Soru sormaktan korkmayın! Zira, soru siz özgürleştirir

Soru sormak güzeldir, hakikati ortaya çıkarır.

Hakikat ise sizi özgür kılar.

Ve o gerçek sizin mahşerdeki urbanızdır.

Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah bize sorular sormayı öğretir:

Binlerce ayette bildirilen sorular ve sorgulamalarla adeta bizlerin önü açılır.

Rahman suresinde ""İmdi Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?" ayeti 31 defa tekrar edilerek konu tamam anlamıyla pekiştirilmiştir.

Peygamberimiz ashabını soru sormak konusunda cesaretlendirmiş; ashapta her konuyu açıkça sormuşlardır. Kendinden emin bir şekilde söylediği şeyleri dahi sahabe; önce edeple bu cümlenin vahiy olup olmadığını sormuş, sonra da eleştirerek farklı bir görüş ortaya koyabilmişlerdir.

Bedir'de ordunun konuşlanışı, Bedir esirleri konusu, Hudeybiye antlaşma maddeleri, Uhud savaşı öncesi istişare.

Öncelikle ahkâmla ilgili sorularda ifrata gittiklerinde ise onları uyarmıştır:

""Sizden öncekiler, peygamberlerine çok soru sormaları ve aldıkları cevaplarla amel etmemeleri yüzünden helak olmuşlardır."

Bu tepki üzerine ashap sorularına ara vermiş, bu kez de Hz. Cebrail (a.s.) yolcu suretinden gelmiş ve "İman nedir?, İslam nedir, İhsan nedir?” sorularıyla başlayan meşhur Cibril hadisinin oluşmasını sağlamıştır. Böylece ashaba soru sormaya devam etmeleri hatırlatılmıştır.

Mekke'de imanın tesisinde Dar'ul-Erkam'da, Medine'de Devletin teşekkülünde Asha-ı Suffe'de zeki talebeler nefes almadan soru soruyorlar, Allah Resulü (s.a.v.)'de sabırla, usanmadan, bıkmadan cevap veriyordu.

Erkek kadın ashabını o kadar iyi eğitmişti ki, o günün dünyasında kadınlar birçok konuda çok gerilerde iken, İslam'dan önce araplar kızlarını diri diri toprağa gömüyor iken; kadınlar her tür suallerini bizzat Allah Elçisi (s.a.v.)e iletiyorlar ve cevaplarını dinliyorlardı.

Allah Resulü (s.a.v.) bunu övmüş ve adeta ümmetine de mesaj vermişti:

""Şu Ensar kadınları ne iyi kadınlardır. Dinlerini öğrenmek hususunda kendilerine haya mani olmuyor."

Mücadele suresinin ilke ayetleri, soru soran ve ısrarla sorunun cevabını bekleyen hanımefendinin taleplerine cevap veriyordu.

Raşid Halifelerde Elçi (s.a.v.)'nin yolundan gitmiş ümmet her hak ve şartta halifelere sorular yöneltmişler, sorgulayabilmişlerdir.

Hz. Ömer (r.a.) gibi bir celalli bir zatın cümlesine mescitte milletin içerisinde bir hanımefendi ayet okuyarak eleştirmiş, Hz. Ömer (r.a) "kadın isabet etti, Ömer hata etti” diyerek hakkını teslim etmiştir.

Yine herkese dağıtılan harp ganimeti kumaştan yapılan bir gömlekle hutbeye çıkmış:

"Dinleyin ve itaat edin” sözüne bir sahabe ayağa kalkarak " üzerindeki elbisenin hesabını vermedikçe dinlemiyoruz ve itaat etmiyoruz” itirazını haklı bulmuş, oğlu Abdullah bin Ömer (r.a)'e kalk oğlum elbisenin hesabını ver diye seslenmiştir.

Abdullah bin Ömer (r.a.)'de "ben harp ganimetinden bana düşen hissemi babama hediye ettim, ikimizin hissesini birleştirip bir elbise yaptı” cümlesiyle konuyu izah etmiştir.

