CAN ÇEKİŞEN İNSANLIK

"Çağdaşlık, demokrasi, insan hakları, eşitlik, adalet” söylemlerine rağmen "insanlık can çekişiyor.”

Aylan bebekler ölüyor. Milyonlarca Müslüman katlediliyor. On milyona yakın insan göçebe. Kadın, ihtiyar, çoluk-çocuk karda-kışta hayata tutunmaya çalışıyor. İnsanlık kılını kıpırdatmıyor.

Batı Medeniyeti'nin temelleri; "Yahudi inancına, Roma hukukuna ve Yunan felsefesine” dayanır.

İşte Yahudi İnancının kadına bakışı ile ilgili bazı Muharref Tevrat bölümleri: (Musa AS'ı tenzih ederim)

Musa Onlar'a "yaşlıyı, genci, genç kızı, kadını, çocukları öldürün” dedi. (Tevrat-Ezechiel/Bab 9-6)

"Bütün kadınları sağ mı bıraktınız" diye çıkıştı. (Tevrat-Çölde Sayım/ Bab 31-15)

"Şimdi bütün erkek çocukları ve evli kadınları öldürün” dedi. (Çölde Sayım/ Bab 31-17)

"Bekar kızları kendiniz için sağ bırakın” dedi. (Tevrat-Çölde Sayım/ Bab 31-18)

Yahudi "TELMUD” ‘una göre ecnebiler (Yahudi olmayanlar) "köpek” ve "eşek” tir. Bir Yahudi'nin bir ecnebiyi tehlikeden kurtarması "haramdır”, öldürmesinin ödülü ise "cennettir.”. (Hakikat-ul Yehud, sayfa 17)

Öldürmeyi, esir almayı ibadet sayan Yahudi ve Batılı katillerin masalları ile kadınlar günü kutluyoruz.

Kocası öldürülen, çocuklarıyla korumasız ve çaresiz bırakılan milyonlarca kadın var iken kadınlar günü kutlamanın, kadınlarla ve insanlıkla dalga geçmekten başka bir anlamı olabilir mi?

Müslümanlara sadece topla tüfekle saldırmıyorlar. İnsanımızın algısıyla da oynuyorlar.

Yıllardır "feminizm, kadın erkek eşitliği, her işi başarabileceği” biçimindeki algılarla kadının nefsini okşayıp, hırsını kamçıladılar. Kadının evine, eşine, çocuklarına hizmetini kölelik, başkalarına hizmetini çağdaşlık saydılar. "Ayakları üstünde durma, ekonomik özgürlük” sloganlarıyla beynini yıkadıkları kadını yuvadan kopardılar. "Yuvayı yapan dişi kuşu”, isyankâr bir varlığa dönüştürdüler. AB kriterlerine uyma adına bize İstanbul Sözleşmesi'ni dayattılar. Kadına, -delil istenmeden-, bir şikâyeti ile kocasını sokağa atma imkânı verdiler. Eski Yunan, Yahudi Esenni, Saduki ve Lut kavimlerinin eşcinsel sapkınlığını teşvik ettiler ve eşcinsel tercihleri koruma altına aldılar.

TBMM Komisyonu raporuna göre son 2,5 yılda 746.336 erkek evden atıldı.

Eşinin şikâyeti ile evden atılan, sokakta, arabada yatmak zorunda kalan erkek yanlışından dönmüyor. Aksine evliliği kafasında bitiriyor. Bu aile kurumunu çökertiyor. Toplumun temel yapısını dinamitliyor.

Evlilik içi şiddet ve geçimsizlik erkeği evden uzaklaştırarak önlenemez. Mesela; hastanelerin Psikiyatri bölümlerinde 24 saat hizmet veren aile terapi merkezleri açılabilir. Sorun olduğunda ailelerin bu merkezleri araması, uzmanların sorun büyümeden servis araçları ile anında müdahale etmesi ve psikolojik destek vermesi sağlanabilir.

Çağdaşlık, demokrasi, insan hakları, eşitlik, adalet söylemlerinin bir aldatmaca olduğu, bunca vahşete seyirci kalan Batı'nın inandırıcılığını yitirdiği açıkça ortada iken hala AB'ne girme uğraşı intihardır.

Girmeden toplum yapımızı bozan AB'nin girince yapacaklarını düşünmek bile istemiyorum.

Türkiye AB'ye girmemeli, Brüksel Zirvesi'nde mültecileri salarız diyerek serbest dolaşım hakkı almak, yeni fasılların açılmasını sağlamak ve bir miktar para koparmak için mülteci politikasında geri adım atmamalıdır.

Geçici kazanımlara kanarak, Müslümanları insan saymayan, öldürmeyi ibadet sayan bir dünya ile entegre olmak, Milletimizin Bulgarlar, Macarlar, Finliler gibi assimile olmasının yolunu açmak demektir.

Yıkılmak üzere olan AB'nin kuyruğuna takılmak, bizi de onlarla beraber tarihin mezarlığına sürükler.

AB'nin stepnesi olmamalı, şefkat, merhamet ve adaletle mazlumları kucakladığımız tarihle sabit olan medeniyetimizi -kültürel birikimlerimiz ve dinimiz ekseninde çağın ihtiyaçlarına göre- yeniden ihya ve inşa etmeliyiz.

Başta Müslüman halklar olmak üzere, tüm dünya Türkiye'den bunu beklemektedir.

Zira; can çekişen insanlığın buna her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır. Selam ve dua ile…


Yazarın Diğer Yazıları