SEPET SEPET YUMURTA 90’LAR

Kaybetmelere mi meyilliyiz,
Tüketmelere mi ? Bi anlam veremez olduk
Gençliğim 90'lardı benim.
Öyle deniyor şimdilerde
90'lar çocuğuyum...
Pek bi güzeldi. Şarkılarıyla şiirleriyle sohbetleriyle...
Tadına doyamadığım duyguları, şimdilerde kalbime saplanan özlemle daha iyi hissediyorum.
Hem güzel olduğunu düşünüp hem nasıl kalbime saplanıyor, çelişkili gibi geldi size de değil mi ?
Ben de öyle hissediyorum. Belki de 90 ların büyüsü buydu. Her duyguyu ayrı ayrı hissettirmesi güzeldi.
Bir arkadaşımla "ne güzeldi 90'larda arkadaşlığımız” diye konuşmamızın sonunda şekillendi yazım.
Sonra 90'lar şarkılarını açıp yazmaya başladım.
Birden kulağımda bir volkmen varmış gibi hissettim. 90larda müzik dinlenecekse yedek pilleri cebimizde gezdirdiğimiz volkmenlerimiz olurdu.
Sabah sekiz onbeş vapurunda onu gördüm karşımda, aşık oldum galiba diye devam ederdi.
Dizlerin titremelerini hissettiren aşklar vardı.
Ben hiç mükemmel değilim belki de sıradan biriyim derken sıradan insanlar olduğumuzu bilirdik. Sıradan ama sıradanlığımızın doğal olduğunu seviyorduk. Çünkü 90'larda her şey doğaldı.
Hep sevdik sevdalandık. Hep kördüğümle bağlandık.
Çaylarımız ada vapuru gibi hep yandan çarkıydı, simitçi kahveci ve gazozcular bağırır, lüküs kamerada kimlerin oturduğunu hiç bilmezdik.
Rock müzik, metal müzik hevesimiz kabarmış olsa da 90'larda, aşık olunca Müslüm baba şarkıları olurdu son durağımız.
7den 70 e Barış abinin programındaymışız gibi mikrofona konuşurduk.
Jetonlarla telefon kulübesi arar, minnacık sarı kağıt biletlerle otobüse binerdik.
Otobüs durakları en güzel sohbetlerin döndüğü, sorunların çözüldüğü arkadaş sığınaklarıydı.
En güzel doğum günü hediyeleri kolleksiyon için alınan renkli peçetelerdi.
Kalemle ya da parmakla çevirilen kasetleri bir ileri bir geri döndürür, bozulunca doğum günü süsü yapardık.
Bob amcanın fırça darbelerinde dağı, bayırı, renkleri öğrenip, Eksik yerlere çiçekler yerleştirdik.
Şuraya da dalından düşmüş hüzünlü bir yaprak konduralım... Çoğu ressam belki de mesleği bu yüzden seçmişti.
Pazar konserleriyle hiç duymadığınız Mozart eserlerini dinlerken , kovboy filmi için hazırlık yapan babamızın kahvesini getiren anne nezaketini görürdük.
Uçanı, kaçanı, ışınlananı bırakın, Kara şimşekle konuşan arabayı biz ilk doksanlarda gördük.
Hep uslu bir çocuk olduk. Çünkü o zaman şirinleri rüyamızda görebilecektik.
Pazar günü kardeşler banyo sırasına girer, banyodan sonra sobanın yanı başında bizden olan "Bizimkiler” dizisini izlerdik. Mandalina kabukları sobanın üstünde, siyah önlükler kurutma telinde olurdu.
Atari oynamak için heyecanla sıramızın gelmesini beklerdik. Leblebi tozunu her seferinde genzimize kaçırır, tipitip sakızını patlatmayı pek severdik.
Çelik çomak oynardık Golf'ü bilmezdik.
Beş taşla dengeyi öğrendik.
Kızlar balkonda kurduğu evciliklerle anne olmayı, yemek yapmayı öğrenirken,
Erkekler bilyelerini parlatıp bisikletlerini tamir etmeye çalışırdı.
Kalbimiz kadar temiz sayfaları arkadaşımıza uzatırken "benim için ne düşünüyorsan onu yaz” derdik.
Hep aynı bitti anı defterinin son cümlesi
Unutma beni Unutmam seni !
Ve biz hiç unutmadık 90'larda ki sevdiklerimizi


Yazarın Diğer Yazıları