ÇOCUKLUK KONYA’ DA (VII)

Necati Bey İlkokulumdan söz etmişken, okulun civarından söz etmemem olmazdı. Kızılay hastanesi yanı, hastanenin o zamanki adı; "Ticaret Borsası” idi.  Etrafında; fayton tamircileri ve imalatçıları, at arabası yapımcı ve boyacıları vardı. Bugün ne faytonları ne de at arabalarını-ki bunlara Antalya yaylısı denirdi- görebiliyoruz. Dükkanlar loştu. Sadece kor halindeki kömür ateşi görünür, bir de kömürün kokusu hissedilirdi. Körükle ateşi alevlendirirler, ellerindeki demirleri iyice kızarmış hale sokar, örste, musiki nağmelerini andıran bir melodiyle demiri döverek şekil verirlerdi. Araba ve faytonların yayları ve kampanası önemliydi. Zira kampananın ses vermesi gerekiyordu. Yapmı bitmiş olan Fayton ve Antalya yaylılarının kapı önünde heşhir edilmesi bir başka güzellikti.   

Cadde ve sokaklar at ve eşek fışkısından geçilmezdi. Gerçi Belediye temizlemeye çalışırdı ama yine de kirleniyordu. 

 Az ileride Taşhan mevcuttu. Köylerden gelenler atlarını, eşeklerini, katırlarını varsa develerini buraya bağlardı. Hem kendileri geceler hem de hayvanlarının istirahati, yemlenmesi için bir sığınaktı. Benim en çok merak ettiğim yerlerden birisi de hanlardı. Nedense buraya gelip gidenleri meraklı bakışlarla izler ve kendimde bir değişik haz hissederdim. 

   Yolum eski garaja doğru uzanırken Amele pazarına uğramamak, oradaki canları izlememek olur muydu? Amele pazarı, bugün Karatay Belediyesinin önündeki parkın olduğu yerdeydi. Hala tek tük amele görebilirsiniz. Sabahın erken saatinde gelmeniz şarttı Amele pazarına. Değilse herkes işçileri seçer, geriye işçi kalmazdı. Her işi yapmaya elverişliydi buradaki işçiler. Yani vasıfsızdı. Araba yanaşınca hemen etrafına işçiler toplanırdı. Arabanın üstündeki insan, işçilere bakar;

-"sen, sen ve sen” diyerek ihtiyacı kadar işçiyi alır evine veya bahçesine götürürdü. 

Belediye hizmet binasının yerindeyse sıra sıra dükkanlar vardı; Yumurtacılar, bakkallar, şekerciler, lokantalar, azıkçı dükkanları. Tolluoğlu camii dolar taşardı cemaatle. O dönemde bu havali çok hareketliydi. Zira Konya'nın kalbi burada atardı. Çünkü garaj buradaydı. Şehir dışına ve köylere tüm otobüsler buradan kalkar, halkı sevdiklerine kavuştururdu.  Garajın çıkış kapısı yanında bir gazete büfesi vardı. Büfede, gazete, dergi, su, meşrubat…satılırdı. Büfeyi işleten; "Cüce Ahmet” adında bir vatandaştı.  Boyu çok kısa olduğundan az yüksek yere bile merdiven kurardı. Bendeniz en çok buna hayran olurdum. Sanki elinde kolunda kemik yokmuş gibiydi. Herkesin sevdiği bir insandı Cüce Ahmet. 

Garajın karşısında tarihi bir okul vardı; Hakimiyet İlkokulu. Yapısıyla bahçe duvarının mükemmelliğiyle bakanlara hayranlık verirdi. Pencerelerinin büyüklüğüne hayran kalmamak mümkün değildi. Buradan, ülkeye hizmet etmiş bir çok değerli insan yetişmiştir. Hepsini hürmetle, saygıyla ve rahmetle anıyorum. Bir süre yan tarafına bir bina yapıldı. O bina da; "Devrim Ortaokulu” olarak eğitim hizmeti verdi. Bugün ne mi oldu bu okul? Tarihe karıştı! Binası duruyor, okul olarak, isim olarak tarihe karıştı. Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü hizmet binasıdır. 

