Ömer Lütfi ERSÖZ
Ömer Lütfi ERSÖZ
omerlutfiersoz@yenikonya.com.tr

NASIL SEKÜLERLEŞTİK ? DÜNYA NEREYE GİDİYOR?-2

11 Mart 2022, Cuma günü eklendi.

PRAGMATİZM (Faydacılık)

Bir şeyin iyi doğru güzel olduğunu anlamak için sonucuna ve faydasına bakarız. Sonuç çoğunluğa fayda getiriyorsa o şey iyidir, doğrudur, güzeldir. Artısı eksisinden fazla olan iyidir.

Felsefede Faydacılık, (Pragmatizm) hem iyinin teorisi hem de doğrunun teorisidir. İyinin teorisi olarak faydacılık refahcıdır (welfarist). İyi en fazla faydayı sağlayandır ve burada fayda zevk, tatmin veya bir nesnel değerler listesine göre tanımlanır. Bir doğru teorisi olarak ise faydacılık neticecidir (consequentialist). Doğru hareket bir şeyin uygulanabildiği ölçüde gerçek olduğu iddiasına dayandırılmıştır.Eğer bir bilgi günlük hayatta işe yarıyorsa o bilgi doğrudur. Yaramıyorsa yanlıştır. Ampirizm ile yakın alakası olan bu felsefi akımı, teorik düşüncenin tam tersi olarak nitelemek yanlış olmayacaktır.

Faydacılık ilk olarak 18. yüzyıl İngiltere'sinde Jeremy Bentham ve diğerleri tarafından öne sürülmüştür. Fakat Epikür gibi antik Yunan filozoflarına kadar geri gidilebilir. İlk kez ortaya atıldığında iyi en fazla insana en fazla mutluluğu getiren şey olarak tanımlanmıştı. Ancak daha sonra Bentham iki farklı ve birbiri ile çelişme potansiyeli olan kavram içerdiğinden birinci kısmı atıp sadece ‘en büyük mutluluk ilkesi' demiştir.

Hem Bentham'ın hem de Epikür'ün formulasyonu hedonistik nedenselliğin farklı tipleri olarak düşünülebilir çünkü hareketlerin doğruluğunu sebep oldukları mutluluğa göre ölçüyorlardı ve mutluluğu zevkle tanımlıyorlardı. Ancak Bentham'ın formulasyonu ferdi olmayan bir hedonizmdi. Epikür'ün kişiyi en mutlu eden şeyi yapmasını tavsiye etmesine karşılık Bentham herkesi en mutlu yapacak şeyi yapmayı uygun görüyordu.

LİBERALİZM

Liberalizm: Her şeyden önce bireyin özgürlüğü ve bireyin öncelikleri önemlidir. Liberal felsefe, siyasetin yapımını dinlerden ve ideolojilerden arındırmak sureti ile düzenleme yetkisini kendi tekeli altına almaktadır. Oysa birçok eleştirmenin de açıkça ifade ettiği üzere liberalizm çağımızın ‘siyaset ve felsefe dini' konumuna çıkmış ‘'bütün ideolojilere savaş açan bir ideoloji' ye dönüşmüş; kendisi dışındaki her düşünce ve ideolojiyi özgürlük düşmanı, müdahaleci, sosyalizme yatkın, totalitarizm diye suçlayarak kendini dogmatikleştirmiştir.

Liberalizmin azınlıklardan anladığı salt dinî, mezhebî ve etnik sayıca az topluluklar değildir. Din ve mezhep müntesiplerini ‘eşit yurttaşlar' haline getirmek sureti ile aslında çoğunluğu ve azınlığı da amorflaştırmakta (şekilsiz, biçimsiz), herkesi kendi olmaktan çıkarmakta, eritici kazan içine atarak tektipleştirmektedir. Burada belirleyici faktör ekonomi, büyüme ideolojisi ve buna göre şekillenen sosyo-kültürel politikalardır. Liberalizmin girdiği dünyada, değil ‘çoğulculuk' asgari seviyede ‘çeşitlilik' dahi olmaz. Bütün dünyanın tek giyim kuşama, tek mutfağa, tek mekân kullanımına, tek tip kentlere, tek tip eğlence ve piyasa kültürüne doğru zorlanması bunun somut göstergeleridir.

KAPİTALİZM

Darvinizmin hayat biçimi olarak yorumlanması. Liberalizmin ekonomiye uyarlanmasıdır. Serbest ekonomi; insanlar istediğini yapsınlar. Büyük balık küçük balığı yutar. Sen de yutulmak istemiyorsan başkasını yutabilirsin. Güçlü olan ayakta kalır, küçük olan ezilir. Ama bunun sonunda düzen kurulur.

Üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bu araçların onlara sahip olmayan emekçiler tarafından işletilmesine dayanan bir insan toplumunun hukuksal statüsü; özel girişim ve piyasa serbestliğine dayanan üretim sistemi, esas olarak büyük çapta gelişmiş teknik sermayeye ve mali sermayenin egemenliğine dayanan iktisadi sistem.

