Biz sağlam dursak…

 

Ne kadar sert olursa olsun kayalar;

su, kayalıklar arasında kendine yol bulur.

Kayaları bir araya getirsen de fark etmez.

Suyun önünü kapatmak, sel olup akmasını engellemek istiyorsak toprakla da olsa kayaların arasını doldurarak önlemler almak,

bize ve kutsallarımıza saldıranlara karşı aramızdaki çatlakları kapatmak zorundayız.

Yasalar, kanunlar, yasaklar insanları bir yere kadar durduruyor.

Zaten demezler mi?

''Kanunlar örümcek ağına benzer eşek arıları deler geçer, bal arıları takılır kalır.'' diye.

Hâl böyleyken insanları durdurmak pek de kolay değil.

Haddini bilmez herkes sızmak için illâki bir çatlak buluyor.

Dikkat ederseniz Türkiye kurulduğu günden beri İslam'a, Müslümana, Müslümanların kutsal bellediği her şeye sistematik bir saldırı var.

Bu öteden beri hız kesmeden devam etmektedir.

Camiler ahır yapıldı, minarelerden Türkçe ''ezen'' okundu, Kur'an yakıldı, dinî kitaplar samanlıklara saklandı, dinî sohbet tertip edenler tevfik edildi, camilere saldırılar oldu, sâlâ okuyan müezzin darp edildi, başörtülü kadınların zorla başları açıldı, yetmedi sürüklediler okul koridorlarında. Bunları biliyorsunuz ama hatırlatmakta fayda var.

Bitmedi, bitmeyecek bu zulümler.

En son adının önünde profesör olan biri çıktı başörtülü psikolog olmaz deyiverdi.

Daha önceden de demişti, kesmemiş olacak ki yeniden deme gereği duydu.

Bizler de durmadık nefes bile almadan babalar gibi karşı çıktık sosyal medyada.

Ne oldu?

Hiçbir şey!

Onlar saldırdı, bizler de gücümüz yettiğince karşı koyduk zannettik.

Yarın tekrarı olacak bunun. Katmerli bir şekilde belki de.

Bizler çok sağlam gibi duruyoruz görünüşte.

Kaya gibiyiz değil mi?

Ama aramızdan su sızıyor.

Niye su sızıyor?

Bizi birbirimize bağlayan en önemli şey olan kardeşlik bağını öldürdük!

Çatladık, çatlattık kayayı!

Hasetlikle çatlattık, kin ile, nefret ile çatlattık.

Kendimiz gibi düşünmeyen herkesten uzak durduk.

Yakın durmak isteyene kapıyı gösterdik.

Mensup olduğun hangi cemaat ise, hangi tarikat ise ondan ayrıl öyle gel dedik.

En ufak bir tartışmada birbirimize düştük.

Bizi birbirimize düşürenler çekirdek çitleyerek bizleri izledi, izlerken de ellerimize taş vermeyi ihmal etmedi, biz birbirimizin kafasını gözünü yardık, onlar bizi izlemeyi bir kenara bırakıp aradaki çatlaklardan bize, kutsallarımıza saldırmaya devam ettiler.

Bir yandan da test ederek bizleri...

Baktılar meydan boş. Birkaç serdengeçti hariç kimse yok ortalıkta, gittikçe artan dozda saldırmaya devam ettiler, salya akıtarak hem de.

Sadece birbirimizden nefret etmedik, gevşedik de biz aynı zamanda.

''Güneşi ceketimizin astarında kaybettik!''

Batılılaşma akımına kapıldık, öz kültürümüzden, töremizden koptuk, bizi biz yapan dinî ve toplumsal değerlerimiz kaçıp gitti bizden.

Biraz da varlık gördük, gözümüz para görünce değerlerimizi hiçe saymaya başladık.

Batının ilmi ve fenni hariç her şeyini aldık.

Gittikçe ayrışma arttı, makas açıldı.

Önceleri gücümüz yoktu din düşmanlarına karşı koymaya şimdilerde de gücümüzü batılılaşmaya harcıyoruz.

Hem onlar gibi yaşayıp hem de onların sözlü saldırısına nasıl karşı koyacağız ki?

Başörtüsüne saldıran birine karşı koymaya çalışırken, o da çıkıp;

Sen kimsin? diye sorsa,

Ne cevap vereceğiz?

 


Yazarın Diğer Yazıları