Recep Öğütçü
Recep Öğütçü
recepogutcu@yenikonya.com.tr

DOĞU AKDENİZ’DEKİ KAVKA NEDEN? (1)

29 Ağustos 2020, C.tesi günü eklendi.

Tarih boyunca Anadolu ve çevresi hep cazibe merkezi olmuştur. Bilinen tarihte Anadolu'da 10'un üzerinde medeniyet kurulmuş, yeşermiş, iz bırakmıştır. Anadolu toprakları, boydan boya bir medeniyetler mozayiğidir, açık bir müzedir. Göbeklitepe ve Çatalhüyük gibi ören yerlerinden anlıyoruz ki ilk insanlar Anadolu'da yaşamış, ilk yerleşik hayat burada başlamış ve insanlar dünyaya buradan dağılmıştır. Sadece Anadolu değil, çevresi de insanlığı hep cezp etmiş, Afrika, Avrupa ve Asya gibi üç kıtayı birbirine bağlayan Akdeniz ve Karadeniz, tarih boyunca ticaret ve göç yolu olmuştur. Bugünlerde zengin hidrokarbon yataklarının bu iki denizde de görülmesiyle birlikte insanlık bu denizlere bir daha dikkatleri çevirmiş, bileğine güvenen her devlet, Kırkpınar güreşçileri gibi Akdeniz'de boy göstermeye başlamıştır.

Evet, son günlerde Doğu Akdeniz'de bir bilek güreşi başladı. Bir tarafta Türkiye, bir tarafta Yunanistan ve ona el veren Avrupa Birliği ve bazı Arap ülkeleri. Çünkü orada bütün dünya doğalgazın kokusunu aldı, orada bütün dünyaya yüzlerce sene yetecek enerji kaynakları keşfedildi. Bu keşif de Avrupa'nın ekonomik yönden geriye gittiği, en çok enerjiye ihtiyaç duyduğu biz zaman da geldi. Sömürmeye alışmış Avrupalı siyasetçiler, emperyalist ülkeler, bu kaynaklara bigane kalamazdı. Nihayet Sevir'de olduğu gibi Yunanistan'ı üstümüze salarak buradaki kaynağı kendi aralarında paylaşmak istediler ve bu zengin kaynakları Türkiye'ye kaptırmak ve Türkiye'nin bir süper güç olmasını istemediler.

Avrupa'nın gelişmiş ülkeleri bugünkü zenginliğine Afrika'yı, Uzakdoğu'yu ve Ortadoğu'yu sömürerek ulaştı. 1940'lı ve 50'lili yıllardan sonra bu sömürülen ülkeler kendi hürriyetlerine kavuştu, kendi çaplarında devlet oldular ve bugün kendi kaynaklarına sahip çıkmaya başladılar. Avrupalı zengin devletlerin ise giderek kaynakları erimeye başladı, bugün yeni kaynaklar arama peşine düştüler. İşte Doğu Akdeniz de bu kaynaklardan biri. Libya'yı o yüzden istikrarsızlaştırdılar ve bölme planları yaptılar, yapıyorlar. Suriye'yi ve Irak'ı o yüzden karıştırdılar ve bölmeye çalışıyorlar. Güneydeki Arabistan, BAE gibi Ortadoğu ülkelerini o yüzden silahlandırıp Türkiye'nin üstüne saldılar ve kendilerine bağımlı kıldılar. PKK, PYD, IŞİD terör o yüzden kurdular ve enerji kaynaklarının başında ve merkezinde Türkiye gibi güçlü bir ülke olmasını istemediler. Artık ürettikleri teknolojileri, sattıkları araba markaları, diğer makine parçaları kendilerine yetmez oldu, onları ayakta tutmaz oldu. Eski güçlerini korumak için enerji kaynağı olan ülkeleri karıştırıp onlara silah satmaları gerekiyor. Gerekirse bu ülkeleri daha da bölüp enerji kaynaklarının üstüne oturmaları gerekiyor. Nitekim Suriye'yi ve Irak'ı fiilen bölüp petrol kaynaklarına oturdular. Libya'nın da bölünmesini ve kaynaklarının kendilerine akmasını istiyorlar ve o yüzden terörist Hafter'i destekliyorlar. PKK ve PYD' ye silah vererek Güneydoğu bölgemizde ve Kuzey Suriye'de kendilerine bağlı bir Kürt devletinin hazırlığını yapıyorlar. Bütün bu gelişmelerle Türkiye'yi denizden ve karadan çevirmek ve sonunda parçalamak istiyorlar. Çok şükür bütün bu planları sezen, uyanık duran ve tedbirlerini alan bir hükümetimiz var. Devletimiz olanca gücüyle silaha yatırım yapıyor, İHA ve SİHA'lar, helikopterler üretiyor ve dış politikada sadece savunmacı değil, silik ve korkak değil, atak ve cesur bir politika izliyor. Artık devletimiz terörü sınırlarımızdan dışında bastırıyor ve eziyor. Akdeniz'den çevrilmemize izin vermiyor ve mavi vatanımızın başkaları tarafından işgal edilmesine göz yummuyor. Libya ile münhasır ekonomik bölge anlaşması yapıyor, Yunanistan'a haddini bildiriyor, Suriye'de ABD'nin Kürt devleti kurma planlarının önünü kesiyor ve rest çekiyor, Rusya'yı karşısına almamak için ticari ve askeri işbirlikleri yapıyor.

