İSLAM ÖNCESİ TÜRKLERDE CENAZE KÜLTÜRÜ

Değerli tarih dostları milletimizin zaman yolculuğundaki en eski evrelerine dair bir kültürel yolculuk yaptığımızda bizleri hayretlere düşürecek olan pek çok farklı ritüellerle karşılaşıyoruz. Bu hafta özellikle Türkleri cenaze, ölüm olayı karşısında ortaya koydukları geleneksel alışkanlıklarından bazılarını sizlerle paylaşacağım.

Eski Türk inanışında ruh bedeni yalnızca ölüm anında değil, uykuda ve hastalıkta da terk ederdi. Bedeni terk eden ruhun ağızdan çıkarken kuşa dönüştüğüne inanılırdı. Orhun kitabelerinde Bilge Kağan ve Kültigin için kullanılan "uçtu” tabiri de buradan gelir. Uçmak, tanrının yanına yükselmek anlamı taşıyordu. Eski Türklerde cennet, cehennem veya mahşer günü gibi kavramlar yoktu. Öldüklerinde cennet veya cehennem kavramlarını kullanmazlar, göğe yükselme kavramını kullanırlardı.

Türklerde defin işlemi her zaman yapılmaz, yılın belli dönemlerinde gerçekleşirdi. İlkbaharda ölenleri sonbaharda, kışın ölenleri ise ilkbaharda defnederlerdi. Kazılardan çıkan buluntular sayesinde elde edilen bilgiler, Türklerde mumyalama işleminin yapıldığına işaret ediyor. Mumyalama işlemi ölüm ve defin arasındaki sürede cesedin bozulmaması için yapılırdı.

Gömme işlemi gerçekleşmeden önce ölü kimi zaman bir çadır içine koyulurdu. Ölen kişinin ruhunu teskin etmek amacıyla ilk olarak kurbanlar kesilir ve çadırın önüne bırakılırdı. Ölünün akrabaları çadırın önünde yüzlerini keserek ağlarlardı. Romalı tarihçi Jordanes'in, Avrupa Hun hükümdarı Atilla'nın ölümünden sonra düzenlenen merasime yönelik verdiği bilgiler içerisinde saç kesme ve yüz yaralama adetleri de vardı.

Ölümden sonraki hayatın ters olduğunu düşünen eski Türkler elbiselerini ters giyerek yas tutardı. Özellikle Kırgız Türklerinde görülen bu davranışta, kimi zaman ölünün atının eyeri de ters giydirilirdi. Bu dönemdeki pek çok topluluk için öteki dünya terslik olarak algılanmıştı. Ölen kişi genellikle atıyla birlikte defnedilirdi. Bu onun cennete atıyla yolculuk yapacağı inancından kaynaklanan bir davranıştı.

  1. yakarak toprağa gömme âdetini özellikle Göktürkler uyguluyordu. Eski Türkler için önemli olan ateş, arınma ve temizlenme anlamları taşımaktaydı. Ölü, kurgan olarak adlandırılan mezar yapıları içine gömülmekteydi. Mezar yerlerinin seçilmesi konusunda eski Türk toplulukları seçiciydi. Bunda atalar kültünün de rolü olduğu düşünülüyor. Eski Türkler ölen atalarının ruhlarının huzur içinde olması için mezar yerlerini gizlemeye özen gösteriyorlardı.

Kurganlardan çıkarılan at kadavralarından atların kuyruklarının kesildiği ya da bağlandığı anlaşılıyor. Atların kuyruklarının örülü olması, ölen kişinin savaşçı ve yiğit bir insan olduğu anlamına geliyordu. Kurgan mezarlarından çıkarılan atlar için kansız ya da çok az bir kan akıtılarak kurban edildiklerini görülüyor. Atların kafalarına sert bir cisimle vurularak kurban edilip mezarlara koyulduğu biliniyor.

Ölen kişi için düzenlenen bu törende kurbanlar kesilir yemekler verilirdi. Bu yemekler yaşayan ve törende bulunan insanlardan ziyade ölüye ikram edilirdi. Eski Türk toplulukları, ölünün ruhundan korkmuş ve ruhunu teskin etmek ve yas tutmak için ölü aşı da dediğimiz bu törenleri düzenliyordu.

Eski Türk geleneklerinde mezara balbal denilen taştan yapılmış küçük heykeller dikilirdi. Savaşçı bir toplum yapısına sahip olan Türkler, savaşta öldürdükleri düşman sayısı kadar mezara balbal denilen taş heykelleri dikerlerdi. Böylece ölümden sonra bu düşmanların kendilerine hizmet edeceği düşünülürdü.

Değerli tarih dostları tarih boyunca insanların en önemli sorunu ölüm karşısındaki çaresizliği ve acziyeti olmuştu. Bundan dolayı da insanlar bir inanca sahip olma, bir yaratıcı kudrete sığınma yoluyla ölüm karşısındaki çaresizliğine cevap bulmaya çalışmıştı. Günümüzde insanlığın değerler dünyasına sava aça güç odakları bu sebepten dolayı öncelikle insanlara ölümü unuttukları ve asla hiç ölmeyecekmişçesine dünyaya bağlandıkları bir yaşam tasarımı oluşturmaktadırlar. Bizler inşallah bu oyuna gelenlerden olmayacağız. Allah'a emanet olun.


Yazarın Diğer Yazıları