Kazım ÖZTÜRK
Kazım ÖZTÜRK
kazim.ozturk@yenikonya.com.tr

İSRAFLARIN CEREMESİNİ ÇEKECEĞİZ!

01 Ekim 2020, Perşembe günü eklendi.

"Yiyiniz, içiniz israf etmeyiniz”, "Şükrederseniz artırırım, küfrederseniz, azabım şiddetli olur” buyurur Rabbimiz. Buyurur da, hangi birimiz buna uyar? Ne doğru dürüst bir şeyi kullanmayı biliyoruz, ne şükretmeyi! Sadece dilimizin ucuyla; "Allah”, "Peygamber”, "Kur'an, "Ezan”… diyoruz. Samimiyeti kaybettik. Hayatı; lay lay lom sanıyor, nerede akşam, orada sabah edince, "oh hayat bu işte!” diyerek hava atıyoruz.

Çokluktan dolayı şımardık. Şükrü unuttuk. Hamd etmek zaten defterimizde kayıtlı değil. Nasıl olsa en ucuz şey, çok konuşmak, herkesi eleştirmek, bol bol nutuk atmak... iş yapmaya, elimizi taşın altına sokmaya geldiği zaman, "yo, ben burada olamam. Bu, benim kariyerimi zedeler..." gibi laflar ederiz. Nasıl olsa günah keçisi bir hükümet var ortada. Her şeyi onun sırtına sararız, olur biter. Varsa yoksa Tayyip Erdoğan düşmanlığı. Çünkü bu, çok prim yapıyor. Batı kafalı medya bunu işliyor ya, bizde de batı hayranlığı yani gavurluk var ya! Türkiye batmış, haçlıların istilasına uğramış, dolar fırlamış, altın zirveye çıkmış...bunlar tuzu kuruların literatüründe olmayan şeyler.

Sosyal medyada; güzel ezan okuma yarışmaları, güzel Kur'an tilaveti yarışmaları...paylaşılıyor. Bunlar, tabii ki güzel ve yerinde. Pekiyi; güzel ahlak, güzel davranış, iyi insan olma yarışmaları neden paylaşılmıyor? Neden; "ahlaklı insan olalım, iyi bir vatandaş olmanın yollarını arayalım...diye çabamız yok? Yoksa bu konuda samimi değil miyiz? Acaba yeteneğimiz mi yok?

Sevgililer sevgilisi peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) efendimiz; "Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilin; ölüm gelmeden hayatın, yaşlılık gelmeden gençliğin, meşguliyet gelmeden boş vaktin, hastalık gelmeden sağlığın, fakirlik gelmeden önce zenginliğin.” Yüce Rabbimiz; "Yiyiniz, içiniz israf etmeyiniz, Allah israf edenleri sevmez” buyurur.

Allah'ın ve peygamberin ilkeleri; değişmeyen, pörsümeyen, yıpranmayan hayat veren ilkeler. Bunlara eksiksiz uyanların hayatı; mutluluk, huzur ve tabir yerindeyse cennet hayatı olmuş, aksi halde cehennem hayatı içinde bocalamışlardır.

İsrafı, sadece para olarak düşünemeyiz; vakit israfı, yemek israfı, ömür israfı, zaman israfı, giyim israfı, yapı israfı, konuşma israfı, akıl israfı, göz israfı, kulak israfı…daha çoğaltmak mümkün. Vücut bize Allah'ın emanetidir. Zamanı gelince elimizden alacak ve; "nerede yıprattın? Nerede kazandın? Nerede harcadın? Emanete neden riayet etmedin?...” diye soracak.

Akıllı binalar yapılıyor. İçinde yok yok. Dubleks, tripleks..her katta banyo olduğu gibi en alt katta yani bodrumda; Hamam; göbek taşlı, keselenme yeri! Sanırsınız ki şehir hamamı! Balkon, alttan ısıtmalı. Odalar devasa şekilde. Bu, bir israf değil mi? "ama zamanımız onu gerektiriyor” diyenler çıkacaktır. İyi de, bu değirmenin suyu nereden geliyor? Akan çeşme bir gün akmaz olur. Gelirler gelmeze döner. Başını sokacağın, korunabileceğin tek katlı bir ev neyimize yetmiyor? Haydi diyelim iki katlı yani dubleks olsun. Her katta banyoya, geniş odalara gerek var mı? Hele şehir hamamı gibi yerler ihtiyaç mı?

