Şehir, Medeniyet Ve Sosyal Belediyecilik

Büyükşehir Belediye Başkanımız Tahir Akyürek Bey seçildikten sonra ilk ziyaretini Gül Madde Bağımlıları Kurtarma ve Gençlik Derneği’ne ikinci ziyaretini ASPİM’e bağlı 13-18 yaş arası Kız Çocukları Bakım Sosyal Rehabilitasyon Merkezi’ne yaptı.
Başkan bu adımlarıyla 3. Dönemde ‘Sosyal Belediyecilik’ alanına daha fazla ağırlık vereceğinin ilk işaretlerini verdi.
Sosyal dışlanma insanlık tarihiyle başlayan bir süreçtir. Dışlanmış/damgalanmış bölgelerde bu yaklaşımın tabii sonucu.
Alemlere rahmet olarak gönderilen son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) sosyal dışlanmanın zirveye çıktığı bir zamanda vazifelendirildi. 18-60 yaş arası erkeklerin merkezde durduğu çocuk , yaşlı , kadın , özürlü ve arap olmayanların sosyal dışlanmaya maruz bırakıldığı bir sosyal hayat vardı  Mekke’de. Kabe’yi tavaf etmek için zengin Mekke ’lilerin kiraladığı elbiseyi giymek zorundaydı yabancılar. Kiralamak için parası olmayanlar Kabe’yi ancak çıplak olarak tavaf edebilirlerdi.
Peygamber ömrü boyunca bu dışlanma hastalığıyla mücadele etti. Ama o kadar yaygın bir toplumsal alışkanlıktı ki Peygamberin görme özürlü  ve gariban olan Abdullah bin Ümmi Mektum’ a davranışında kendini gösterdi ve Rabbi tarafından uyarılmasına sebep oldu. (Abese suresi,80/1-12)
En önde sahabelerden olan Ebu Zer Gifari toplumsal hastalığın alışkanlığıyla Bilal-i Habeşi’ye ‘Ey siyah kadının oğlu’ demiş ve Peygamberden çok şiddetli ikaz almıştı. Hz.Peygamber derhal sırf bu konuyu -sosyal dışlamanın zararlarını-  içeren çok önemli bir hutbe vermişti.
Peygamberin vefatından hemen 30 yıl sonra işaret ettiği gibi cahiliye adetine geri dönülmüş ve Ümeyyeoğulları- Haşimioğulları rekabeti Ümeyyeoğulları tarafından gündeme getirilmişti.
Hilafeti saltanata dönüştüren Ümeyyeoğulları Emevi devletinde diğer etnik unsurlardan Müslüman oldukları halde haraç ve cizye aldılar ve ‘mevali’ ismini vererek onları aşağıladılar sosyal dışlamaya tabii tuttular.
Emeviler aynı etnik kökenden (arap) oldukları halde özellikle Haşimoğulları ve Hz. Ali’nin soyundan gelen ehli beyte karşı acımasız bir sosyal dışlama siyaseti izlediler. Öyle ki Emevi emirleri 89 yıl boyunca hutbelerde camii minberinden Hz. Ali ve ehli beytine küfrettiler.
Bu uyguladıkları aşırı sosyal dışlama siyaseti sebebiyle Orta Asya ve dünyanın birçok yerinde Emevi ordularının yaptığı fetihler sadece askeri olarak kaldı gönüllere derinlemesine inilemedi.
Ülkemizde yakın tarihte sosyal dışlamanın çok acı neticeleri yaşandı. Sağcı-solcu,alevi-sünni ,laik anti laik , Türk-Kürt gibi dışlama alanlarına iller arası rekabet dahi eklendi. 17 Eylül 1967 de Kayseri de oynanan Kayseri-Sivasspor futbol maçında çıkan olaylarda 40 kişi öldü 300 den fazla kişi yaralandı.
Coğrafyamız ve dünya için hala en büyük tehlike ve tehdit bize ezberletilmiş bu sosyal dışlama yaklaşımlarımızdan geliyor. Bazen etnik (Türk-Kürt-Arap-Fars), bazen mezhep (Sünni,Şii,Alevi) bazen fikri görüş (laik-anti laik,sağcı-solcu), bazen iller arası rekabet.
Bu gün hamdolsun bu sosyal dışlama alanlarının bir çoğu oldukça daraldı. Yıllardır kaşındığı halde bir çok bunalım alanından istenilen sonuçları elde edemedi bu milletin düşmanları.
Ben görevim ve alanım gereği özellikle illerde Sosyal Riski Yüksek Bölgeler diye ifade ettiğimiz insanların yaşadığı mahallelere sözü getirmek istiyorum.
Daha çok roman vatandaşlarımızın yaşadığı , romanlığa bazen alevi ve kürt etkenlerinin de eklendiği bu bölgeler on yılları aşan bir süredir sosyal dışlanma içerisinde yaşıyorlar. Konya da bu konuya misal olabilecek mahallerimiz var.
Şehirlerde bu bölgeler vücuttaki ağrılı , iltihaplı diş gibi en çok kendisi sızıyı çekmekle birlikte üzerinde hayatiyetini devam ettirmeye çalıştığı bünyeye de da çok ciddi zararlar veriyor.
Yeniden yapılandırılan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın en acil koduyla gündeme alması gereken konuların başında geliyor Sosyal Riski Yüksek Bölgeler.Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü bu konuları çalışıyor.Sosyal dışlamanın sonuçlarıyla (Tedavi ve Rehabilite =Cure and rehabilitation)mücadele etmekle beraber  daha önemli ve etkili olan ,Koruyucu, önleyici=preventative ,İyileştirici, geliştirici=curative,developer hizmetlere öncelik vermek gerekiyor.
Hırsızlık , cinayet , her tür şiddet , uyuşturucu , fuhuş , kaçakçılık ,mafya yapılanmaları gibi sonuçlarla sadece güvenlik açısından mücadele ederek başarılı olmak imkansızdır. Bu olumsuzlukların kaynağına yönelik sosyal politikalar geliştirmek özellikle sosyal dışlamanın tecrit ettiği sosyal riski yüksek bölgelere odaklanmak sosyal devletin gereğidir. Bu işi yaparken de devlet merkezde hareket etmekle beraber yerel yönetim ve STK ların desteğini de mutlaka yanına almalıdır.Son büyükşehir yasası ile yerel yönetim bu işin merkezine oturtuldu.
Daha huzurlu ve refah  içerisinde bir ülke isteyen her vatandaşın yukarıda anlattıklarımız konusunda yapacağı bir şeyler mutlaka vardır. ‘Komşusu aç yatan bizden değildir’ demek sadece mide açlığıyla alakalı değildir. Komşusunda huzur , mutluluk , sağlık , esenlik yoksa siz de de olmaz demektir. Aklıyla alemle alakadar olan insan deve kuşu gibi başını kuma sokamaz ve sokmamalı. Halının altına süpürdüğümüz her şeyin daha ağır bir faturayla karşımıza çıkacağını unutmayalım.
Özellikle uyuşturucuyla mücadele konusunda bu dışlanmış/damgalanmış bölgelerin rehabilitasyonu çok önemli bir adım.
İlk ziyaretlerden anlaşılıyor ki Tahir Başkan bu konunun öneminin farkında. Atılan adımlar Başbakanımızın şehir ve medeniyet vurgusu ile de örtüşüyor.
 Bu dönemde şehrin huzur ve refahı konusunda daha etkin ve ciddi adımlar atılacağı ümidimi okuyucularımla paylaşmak istiyorum.


Yazarın Diğer Yazıları