Konya'da ortaokul sayısı azdı. Eski, tarihi bina ve eğitim kurumu olarak; Karma Ortaokulu-ki bu gün Alaaddin Keykubat İmam Hatip Ortaokulu ismiyle eğitim hizmeti veriyor. Bir diğeri devrim ortaokulu, bir başkası da Mevlana Ortaokulu idi. Bugüne geldiğimiz zaman aşağı yukarı her mahallede bir Ortaokul ve lise olduğunu görüyoruz. 

 

    Benim Şehrim

 

Aymanas'ta doğdum, mekanım orası,

Göbeğim burdadır, vatanım burası.

 

Suyunda yıkandım, içtim doyasıya,

Toprağını teptim, geçtim kıyasıya.

 

Tozlarını yuttum, yolda hemhal oldum, 

Sıcakta kavruldum, yandım bir hal oldum.

 

Meram'a çok gittim, Sille'yi de seçtim, 

Mukbil'inden içtim ve kendimden geçtim.

 

Akyokuş'a tırmandım, şehre bakıp durdum,

Devasa ovada, yeşil hayal kurdum. 

 

Her yerde betonlar, yüksek kalıp kalıp…

Ruhsuzluk çökmüş de, candan yakalayıp.

 

 

Ah çekiyorum hep, inlerim derinden,

Bülbüller ölmüş gül solmuş kederinden!

 

Âşığım Sana Konya 

 

Muhabbetle dolusun, ne mübarek topraksın,    

Âşığım sana Konya, her an leyalimdesin,  

Kaynağından durusun, ana gibi berraksın,

Âşığım sana Konya, düşte hayalimdesin!

 

Bağrında çok veliler, peygamberler yatıyor,

Ârifler yurdu Konya, canlara can katıyor,

Tüm dünya erenlere, gelmeye can atıyor,

Âşığım sana Konya, düşte hayalimdesin!

 

Âşıklar şehri Konya, sen öğrettin sevdayı,

Seninle edindim ben, bu mukaddes davayı,

Mevlana'yla soludum, bu tertemiz havayı,

Âşığım sana Konya, her an leyalimdesin!

 

 Selçuklu'ya başkenttin, ilim irfan öğrettin,

Tasavvuf erbabıyla, halka vicdan öğrettin,

Sohbete gelenlere, adap erkan öğrettin,

Âşığım sana Konya, düşte hayalimdesin!

 

Konevi başka güzel, Tebrizi de bir başka,

Erenler sofrası bu, katılan gelir aşka,

Zümre-i muhabbetle, giriliyor bu meşke,

Âşığım sana Konya, her an leyalimdesin! 

 

Tarihe Not

 

Hatıralar canlandı, gözümde dünden

Çocukluğum canlandı, özümde birden

 

Tarihe not düştük hep, bu resimleri

Kazıdık, kürüdük bütün isimleri

 

Hafızaları yok etti, yıkanlar hep,

Öfkelerimiz hak etti, yakanlar hep!...

 

Tarih hafıza, tarih kültür ve geçmiş,

Eser yıkarak elinize ne geçmiş?

 

Hani nerde, söyle, tarih hafızası? 

Nereye gitti kültür muhafazası? 

 

Eserleri yıkmak, atana hakaret,

Şehirlere, halka, vatana hakaret…

 

Vatanı sevmek, tarihi korumaktır,

Dünkü yapıya gözü gibi bakmaktır.

 

Tarihin; dini, dili, ırkı olmaz ki

Tahripkâr olursan, kimseler kalmaz ki! 

 

Hangi caddede, bir tarihin ismi var?

Hangi mahalle ismi, bize yadigâr?

 

Sokağa; çiçek, böcek ismi olur mu?

Kültür yıkımı yapan, safa bulur mu?


Yazarın Diğer Yazıları