KAPİTALİZMİN DOĞUŞU:

500 yıl kadar önce Batı Avrupa'da ortaya çıktı. Kesin bir doğum tarihi koymak mümkün değil. Sanayi devrimi ile doğmuştur diyebiliriz. Çürüyen Avrupa feodalizminin içinde toprak sahibi sınıfın egemen olduğu bir toplumda değişim için bastıran güçlerin ittirmesiyle ekonomik bir sistem olarak büyüdü.

Yeni kapitalist toplumun farkını sadece ticaret, olarak görmek doğru değildir. Çünkü ticaret hep vardı. Kapitalizmin gelişimi için bir şey daha zorunluydu. Kâr ve piyasa ilişkileri toplumsal hayatın merkezine yerleşti ve üretim sürecinin kendisi rekabete dayalı sermaye yatırımları ve emeğin kâr amacıyla istihdamı etrafında belirlenir hale geldi. Kapital (sermaye) sözcüğünün tanımladığı şey kapitalizmin merkezi olan yanıdır.

1500 yıllarında dünyanın birçok yerinde böylesi bir sistemin bazı unsurlarının hayata geçmeye çalıştığını görüyoruz. Ancak ilk çıkışı Batı Avrupa'da gerçekleşti. Bunun bir nedeni bu bölgenin dünyanın daha geri kalmış ve Büyük Ortadoğu , Hindistan ve Çin İmparatorluklarına göre daha az denetim ve kontrol altında olmasıydı.

MODERNİZM:

DOĞRU TEKTİR O DA BATI'NIN GELDİĞİ GÖRÜŞLERDİR.

Modernizm, Avrupa'da 17. Yüzyılla birlikte görülmeye başlayan toplumsal, siyasal ve kültürel değişim dönemini ifade eder. Bu dönem aklı temel alması ve tüm toplumsal ilişki ve kurumları akılcı esaslar üzerine oturtmayı hedeflemesi nedeniyle ‘akıl çağı' olarak da anılır.

İnsan aklı, modernizmle birlikte, dünyayı anlamak, yorumlamak ve dönüştürmek için tek referans kaynağı olarak ortaya çıkmıştır. Böylece ortaçağda din ve gelenekten beklenen dünyayı anlamak, yorumlamak ve değiştirmek görevi modernizmle birlikte insan aklına verilmiştir. Bu döneme hâkim olan düşünce, ‘insanın, aklı ve bilimin ışığı sayesinde bütün toplumsal sorunları çözebileceği ve yine bu sayede insanlığın daima ilerleyeceği' dir.

Gerçeğin ‘tek' olduğunu ve buna akıl yoluyla ulaşılabileceğimizi belirten Modernizm, buradan hareketle ideal bir toplum toplum modeli ortaya koymuştur. Laikleşme, akılcılık, kentleşme, sanayileşme ve ulus devlet gibi süreç ve kavramlar hep bu dönemin ve idealleştirmenin ürünleridir.

Modernist anlayışa göre bu süreçler, Avrupa dışı toplumlarda da yaşanacak ve onlarda aklın egemen olduğu evrensel bir hukuk ve devlet modeli içerisinde yaşayacaktır. Ancak modernizmin idealize ettikleri ve pratikte yaşananlar aynı olmamış, modernist dünya görüşü yeni soru ve sorunlar gündeme getirmekte gecikmemiştir. En başta'insan aklının her şeyi çözebileceği ve insanlığın akıl sayesinde sürekli ileri gideceği' düşüncesi sorgulanmaya başlamıştır.

Özellikle 20. Yüzyılda yaşanan Birinci ve İkinci Dünya Savaşı, atom bombası, nükleer silahlar ve dünyanın çeşitli bölgelerinde ortaya çıkan terörizm ile açlık ve sefalet gibi gelişmeler, insan aklının birer sonucu olarak görülmüş; modernizmin iyimserliğine ve insan aklına olan inanca gölge düşürmüştür. Ayrıca Avrupa dışı toplumlardan beklenen ‘modernleşme' gerçekleşmemiş, ‘insan aklı ve bilim' buralarda egemenliğini ilan edememiştir.

POSTMODERNİZM: DOĞRU TEK DEĞİLDİR, ÇOĞULCULUK

Bu gelişmeler karşısında, modernizm anlayışının başarısızlığını ilan eden bir takım düşünürler, modern dönemin sona erdiğini ve yeni bir dönemin başladığını iddia etmişlerdir. Bu dönemin adı ‘Postmodern Dönem' bir diğer ifadeyle Postmodernizm'dir.

Post ön eki, kelimeye sonrası anlamı katar. Daha açık bir ifadeyle tamladığı kelimenin bilinen ve alışık olunan anlamının değiştiğini ve anlatılmak istenen durumun, bugüne kadar olandan farklı olduğunu ifade eder. Dolayısıyla postmodern yani modern sonrası tabiriyle anlatılmak istenen, modernizmin sona erdiği, modernizmin temel varsayımlarının artık geçersiz olduğu ve yeni bir döneme girildiğidir.