İtiraz eden sahabe tekrar ayağa kalkmış, "İşte şimdi dinliyoruz ve itaat ediyoruz” demiştir.

İmam-ı Azam'a, "Siz bu ilmi nasıl elde ettiniz?" diye sorduklarında şu cevabı verir:

"Başkasına söylemekten cimrilik etmediğim gibi, başkasına sorup öğrenmekten de utanıp çekinmedim."

"Bir insanın zekası; verdiği cevaplardan değil, soracağı sorulardan anlaşılır” der Einstein.

Bediüzzaman Said Nursi'de "soru ilmin anahtarı, merek ilmin hocasıdır” buyurur.

Aliya İzzet Begoviç'te sorunun belki de en kıymetlisi olan "eleştiri” üzerinde durur ve Doğu'nun(Müslümanların) kurtuluşunun eleştirel akıl=sorgulayan akıl'da olduğunu söyler:

"Ben olsam Müslüman Doğudaki tüm mekteplere ‘eleştirel düşünme' dersleri koyardım. Batı'nın aksine, Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafın kaynağı budur.”

Güvenç'in dediği gibi, "Bilim, insanoğlunun soru sormasıyla başlamıştır. Üzerinde yaşadığımız dünya ve evren üzerine sorulan geçerli sorulara verilen güvenilir cevaplardan doğa bilimleri;

insanoğlunun kendisiyle ilgili geçerli sorulara verdiği güvenilir cevaplardan ise sosyal-beşerî bilimler doğmuştur.”

Soru, toprağa verilen su gibi bütün tohumların ne olduğunu ortaya çıkarır.

Soru, toprağa verilen ateş gibidir, elması kömürü ayırt eder.

Yazımı hala içimi acıtan bir "hatıra” ile kapatmak isterim.

Bir kız yurdunda üniversite öğrencilerine "Ailede Huzur İçin 9 S” i anlattım.

Soru-cevap kısmında bir kızımız güzel bizim gazetecilikte "kontra” dediğimiz türden harika bir soru sormuştum.

Kızımıza teşekkür ettim, sorudan çok memnun olduğumu ifade ettim ve uzun uzun keyifle cevapladım. Çünkü biz yazarların en çok hoşuna giden kısım, soru cevap kısmıdır. Zira olay tamamen interaktiftir, karşılıklı, coşkuludur.

Hafta içi verdiğim konferanstan sonra Pazar günüm telefonumda kayıtlı olmayan bir arama ile tanımadığım bir genç kız ağlayarak konuşuyordu.

Tanıttı kendini, konferansta soru soran kızımızdı arayan.

Bana sorduğu soru "misafire edepsizlik” görülerek kızımız yurttan atılıyordu.

Daha önceden tanıdığım yurt müdiresini aradım, rica ettim, gerçekten soru benim çok hoşuma gitti, ben çok memnun oldum desem de müdire hanım kararın değişemeyeceğini, "kızımızın başka edepsizlikleri de oldu, o soru bardağı taşıran damla oldu” cümlesini kararlı bir ses tonuyla ifade etti.

Müdire hanıma; "Lütfen, bana sorulan soru bardağı taşıran damla olmasın, hatta affedin, bardağın yarısını boşaltın” gibi çok cümleler kurdum, ama nafile.

Sonra kızımıza döndüm. "Üste para da verseler, senin özgünlüğünü yok edip, formata sokmaya çalışan ve kendini gerçekleştirmeni tehdit olarak algılayan bir çatının altında durma” dedim.

Soruyu o zamanda şimdi de hatırlamıyorum dostlar.

Lütfen, sorun, sorgulayın, sorudan rahatsız olan, sorgulamayı, eleştiriyi hakaret gören herkesi ne yapın biliyor musunuz?

Budayın!

Bahardayız, acımayın, budayın!

Budamazsanız, o kendinde emin zavallıları taşıyamazsınız ve sonunda siz kırılırsınız…


Yazarın Diğer Yazıları