Savrulan Yazarın Davası Olmaz

Ne çok seviyoruz galeyana gelmeyi…
Popüler kültürün etkisinde kalmak için adeta can atıyoruz…
Hiç ummadığımız birilerinden hoşumuza giden bir demeç duyduğumuzda keyfimize diyecek olmuyor.
Çabuk aldanıyoruz, kandırılıyoruz, aldatılıyoruz.
Bunu fırsat bilenler de, bizim bu zaaflarımızdan yararlanmak zorunda hissediyor kendini…
Hiç aklında olmasa bile, nasılsa alıcısı var diyerek boca ediyor üstümüze kendisini ve vuruyor yüzümüze tüm aldanmışlığımızı…
Koyunların kurttan korkmadan rahatça yayılması için onlara arada bağıran çobanlar vardır. Öyle çobanlar istiyoruz. Korkularımızın kaynağından kurtulmak yerine bizi haylayanların varlığına muhtacız.
Çürümüş dişimizi tedavi ettirmek yerine ağrı kesicilerle diş ağrısının şiddetinden sıyrılarak, günü kurtarmaya çalışıyoruz.
Tamam, bir lidere, bir rehbere, bir yol göstericiye ihtiyacımız var. 
Hatta bizi uyanık tutacak düşmana da ihtiyacımız var…
Lakin beynimizi uyuşturan, bizi yalnızca gaza getirerek içi boş laflarla nefsimizi, gururumuzu okşayanlardan uzak durmamız da şart.
Düşünmez misiniz? Derken Allah, beynimizi basmakalıp ezberlerden kurtarmamız için öyle diyor…
Sorgulamadan, kimin ne mal olduğunu bilmeden üzerine abandığımız, her söylediği sözlerin altına imzamızı attığımız insanların halini görüyorsunuz. Görüp şaşırıyorsunuz. Yok artık! Diyorsunuz…
Tamam, makam hırsından, kişisel ihtiraslarından ötürü değişen, bir bardak su karşılığında şeytana imanını satanlar var, onlara şaşırmak hepimizin hakkı da; överken ölçüyü kaçırıp, yererken ölçüyü kaçırıp, tapınırcasına bağlı, tapınırcasına muhalif kimselerin yarınki savrulmalarını nasıl izah edeceğiz kendimize?
Onlar savrulmalarını kendilerine izah edebilirler, bizim zaten bir davamız yoktu, biz arkamızdaki rüzgara göre yön tayin ettik kendimize derler de, bizler bocalamaya devam ediyoruz.
Medya ve siyaset dünyasına göz atın…
Hükümetin yüzde yüz karşısında olanlara bakın…
Eleştirirken asla bir ölçüye riayet etmeyen tiplere bakın… Bir de hükümetin yakınında duran hükümeti ölçüsüz savunan yanaşma tiplere bakın.
Şu an tam da hükümetin karşısında olan yüzlerce yazarın rüyalarını süsleyecek tekliflerin adını bile anmanız yeterli olacaktır “yanaşma” olmaya…
“Yanaşma” olanların da altındaki koltuğu çekin nasıl da pençelerini gösterecekler bir anda…
Son on yıldaki savrulmalar bu söylediklerimizi teyit ediyor, yeni bir şey söylemiyoruz da…
Bizim derdimiz, insanımızın kime inanıp, kime güveneceklerinin bilmemeleri…
Yazımızı iki atasözüyle sonlandıralım:
Köpek kemik yemekten vazgeçmez.
Eski dost düşman olmaz…
 

Yazarın Diğer Yazıları