Sofralarımızda kuşun sütü eksik oluyor. Faraza bir gün kahvaltımızda peynir bulunmasın, alim Allah dünya başımıza yıkılıyor, sanki aç kaldık, ölüyoruz. Bu kadar nimeti verene şükrü unuttuk, hamd etmek ise aklımızın köşesinden geçmiyor.

Dolap dolusu ayakkabılarımız var. Halbuki bir tanesini bile bulamayan binlerce muhtaç mevcut. Azami iki çift ayakkabı neyimize yetmez? Evet çalışan, çalıştığı yerde mutlaka iyi ve mükemmel giyinilmesi gereken yerler vardır. Bu, dolap dolusu ayakkabı ve elbise olmasını gerektirmez. "aza kanaat etmeyen, çoğu bulamaz” der büyüklerimiz. Mevlana'nın şu sözü levha olarak evlerimize ve iş yerlerimize asılacak cinsten; "Önümde bulgur pilavı tencerem ve ayran tasım olduğu sürece, başkasının kebabında gözüm yok”.

İsrafı sadece normal vatandaş yapmıyor, devletin de israfı var, hem de çok. Mesela araba israfı; yabancı markalı arabalar caddelerde fing atıyor! Evrak israfı, zaman israfı, eleman israfı, uzman israfı, danışman israfı…

Milletçe, el ele vererek israfı da önleyebiliriz. Yeter ki içimizden gelsin. Yeter ki; "ben, bu devletimin kalkınması, büyümesi, ilerlemesi, yabancılara muhtaç olmaması… için elimden geleni yapacağım” şuurunda olalım. Yeter ki, her şeyi devletten, hükümetten, idarecilerden bekleme hastalığından kurtulalım. Şu gerçeği kabul edelim; "Önce can, sonra canan”. Aman ha, bu sözü; "Kazım hoca bu söz, bencilliği, kendini düşünmeyi çağrıştırır, bir daha söyleme” diyenlerin olduğunu duyuyorum. Hayır, bu söz; "önce kendi şahsiyetini geliştir, kendine çeki düzen ver, sorumluluklarını bil, sonra toplumdan bir şey bekle” demektir. Halbuki biz, sorumluluklarımızı bilmiyor, yerine getirmiyor, durmadan karşımızdan istiyoruz. Sorumluluk yok, talep çok!

Ne Oldu Bize?

 

Şeref ayak altında, haysiyet bitmiş,

Bizler böyle değildik, ne oldu bize?

En şerefli varlık yok, canavar yutmuş,

Bizler böyle değildik, ne oldu bize?

 

Ar lağımlara düşmüş, pislik akıyor,

Sözler hayasızca hep, kötü kokuyor,

Gözler fuhuş çanağı, sinsi bakıyor,

Ahlak bunlar değildi, ne oldu bize?

 

Kadın eri kandırır, erkek kadını,

Dilden düşürmez asla, Allah adını,

Utanmadan konuşur, zikir yadını,

Kur'an bunu demedi, ne oldu bize?

 

 

 

Haysiyet cellat olmuş, kelle vuruyor,

Aileler parçalı, ruhça eriyor,

Çocukları sahipsiz, şerre varıyor,

Dünler böyle değildi, ne oldu bize?

 

Bir gayyaya düştük ki, çıkamıyoruz,

Tövbe nehriyle benlik, yıkamıyoruz,

Rahmani meş'aleyi, yakamıyoruz,

Sapkınlığın yolları, yol oldu bize!

 

Büyüklerini bilmez, edepten uzak,

Şeytanın kumpasları, ayrı bir tuzak,

Olandan ders almadık, bittik ne yazık,

Edep bunlar değildi, ne oldu bize?

Yorumlar
Personel Alımı ve Diğer İlanlar için Tıklayınız
SON DAKİKA HABERLERİ