Piyango İkramiyesi İle Cami Yapmak

Büyük insanlar, büyük insanlardan söz ederken;
“O kadar imkânı olduğu halde, makama, mevkiye, mala, mülke tamah etmedi.” Derler.
Küçük insanlar da küçük insanlardan söz ederken;
“Artık kimin önünde dört büklüm eğildi ise, koltuğu kaptı. Sırtı yere gelmez.” Derler.
Çevrenizdeki insanların ağızlarından dökülen sözlere kulak verin.
O kadar hoş sözler duyarsınız ki! Kulaklarınıza inanamazsınız. İnanamazsınız çünkü dilinden düşenlerle davranışları örtüşmez.
Gözler hep yukarıdadır. Bir basamak daha atlama, biraz daha yükselme, biraz daha kırıtma derdine düşerler.
Ellerinden tutup da yukarıya çıkartacağını bildikleri ne kadar ‘büyükbaş’ varsa, önlerinde bir secde etmedikleri kalır.
“Bir lokma, bir hırka” edebiyatı o kadar kanlarına işlemiş ve bir o kadar da bu öğretiden bağımsızdırlar ki, sohbetlerinde, akıl dağıtmalarında, yazılarında, kitaplarında o insanları görünce, hayret! Etmekle kalmayıp biat edesiniz gelir.
Gelin görün ki, o kadar samimi görünmelerine rağmen yazdıkları, söyledikleri yüreklerde makes bulmaz.
Kendisine bir koltuk veren herkes kusursuz, altından koltuğunu çeken herkes de cehennemi boylayacaktır bu insanların gözünde.
Müslüman vakur olmalıdır, Müslüman eğilip bükülmemelidir, Müslüman tamahkâr olmamalıdır, gibi sözlere dört elle sarılıp, kıçı başı ayrı oynayan tiplerden söz ediyorum.


Bulduğu torpille, hak eden bir kişinin önüne geçip, onun sırtına basıp herhangi bir makama gelmek ona dünyada adı konulmamış mutluluk sağlayabilir. O andan itibaren, yediği her lokmanın haram olduğunu ve kul hakkına girdiğini, bu hakkın affedilmez bir hak olduğunu düşünmez, düşünmek istemez.
O makama geldikten sonra istediği kadar adaletli davransın, istediği kadar çalışsın o hakkına girdiği kişinin ahı, bu dünyada da öbür dünyada da peşini bırakmaz. Kendisinden çıkmasa çocuklarından çıkar!
İnandığı gibi yaşamadan, yaşadığı hayata inanan insanlar olarak kendimize çeki düzen vermek, davranışlarımızı chek etmek zorundayız.
Ekmek nasılsa kazanılır. Yeter ki lokma helal olsun.
Koltuğa oturmak için atılan tüm taklalar, görünce insanın midesini bulandıran ezilip bükülmeler, koltuğa oturduktan sonra da, “küçük dağları ben yarattım” havaları…


İhale kazanmak için vekil peşinde koşmalar, kendi tarafındaki insanlara ihale kazandırmak için bir yerlere not göndermeler...
İçinde fesat olan her kuruşun hesabımıza yazıldığının bilincinde olmamız yetmiyor!
Beni bu makamlara bunlar getirdi, diyet borcumu ödemem gerekiyor düşüncesinden de arınmak gerekiyor!
Suyu üfleyerek içmenin, beşine beş katıp namazlar kılmanın, Kâbe’yi yol etmenin, fakirlerin alın terinden kazandıklarını fakirlere sadaka vererek böbürlenmenin Allah indinde bir anlamı olduğunu ben düşünmüyorum!
Devletin bir kuruşunun yetmiş beş milyonun cebinden çıktığını unutmamak gerekiyor!
Üstüne basarak bir yerlere çıktığımız insanların düştüğü durumdan nesilden nesile etkileneceğimizin hesabını nasıl vereceğimizi düşünüyor muyuz?
Allah rızasını kazanmak ve insanlara hizmet etmek, kul hakkına girmeden yapılır.
Piyango ikramiyesi ile cami yapmanın Müslümanlıkta yeri yoktur!


Yazarın Diğer Yazıları