,güvenlik,savunma vs.alanlarda zamana uygun biçimde yenilenme..
Planlı ve programlı hareketin ilk sonucu 3 Kasım 2002 seçimi ilk meyvesini verdi.O güne kadar siyaset kulvarında siyaset yapan partiler ve liderleri küllen sahneden düştüler..Ak Parti ve CHP parlamentoya girdi.Hukumeti Ak Parti Kurdu ve Başbakan A.Gül⁶ oldu...üç ay sonra A.Gül görevden bir bakıma alındı ve yerine Parti'nin genel başkanı R.Tayyib Erdoğan Başbakan olarak geldi.
O günlerden bugünlere Kadim Türk Devlet Aklı o yukarda ifade ettiğim 30 ve 40 yılın hayata geçirilecek projeksiyon tasarımlarını birbir hayata geçirerek gerisi için yoluna devam ediyor.
Bu Yolda ilerlemek kolay olmadı.İhanetler,isyan provaları, dış güçlerin müdahaleye davet girişimleri ve beklentileri,devletin içine derinlemesine sızanların meydan okumaları vs. nihayetinde 2016 yılının 15-16 Temmuz günü NATO ve Pentagon'un Siyonist kanatlarının altında ülkemizdeki FETÖ ihanet örgütü marifetiyle başlatılan kanlı darbe girişimi bastırıldı.
Türk Devleti'nin güvenlik kurumları başta olmak üzere Fetö ihanet çetesi yukardan aşağıya doğru ayıklandı ve tasfiye edildi.
Bu benzer tasfiyeler ilerleyen yıllarda yapılan operasyonlarla durmaksızın devam etti.
FETÖ düzeyinde devlet ve toplum için tehdit haline gelen son temizlik harekatı operasyonunu da kısaca zikretmekte fayda var.
FETÖ ihanet yapılanmasının uzun yıllara dayalı olarak diğer partilere ve sivil toplum örgütlerine sızma çalışmasının hedefinde CHP'yi de özellikle 15 Temmuz ihanet kalkışmasıdan sonra gördük.Ardi ardına bir kaç operasyonla CHP'ye yerleştirilen unsurlar çok kısa sürede tepe yönetimine kadar yukseldiler.Deniz Baykal'a yapılan operasyonun ardından Batı istihbarat örgütlerinin Siyonist kanatları bu operasyonları etkili olarak yönettiler.2019 ve 2024 yerel seçimlerinden başlayarak bu sızma kadrolar belediyeler aracılığıyla CHP üst yönetimine de yerleştiler.Kurultaylar belediyelerden gelen kirli paralarla delegeler satın alınarak Kılıçdaroğlu bir omuz darbesi ile devre dişına alındı.Chp'de bu iç operasyonu Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu yönetti.Türk Devleti olan biteni yakından izledi ve yine zamanın ruhuna uygun bir zamanlamayla yaptığı operasyonla bu çetenin tüm yolsuzluk ve ahlaksızlıkları ortaya çıkarılarak yargıya taşındı.Bu çetenin gelinen son aşamada ele geçirdikleri parti ellerinden alındı.Kurdukları yeni parti'nin kaderi ve akibeti ilerleyen günlerde mahkemelerden çıkacak kararlarla belli olacak...
Bu son on yıl içinde Türk Devleti birikmiş kudretiyle öyle büyük hamleler yaparak ülkeyi bugün dostun ve düşmanın gıpta ile baktığı bir güce dönüştürdü.
Demek ki,Türk Devleti bölgeselden küresele uzanan hatlarda çoklu denklemlere dayalı stratejik hamlelerini ardıardına yapması onun kadim tarihten gelen devlet aklının günümüzde sahada yansıması olduğunu görmek lazım.
Güney Kafkasya'da Adriyatik kıyılarına kadar çoklu dengeleri birbirine ulayarak bir güvenlik ekseni saglaması ile...Libya'dan Doğu Akdeniz'e uzanan hatta Mavi Vatan
Stratejik hamlesiyle bir yeni güvenlik kuşağı oluşturması ile... Afrika'nın Sahel bölgesi ve Altın Boynuz coğrafyasında Doğu Akdeniz-Hint Okyanusuna uzanan Kızıl Deniz hattında yeni bir stratejik güç merkezini Somali'de olusturması ile... Basra Körfezi'nde Katar'da ki tesis ettiği askeri üs ile ...Türk Devleti bütün hatlarda ve coğrafyalarda askeri muhkem mevziler elde etti.
