CAMİLER VE DİN GÖREVLİLERİ HAFTASI


1986 yılından beri ülkemizde ekim aynın ilk haftası "Camiler Haftası” olarak kutlanıyor, etkinlikler yapılıyor, camilerin temizlik, bakım, imar ve inşası noktasında çalışmalar yapılıyor. Daha sonra 2003 yılında bu haftanın içeriğine Din Görevlileri de eklenerek "Camiler ve Din Görevlileri Haftası” olarak kutlanır oldu.
Evet, ülkemizde yüz binin üzerinde camimiz, yüz elli binin
üzerinde din görevlimiz, diyanet personelimiz var. Bu görevlilere imam- hatip ve ilahiyat fakülteleri öğretmen ve öğretim üyelerini, dini vakıf ve dernek çalışanlarını da eklediğimiz zaman beş yüz bini (yarım milyonu) bulan bir din görevlisi ordumuz var. Evet, bu ordu cephede savaşan silahlı bir ordu değil ama Yaradan'ı tanıtmak, O'nun dinini tebliğ etmek ve hayata hakim kılmak için çalışan, ahlaksızlık ve zulmün yok olması için elinde kalem, mikrofon ve kitapla savaşan bir ordu. Bir milletin ayakta kalması için sadece cephede çarpışan, sınırları bekleyen bir ordu yetmez, milletin kültürel değerlerini ve maneviyatını savunan, bu değerleri ayakta tutmak için de savaşan bir ordu da gerekir. İşte o da din görevlileri ordusu. Bu ordunun askeri özenle yetiştirilmeli ve seçilmeli, liyakatine güvenilmeli, söylediğini yaşayan, samimi, ihlaslı ve fedakar olmalı. Maaş için değil Allah rızasını öne alarak çalışmalı ve kendisini Allah yoluna vakfetmeli. Yani din görevlilerimiz gerçek bir mücahit olmalı. Bu insanlar bizim geleceğimiz oan çocuklarımızın güvencesidir, manevi-kültürel zenginliğimizin bekçileridir, bizi doğruluğa, dürüstlüğe, iyiliğe ve cennete çağıran, ileten çoban yıldızlarımız, mürşitlerimiz ve rehberlerimizdir. Adları imamdır, hatiptir,
vaizdir, müftüdür, uzmandır, Kuran kursu ve imam hatip okulu
öğretmenidir, vs. Ama hepsi aynı ulvi gayeye odaklamış, aynı dava için görevlendirilmiş insanlardır. Görevleri kutsaldır, elbiseleri leke kabul etmez beyazdır, yolları Allah yoludur, oturdukları makam peygamber makamıdır. Peygamberimiz (sav) son peygamberdir, O'nun varisleri din alimleridir, bugünün din hocalarıdır. Hakiki, samimi, ihlaslı, muttaki din hocalarına hürmet peygamberimize hürmettir, onları aşağılamak, onlara hakaret peygamberimize hakarettir.
Evet, camilerimiz ve din görevlilerimiz çok şükür giderek
çoğalıyor, cemaat sayısı noktasında aynı iddiada bulunamıyoruz. Bunun sebebi ve somluluğu, emekli bir din görevlisi olarak söylüyorum, başta biz din görevlilerine aittir. Hakiki mücahit ruhlu hocalarımızı tenzih ediyorum. İstisnalar hariç, aldığımız maaşların hakkını vermiyoruz, oturduğumuz koltuğun ağırlığının ve kutsallığının farkında değiliz, yüklendiğimiz görevin ve sorumluluğun şuurunda değiliz. Bu devlet, büyükçe bir bütçesini bize ayırmış ve bu milletin nesilleri heder olmasın diye yüz binlerce görevli tayin etmiştir. Bu millet, dişinden tırnağından keserek binlerce cami, mescit, Kur'an kursu, imam hatip lisesi ve ilahiyat fakültesinin binalarını yapmış ve devlete teslim etmiş, devlet de bizlere tahsis etmiştir. İnternet çağında yaşıyoruz ve bu dijital çağda nesillerimiz büyük bir tehlike altında, bir uçuruma doğu sürükleniyor. Aile mefhumumuz, aile hayatımız kutsiyetini kaybediyor, camiler boşalıyor, işlevini kaybediyor, LGBT gibi sapık ve sapkın akımlar revaç buluyor. Bu afetin, bu azgın selin önüne geçebilecek tek ordu din görevlileri ordusudur. Sayımız azımsanmayacak kadar vardır, cami ve okul gibi mekanlarımız hazırdır, elimizin altında iletişim kanalları çoktur, bize bu kanalları kullanmak ve fedakarlık etmek düşüyor. Din görevlileri olarak maaşlımızı namaz kıldırma karşılığında almıyoruz, çünkü namaz bir ibadettir ve ve parayla kılınmaz. Biz maşımızı caminin diğer hizmetleri karşılığında alıyoruz, cenazeleri kaldırıyoruz, mahallenin yok ve yoksullarını tespit edip ilgilenmek için alıyoruz, mahallenin çocuklarına ve büyükerine Allah'ın mesajını duyurmak ve dinini öğretmek için maaş alıyoruz. Unutmayalım, biz din görevlileri olarak peygamber makamında oturuyoruz ve O'nun varisleriyiz. Sarığımız beyaz, lekeyi çabuk gösterir. Önce örneğiz, sonra önderiz. Saygınlığımızı, toplum içinde ağırlığımızı taşımak, bu ağırlığı kaybetmişsek yeniden kazanmak zorundayız.
Hülasa camilerimizin süsü cemaattir, bu süsleri nasıl
artırabiliriz, nesillerimizi nasıl sapkın akımlardan kurtarabiliriz, ahlaki yönden uçuruma doğru giden, ateizme ve deizme kayan gençlerimizi nasıl ikna edip onlara hidayet ışığı olabiliriz? Bu soruların üzerinde düşünmeli ve gayretimizi bu yönde artırmalıyız. Vebalimiz büyük, görevimiz ağır, terazimiz hassas, sarığımız beyaz. Çok şükür arkamızda eskiden olmadığı kadar bize desek veren bir hükümetimiz var, güçlü ve iyi niyetli bir devletimiz var. Artık eski yıllardaki gibi mazeretimiz kalmadı, elimiz kolumuz bağlı değil, camilerde MİT ajanları gezmiyor, saçından, sakalından ve başörtüsünden dolayı aşağılanmak ve dışlanmak, eğitime engel olmak, ceza evlerine tıkmak yok. Pis ve azgın akan derenin önünden bir kütük kapmak için paçaları sıvamalı, önce dereyi ıslah etmeli, dereye salınan kanalizasyon kaynaklarını kesmeli ve neslimizi zehirleyen suları duru hale getirmeliyiz. Kuran ve sünnet dediğimiz reçete elimizde, hastalığımızın doktoru da, eczacısı da biz din görevlileri. Ağırlığımızı bilelim, ağırlığımızı koyalım, ağır ve vakur olarak görevimizin hakkını verelim.
Geçirdiğimiz Camiler ve Din Görevlileri Haftası hayırlara
vesile olsun.


Yazarın Diğer Yazıları