Gülen’in Davası Düş’tü!

Yargının bağımsız olması gerektiğine inanmayan tek bir kimse bulamazsınız ülkemizde. Yargının en tepesindeki yargıçlardan tutun da, dağdaki çobana kadar herkes “yargı bağımsız” olsun, der.
Hırsızlığı ve yalan söylemeyi de savunan tek kişiye rastlamadım. Herkes dürüstlükten, ahlaklı, erdemli olmaktan yanadır.
İşin tuhaf yanı ateşli bir şekilde yargının bağımsızlığını savunan ve bu durumun tartışılmasını isteyen ne kadar yargıç varsa hemen hepsi yanlı davranır.
Hırsızların hırsızlığa karşı çıkmasına verilebilecek birçok örnek vardır.
Ecevit-Yılmaz ve Bahçeli döneminde ülkemizi derin krizlere sokanlara, kamu bankalarını üleşip de içini boşaltanlara bakın...
Ecevit onlara göre dürüstlük abidesidir, çalmamıştır. Orkestra şefi gibi, çalmamış ama tüm yandaşlarının zengin olmasına göz yummuş, ülkeyi IMF’e muhtaç etmiştir.
Deprem yardımlarıyla memur maaşı ödeyen hükümetin başında şimdiki cevval hırsızlık karşıtı MHP vardı.
Hangi solcuya sorarsanız sorun hepsi dürüstlükten yanadır. Ama nedense tüm sol iktidarlar döneminde, İSKİ skandalından tutun da, Adalet Bakanlığına hâkim- savcı alırken, ülkücüleri mi alacağım diyen Moğultay’ı hatırlayın. Kendisi solcudur.
Eskişehir belediyesi hariç ülkemizde MHP ve CHP’nin yönettiği hangi kente, ilçeye, beldeye giderseniz gidin, hepsi berbat bir şekilde yönetiliyor.
Devletin parasını çarçur etmek, emanet edilen beldeleri adam gibi çekip çevirememek hırsızlığa girmiyor mu?
Gelelim asıl meseleye:
Bağımsız yargı demiştik yazının başında.
Haşim Kılıç denilen, bir zamanların efsane isminin şu anki düştüğü duruma bakın.
Yargıçlar kararlarıyla konuşurlar denir ya? Bu da laftan öte değildir. Bizdeki yargıçlar, Cumhurbaşkanına, gömlek değiştirdin, diyerek safını belli ederler ve ettikten sonra, bizim vereceğimiz kararlar kesinlikle yanlı kararlar olacak demeye getirirler, ona göre ayağınızı denk alın, demektir bu.
Sana ne gömlek değiştirenden, senin işin bu mu?
Hatırlayanınız vardır, Fetullah Gülen’in yazdığım yazılardan ötürü bana açtığı tazminat davasında, hemen herkes, umarım paralelci bir hâkime denk gelmez davanın görülmesi, demişti.
Alın size halkımızın yargıya bakış açısı!
Önemli olan suçunuz değil, hangi hâkime denk geleceğiniz.
Sayısız insanın hapishanelerde çürümesi işte bu çürük hukuk sistemimizin neticesidir.
Okullarda, ailede ne öğretildiği önemli değil. Önemli olan kararlar verilirken, eleştiriler sıralanırken vicdanı bir yere koyarak hareket etmemiz. Milletçe bu konuda pek mahiriz.
Neyi çok savunuyorsak, zaafımız o yöndedir. Ve en çok da kendimizde bulunan kötü hasletleri örtbas etmek için onların ne kadar kötü olduğundan dem vurup kendimizi aklamaya çalışıyoruz.
Bize açılan dava, karşı tarafın duruşmaya gelmemesi neticesinde düştü.
Gazetemizin sahibi Avukat Ahmet ÖZER Bey, dava düştü dedikten sonra;
Öyle hazırlanmıştık savunmaya ki… Diye devam eden cümlelerinin ardından aklıma Necip Fazıl geldi.
Avukatları duruşma gününü Üstad’dan saklamışlar. Şimdi Üstad savunma yaparak kendisini müebbete mahkûm ettirir, en iyisi biz ona haber vermeden savunmasını yapıp beraat ettirelim…
Duruşmadan sonra gidip, Üstad çıkıyoruz geçmiş olsun, dediklerinde Necip Fazıl yakalarına yapışmış ve elindeki sayfalar dolusu savunma metnini göstermiş;
Ben bu savunmayı boş yere mi hazırladım, derdiniz ne sizin? Diyerek paylamış avukatları.
Ahmet Özer Bey’in savunması da Üstad’ın savunması gibi oldu.
Bu vesileyle Gazetemiz sahibi Avukat Ahmet Özer Bey’e dava sürecinde şahsıma verdiği destekten ötürü bir kez daha teşekkür ediyorum.
Bu dava güçlü, sağlam ve omurgalı insanlar sayesinde ayakta duruyor.
Mıymıntı, sünepe, suya sabuna dokunmayan, aman başımıza bir iş gelir diyenler de kaymağını yiyor!
Afiyet olsun!


Yazarın Diğer Yazıları