Şimdi ise, ABD-İran arasında iki yıldır süregelen savaşın yarattığı ortamda küresel enerji ve tedarik hatlarında ve koridorlarında ki kaos,belirsizlik ve tıkanıklıklar tehlikeli bir seyire doğru ilerliyor.
Hali hazırda küresel Batı ve Doğu'nun hegemonları hali hazırda kalıcı bir çözümden çok uzaktalar.
Çünkü onların hali hazır stratejik güvenlik mimarileri çıkarları nedeniyle kısa vadede masada bir çözüm ortamı sağlamaktan uzak.
Öyleyse,yer küre için tehlike arzeden ticaret hatları ve koridorları hususunda kıyamet senaryosuna kadar pek çok senaryo üzerinden yazılıp çizilenleri bir yana bırakarak,Afro-
Avrasya mevcut koridorlar ve de yeni oluşturulması süren veya düşünülen koridorları şöyle bir gözden geçirmekte fayda var.
#-ÇinRusya üzerinden Avrupa'ya uzanan Kuzey Koriidoru Ukrayna savası nedeniyle kapalı.
#-Gürcistan-Kırım arasında İngilizlerin Kırım' da inşa ettiği büyük bir limanı Gurcista'a bağlayan Karadeniz Koridoru.Bu hatta Ruslar'ın Kırım'ı işgali ile hiç açılmamıştır.
#-Irak,-Suriye üzerinden Doğu Akdeniz'e uzanan ticaret yolu.Bu hatta ABD'nin Irak'a başlattığı Körfez savaşları sonrasından bugüne kadar kapalı.Son günlerde açılması yeniden gündeme geldi.
#-Suudi Arabistan-Ürdün ve Türkiye arasında eski Hicaz Demiryolu Hattının bugünlerde açılması gündemde.
#-Rusya'dan İran'a uzanan uzanan kuzey-güney ulaşım yolu yoğun olmamakla beraber çalışır halde.İlerde Rusya'yı Hint Okyanusu'na baglaması açısından önemli bir hat olacak.
#-Çin-Türkistan-Türkiye boyunca uzanan Zengezur bağlantılı Orta Koridor.Bu koridor Pekin-Londra arasında en önemli ve kârlı bir uzun hat.sürekli akışkan bir koridora hala dönüşemedi.
#-Hindistan-BAE-Suudi Arabistan-Ürdün-İsrail uzerinden Avrupa'ya uzanan İMEC Koridoru.Ortadoğu'daki yeni dengeler bu projeyi rafa kaldırdı.
#-Türkiye'nin kararlı ve iddalı olarak inşasına giriştiği ve de bölge ülkelerden destek de alan Türkiye-İrak'ın Fav Limanına uzanan kara ve demiryolu bağlantılı Kalkınma Yolu.Bu koridorun önemli bir özelliği de İran-Abd savaşının yarattığı belirsizlik ortamında bütün koridorlara eklemlenecek bir hat olması.
Böylece bu koridorların ve hatların tam da ortasinda ve Afro-Avrasya'nın Kalpgahı olarak bilinen Türkiye'den başka hiç bir ülke ya da güç bu hatları ve koridorları güvenlik açısından işler halinde koruyamaz.
Çunkü Türkiye Afro-Avrasya'nın tam da ortasında yüksek düzeyde teknolojilerle donanımlı savunma ve güvenlik gücüyle ve de bölge ülkeleri ile ikili anlaşmalarla ve de daha geniş cografyaları kapsayan stratejik Eksen Anlaşmaları ile Orta Ölçekli Devletler içinde Küresel Hegemon güçlere bir kol mesafede jeopolitik konumundan da dolayı stratejik ilişkileri kolayca yürüyebilen ender bir ülkedir.
Öte yandan,Türkiye Küresel Batı ile bir çok anlaşmalarla bir birliktelik içinde olmakla birlikte Küresel Doğu ile de ortak çıkarlara dayalı olarak her alanda işbirliği yapabilmektedir.
Türk Devleti, Cumhuriyet idaresinin kuruluşunun yüzüncü yılında Yeni Türkiye Yüzyılı Milli Güvenlik ve Savunma Doktrinini açıklarken Stratejik Özerklik konseptini olmazsa olmazı olarak ileri sürmüştür.
Küresel masalarda,zirvelerde ve devletten devlete ikili temaslarda bu hususda Türk Devleti'nin hassasiyeti artık aleniyet kazanmıştır.
Nahit Tören,,3 Ağustos 2026
Yazarın Diğer Yazıları