Evet, Türkiye ölüm kalım mücadelesi veriyor, emperyal güçlerle örtülü bir savaş yürütüyor. İktidar partisi, bugüne kadar yapıldığı gibi silik ve korkak bir politika değil atak ve cesur hamleler yaparak kararlılığımızı ortaya koyuyor. Bu da düşmanın gözünü korkutmaya yetiyor. Bundan yirmi yıl önce bu cesareti gösteremezdik, zira yeterli gücümüz ve silahımız yoktu, silahta yüzde seksen oranında dışa bağımlıydık, NATO'nun izinden çıkamıyorduk. Cesaretimiz olsa da beleğimiz güçlü değildi. Çok şükür bugün bileğimiz de güçlü, cesaretimiz de var. Gel gör ki muhalefeti temsil edenlerde o cesareti ve ataklığı göremiyoruz. Sadece "aman çok yalnız kalmayalım, kimseyi küstürmeyelim, sınırlarımızın içine çekilelim, Ortadoğu ve Libya bataklığına girmeyelim, Suriye bataklığından bir an önce çıkalım. Sınırlarımızda yeni devletler kurulsun, devletler bölünsün, Akdeniz'deki muhtemel doğalgaz kaynaklarını birileri bölüşsün, kıta sahanlığımıza birileri göz diksin seslenmeyelim, bu yüzden bir savaşa girmeyelim . Silah gösterip kabadayılık yapmayalm, sorunlarımızı masada çözmeye çalışalım ve sakın ha sakın AB ve ABD'yi karşımıza almayalım” diyor muhalefet partileri. Daha doğrusu muhalefetin silik ve korkak bir duruşu var. Bu da içerdeki desteğimizi ve gücümüzü gölgeliyor. Dışarıda güçlü görünmek içerideki birliğimize bağlıdır. İçeride politika birliği yapamazsak, düşman ağzıyla konuşanlar çıkarsa, düşman bundan cesaret alacaktır. Hükümetin dik duşu yetmeyecektir. Amerikan politikacılarının hükümeti, daha doğrusu AK Partiyi devirme planları da muhalefetten aldığı cesarettendir.

SİLİKLER VE KORKAKLAR KAYBEDERLER

Siyasetçilerimizi "cesurlar ve korkaklar” veya "ataklar ve silikler” diye iki gruba ayırabiliriz. Hele şu Doğu Akdeniz'deki haklarımızı savunurken bu iki grup ve iki halet-i ruhiye daha bariz bir şekilde ortaya çıktı. Muhalefet yağmasa da gürlemeyi bile beceremedi.

Evet, savaş son çaredir ama gereksiz değildir. Anadolu gibi zor bir coğrafyada hür ve bağımsız kalmanın tek çaresi bileğin güçlü olmasıdır ve bunu sahada göstermektir. Bunu son olarak İstiklal savaşında gösterdik, Kıbrıs'ta gösterdik, Suriye'de gösterdik. Haklarımızı korumak için sadece masa, sadece diyalog yetmedi, yetmeyecek. Bugünkü kurtlar sofrasında, dünya konjonktüründe silahın varsa esamen okunur, sözün dinlenir ve masada yer alırsın. Daha doğrusu güçlü isen haklısın. Silahın yok ise, ordun güçlü değilse, haklı bile olsan haksız çıkarırlar.

Genlerimiz itibariyle korkusuz ve cesur bir milletiz. O yüzden geçmişte fetihler yapmışız, Avrupa içlerine kadar gitmişiz. O yüzden Anadolu'yu bin yıldır elimizde tutabilmişiz. Bu topraklarda silik ve korkak olanları yaşatmazlar. Bu toprakların sahipleri cesur ve atak olmalı, uyanık ve ferasetli olmalı, silah bakımından güçlü ve bağımsız olmalı. Bu arada dengeleri gözetmeli ve gücünün sınırlarını da bilmeli. Bin dokuz yüzlü yılların başlarında maceracı politikamızla çok toprağımızı kaybettik, bunu da unutmamalı. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın dersen, gün gelir o yılan seni ısırır. "Yurtta sulh cihanda sulh” deyip suya sabuna dokunmazsan, bütün dünya hemen sınırlarının dibinde paylaşım yaparken ses çıkarmazsan, o kurtlar sofrasında sen olmazsan, sonunda bu toprakları da kaptırırsın. Sonun İspanya'dan kovulan müslümanlar gibi olur.

Buradan muhalefeti uyarmak istiyoruz. Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz konularında iç hesap yapmayın, bunlar siyaset üstü konular. Yunanın haksız tecavüzleri karşısında Hükümetin yanında olmak her Türk vatandaşın görevidir. Bu gemide hep birlikte seyrediyoruz. Batarsak hep beraber batarız. Silik ve korkak politika bugüne kadar fayda vermedi. İlk yumruğu atan her zaman kazanır.

Yorumlar
Personel Alımı ve Diğer İlanlar için Tıklayınız
SON DAKİKA HABERLERİ