HOŞGÖRÜNÜN BAŞKENTİNDEN GÜLMECENİN BAŞKENTİNE

Selçukya Kültür Sanat Derneği, dur durak bilmiyor. Nerede bir kültür, edebiyat, sanat, şiir, ülkeye ve insanlığa yararlı hizmet varsa oraya koşuyor. Tabir yerindeyse elini değil, gövdesini taşın altına sokuyor. Bu konuda iklimler ona etki etmiyor, kışmış, yazmış, karmış, boraymış fark etmiyor. Her hava şartında Selçukya'yı görmek mümkün. "neme lazım, bana ne, beni ilgilendirmez, kültürse kültür, edebiyatsa edebiyat, şiirse şir, tarihse tarih…” demiyor.

Bu kış kıyamette Selçukya'nın yolu; gülmecenin başkenti Akşehir'e düştü. Hoşgörü başkentinin gönül dostları, gülmecenin başkentine gönül seferi yaptı! "Kalpten kalbe yol gider” sözünün, ete kemiğe bürünmesine vesile oldu. Hava soğuk olmasına rağmen gönüllerin sıcaklığı her yeri ısıttı.

Gülmecenin başkent belediye başkanı sayın Salih Akkaya'nın sıcak, samimi, gönülden muhabbetleriyle karşılaştık. Selçukya şairlerine tam anlamıyla güzel ve unutulmayacak bir ev sahipliği yaptı. Akşehir halkına mükemmel bir duyuruyla Kültür salonunun dolmasına sebep oldu. Buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.

Yolumuz Akşehir'e düştüğü için yol boyunda yer alan ilçelerden Ilgın'a uğradık. Ilgın'daki Lala Mustafa Paşa Külliyesini ziyaret edip camiide iki rekat tahiyyetü'l mescid namazımızı kıldık. Kervansarayı-ki şu anda İşhanı olarak faaliyet yapıyor.- tarihi eserlerimizin bunca zaman ayakta kalabilmesinin sırrına vakıf olduk. Bu sır ne mi? Meslek ahlakı, inanç ve dürüstlük! Bu tür eserler bize; "atalarının yaptığı gibi her işi dürüst ve namusluca yap. Asla hileye, aldatmaya, ayak kaydırmaya…yönelme. Unutma ki, aldatan aldanır.” Diye haykırıyor.

Gülmecenin başkentine geldiğimizde, gülmecenin piri, halk filozofu, güldürürken düşündüren Nasreddin Hoca'nın türbesini ziyaret edip fatiha gönderdik. Yurdun değişik yerinden ziyaretçileri vardı hocamızın. Nasreddin hocamızın fıkralarından derlenen bir park yapılmış. Parka fıkraların resim ve heykellerle somutlaşmış örnekleri yansıtılmış.

Arastayı boydan boya gezme fırsatımız oldu. Aynen Konya'daki bedesten ve tuzcular içi gibi. Bütün binalar elden geçmiş, restorasyona tabi tutulmuş. Arastada, asırlık bir helvacıya uğradık. Orada bizlere; irmik helvası- pekmez ve keçi boynuzu tozu karışımı ikramda bulundular. İsteyen keçi boynuzu tozundan aldı. Bu, her şeye kullanılabiliyormuş.

Arastayı gezerken hepimizin dikkatini çeken ve gerçekten ilginç bir dükkanla karşılaştık ve ayaklarımız ister istemez bizi dükkana girmemize vesile oldu. Tabelada, "terzi” yazıyor, ama usta, terzilik dışında daha hoş bir şey yapıyor; Antika eşya sergiliyor. Eski paralardan, dikiş makinesine, teypten, radyoya, kolyeden, yüzüğe kadar…ne ararsanız bulabileceğiniz her şey mevcut! Vaktimiz olmadığı için daha fazla kalamadık.

Dikkatimizi en çok çeken; batı Cephesi Karargah müzesi oldu. Kurtuluş savaşında, savaş taktiği buradan verilmiş, planlar burada yapılmış. Daha değişik müzelere uğradık. Ücretsiz geziliyor müzeler. Müzeleri gezerken düne gittik ister istemez. Atalarımızın ne zor şartlarda hizmet yaptıklarını, ülkenin girdiği badirelerden çıkması için nasıl büyük bir mücadele sergilediklerine şahit olduk. O dönemde kullanılan savaş araç ve gereçleri, milattan öncelere kadar uzanan; paralar, malzemeler… teker teker sergileniyor. Burayı gezerken Bartın Müzesi gözümün önüne geldi. Akşehir'i bu yönüyle tebrik etmek gerekir.

Saat 15.00'e yaklaşmıştı. Yavaş yavaş Akşehir Kültür Merkezine yöneldik. Zira burada; konferans ve şiir şöleni olacak. Programdan önce şair ve yazarlar Belediye başkanı ve Başsavcıya kitaplarını hediye etti. Bendeniz de; "Gönüller Sultanı” kitabımı takdim etme fırsatına kavuştum. Bu takdimlerden sonra program başladı. Önce, "Akşehir” konulu konerans verildi. Konuşmacı; Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sayın Hüseyin Muşmal idi. Çok kısa ve akıcı konuşmasıyla kimseyi sıkmadan, anlaşılır şekilde Akşehir konusunda katılımcıları bilgilendirdi.

Konferansın ardından, şairlerimiz kendi yazdıkları şiirleri okudular. Her biri hayatı, gerçekleri, bizi anlatıyordu. Bendeniz de; "Ölüm Dediğin” isimli aşağıdaki şiirimi okudum;

 

Ölüm Dediğin

 

Ezan sala arası kısacık an,

Saatler işliyor, geçiyor zaman,

Yaklaşıyor, mezar denilen mekân,

Bir pamuk ipliği ölüm dediğin!

 

Her doğan biliyor, ölüme aday

Yazıldığı anki dilime aday

Omuzda sal, insan seline aday

Tez elden bitiyor ömür dediğin!

 

Dünyaya bakıp da aldanma sakın,

Ya gece, ya gündüz, ölüm çok yakın,

"Genç ve yaşlı” demez o akın akın,

Bir nefes misali ölüm dediğin!

 

Ölümün; seçimi, ırkı rengi yok,

Boyu, posu, yüzü ve de dengi yok,

Bir sesi, soluğu ve ahengi yok,

İlahi kanundur, ölüm dediğin!

 

Tahtı ve sarayı kor, bıraktırır,

Şanı ve şöhreti hepten yaktırır,

Hakkı unutana, gözyaşı döktürür,

Ansızın geliyor, ölüm dediğin!

 

Saçların ağardı, dişin döküldü,

Ayak tutmaz oldu, belin büküldü,

Gözler seçemiyor, gözlük takıldı,

İşaret veriyor, ölüm dediğin!

 

Herkes binecektir o tahta ata,

Hep ikaz eder, bu saltanata,

Ölümle varılır en son vuslata,

Bir "Şeb-i Arustur” ölüm dediğin!


Yazarın Diğer Yazıları