Postmodern düşünürler, modernizmin en temel varsayımına yani ‘gerçeğin tek olduğu ve buna akıl yoluyla ulaşılabileceği' düşüncesine karşı çıkarlar. Bu düşünürlere göre, evrensel bir insan aklına yani evrensel gerçek ve doğrulara olan inanç, sanıldığı gibi insanlığı refaha kavuşturmamış bunun yerine birçok sorunu beraberinde getirmiştir.

Çünkü gerçek tek değildir. Postmodernizme göre evrende birçok gerçek vardır, her insanın, her toplumun farklı gerçekleri vardır. Bu gerçeklerin hiçbiri esas, ana, temel gerçekler değildir. Özetle mutlak gerçek diye bir şey yoktur. Postmodernizm, tüm bilgilerin eşdeğer olduğunu yani aynı derecede gerçek ve doğru sayılması gerektiğini savunur. Postmodern düşüncede amaç bir soru, sorun karşısında kesin ve mutlak bir cevaba ulaşmak değil, aynı soruya farklı cevaplar verebilmektir, çünkü doğru olan budur.

Farklılığa, çoğulculuğa ve heterojenliğe vurgu yapılan Postmodern anlayışta evrenselliğe karşı yerellik ön plana çıkarılır. Postmodernizme göre evrensel bir insan ya da toplum modeli olmadığından ideal bir hukuk ya da devlet modeli önermek boşunadır.

Bazı düşünürler, postmodernizmin bu varsayımlarının ilk bakışta ‘masum' ve ‘haklı' varsayımlar gibi gözükmekle birlikte, özellikle toplumsal ve siyasal anlamda birtakım ‘tehlikeler' barındırdığını belirtiler.

Buna göre Postmodernizm, özellikle yerelliği ve bu bağlamda etnik ve dini kimlikleri ön plana çıkarmak suretiyle, ulus devlet ve vatandaşlık kavramları açısından tehlikeli olabilir. Etnik ve bölgesel ayrılıkları güçlendirerek ulus devletler açısından istikrarsızlık yaratabilir, bir ülkenin vatandaşı olmaktan ziyade bir dine ya da etnik gruba etnik gruba ait olmayı daha önemli hale getirebilir.

Ayrıca postmodernizm, modern akla getirdiği eleştiri ve bilimsel doğruları diğer doğrularla (örneğin dini ya da geleneksenel doğrularla) eşdeğer tutma eğilimi nedeniyle, dini güçlendirebilir ve aşırı dinci akımların siyaset sahnesinde görünmesini sağlayabilir. Modernizmin insanlığa yaptığı katkıların ortadan kalkmasına, modern öncesine ait bazı düşünce ve inançların güçlenmesine neden olabilir.

 

SEKÜLERİZM (Dünyevileşme)

Dinin ve maneviyatın, hayatın tamamından yok edilmesi. Dinin insan hayatından çıkarılmasıdır.Çok geniş bir terim olan sekülerizm, içinde birçok akımı ve farklı tür teorileri barındırır. Öyle ki, birçok unsuru içerisinde barındırmasından ve farklı alanlarda ele alınmasından dolayıdır ki yapılan tanımlar da çeşitlilik arz etmektedir. Mesela M. Weber ve E. Durkheim'dan tutun da A. Comte, K. Marx, J. Frazer, B. Wilson, P. Berger ve T. Luckman'a kadar birçok sosyolog, bu kavrama farklı anlamlar yükleyerek kullanmışlardır. Fakat bizim dikkate aldığımız sekülerizm, Avrupa'da sosyologlar tarafından ortaya atılan ve konumuz bağlamında, yani inanç eksenli tanımlanmış olanlarıdır.

Sekülerizm sözcüğü Latince'de ‘nesil', ‘periyod' (zaman dilimi) anlamına gelen zamanla Hristiyan Latincesinde ‘dünya' anlamında kullanılmaya başlanan sæculum'dan türemiştir. Türkçeye Fransızca sécularisme sözcüğünden türeyerek geçmiştir. Saeculum ‘nesil' veya ‘yüzyıl' anlamlarına gelen ve zaman birimi bildiren bir sözcüktür.

Türk Dil Kurumu, sekülerizm kavramına karşılık olarak dünyacılık sözcüğünü önermiştir. Ve dünyacılığı şu şekilde tarif etmektedir: ‘Bireysel katılımı önemli gören, dinin devletten ayrı ve özerk olmasını savunan öğreti.'

Sekülerizm kelimesini ilk defa kullanan George Jacob Holvoake'dir. Ve ‘İnançtan kaynaklanan bütün düşüncelerin dışlanmasını esas alan doktrindir.' diye tarif etmiştir.

Daha sonra sekülerlik; Samuel Johnson tarafından 1755 te ‘dünyaya ait kılmak' olarak tanımlanmış ve bu mana 18.yy da baskın hâle gelmiştir.

Yorumlar
Personel Alımı ve Diğer İlanlar için Tıklayınız
SON DAKİKA HABERLERİ