ŞAHİT OL

Orada olmalıydı. Tam yanında. Minarelerinden okunan ezanlar semayı doldururken ve Fatih Sultan Mehmet Han kabrinden bu sedaya özlemle iştirak ederken, o minarelerin gölgesinde durmalıydı.

Televizyondan, telefondan canlı verilse de belki çok daha net görülse de bu şükrü Ayasofya'nın toprağında, kubbesinin altında bir secdeyle kendisi yaşamalıydı.

İşi şansa bırakamazlardı. Bir gün öncesinden düşüldü yollara, kalınacak oteller ayarlandı, kilometrelerce yol aşıldı ve kutlu Cuma'nın sabahında tan yeri ağarmadan koşuldu yollara...

Yollarda yön tabelaları dikkatini çekti. Ayasofya-i Cami Kebiri... Bu ne muştulu bir sabahtı Yarabbi... Özlenen güzelin ismi yollara nakşedilmişti... Başlamıştı işte yoldaşları; elini, elbisesini, yüzünü ıslatmaya... Hiç uğraşmadı; dursunlar diye... Hatta doyasıya aksınlar istedi. Ne de çok beklemişlerdi; böyle bir şahitliği... Bazı zamanlar sadece zaman değildir. Aşar zamanı; şahit olur. Arafatta durulan vakfe gibi... Bazı mekanlar sadece mekan değildir. Kalp atışın olur; ruh taşır mukaddes belde Kabe-i Muazzama gibi... Yeryüzü taşla doludur ama biri var ki; kapkara olmasına rağmen sadece efendimiz öptüğü ve cennetin kokusunu taşıdığı için milyonlarca Müslümanın mukaddes Hacer-ül Esved'i dir. Binlerce, yüzbinlerce şehir vardır. Ama İstanbul başka. İki kıtayı birbirine ulaştıran, adeta ellerinden tutan, bir çağı kapatıp; yeniyi yepyeniyi başlatan başka bir şehir yoktur. Ve bu şehrin özeli; Peygamber (s.a.v) in duasının muhatabı Sultan Mehmet Han'ın vakfiyesi Ayasofya camii

500 yıl buluştuğu secdelerinin şerefiyle 86 yıldır gamlanır, kahırlanır; selamlaştığı Süleymaniye'nin minarelerine her vakit yükselen ezana ve bu davetin özellikli icabet edenlerine binbir hasretle bakar durur.

İşte 24 Temmuz'un Cuma sabahı güneş bir başka aydınlatır Ayasofya'nın minarelerini... Artık bitecek hasretin dercesine muştular verir...

Bu âna şahitlik etmek isteyen yüzbinler orada...

Sen nerelisin? Bitlis! Ya sen? Sivas, orada Sakarya, Aksaray, Mardin... orada Erzurum, Adana, Erzincan, Bursa'dan gelmiş ailesi ile beklemiş geceden beri bir başka müslüman. Sadece yurtiçi mi? Olur mu? Afganistan, Viyana, Afrika Duesseldorf, Hollanda kimler yok ki yedi iklim, tüm renkler... Kulağı küpeli de bekler bahçede, başı sarıklı da... kolkola girmişler aynı özlemle. Her anlayıştan, her surette ve sirette insan yek vücut... Güneş yaktıkça artıyor özlem... Eller semaya dönük, diller de binbir dua... Ve işte... dört minareden üst üste yükselen kutlu nida... Allah-u ekber! Bir daha, bir daha okusun... Suya hasret çatlamış dudaklara sunulan soğuk ve tatlı bir şerbet gibi...Kandıkça kansın siğneler ezana... Kıyamete kadar hiç susmayacasına... Konuşsun Rabbim... Sussun bütün diller... Aksın bırakın gözyaşları, doldursun Ayasofya'nın toprağını...

Ve... bir lider düşünün. Hiçbir yerde eğilmeyen boynunu bükmüş; dizlerinin üstünde Rabbi ile konuşuyor.

"Elhamdülillahı Rabbil alemin...” Kur'an okuyan sesi dosta şifa, düşmana korku ve meydan okurcasına...

24 Temmuz 2020... Dünyanın her köşesindeki müslümanların kalbi aynı anda attı sanki... Yüzbinlerin alnı secdede iken; Ayasofya'nın camii görevine dönebilmesi için mücadele eden, dua eden tüm kardeşlerini, alimlerini de anarak tek bir şey hissettiler. Fatih Sultan Mehmet Han'ın Edirne kapı'dan girerken duyduğu peygamber müjdesi hamdi...

Elhamdülillah... Şahitti zaman, şahitli mekan, şahitti cennet mekan Fatih Sultan Mehmet Han şahitti Eyüp Sultan şahitti amin diyen müminler ve mümineler şahitti onlara eşlik eden melekler... Şahitti bu yıl Müslümanlarla buluşamayan Kabe... Şahitti bir gün bana da nasip olur diyen Mescidi Aksa...

ŞAHİT OL YARAB!!

ŞAHİT OL YARAB!!

ŞAHİT OL YARAB!!


Yazarın Diğer Yazıları