YİNE YENİ YENİDEN BAMYA ÇORBASI
TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ 24. OLAGAN GENEL KURULU GERÇEKLEŞTİRİLDİ
Kripto varlık vergisiyle ilgili düzenleme neden geri çekildi?
SON HAÇLI SEFERİ VE SAVAŞIN KABALİST ARKA PLANI
TESPİT-TAMİR
Hayırdan Şer, Şerden Hayır Çıkabilir! (Dijitalleşme Üzerine)
İnsana İyi Gelen Melodiler
BİZİM MUHSİN BİR ŞEHİDİN ARDINDAN KALAN MİRAS VE VİCDAN MUHASEBESİ
870 Yılı Ramazan Bayramında Vefat Eden İmam Buhari’nin Adına Yapılan Külliye 2026 Ramazan Bayramında Semerkant’ta Açıldı
Taşın Hatırlattığı Ahlâk: Köy Odalarından Misafir Taşına
5816 KALDIRILMALI MI?
Hesap Tutmadı: Washington’ın İran Yanılgısı
İnsanın Anlaşamadığı Dünya
BİR BAYRAM BÖYLE GEÇTİ!
Her biri altın değerinde 6 puan
Petrodoların Kanlı Tasfiyesi
AK Parti Neden İvme Yakalayamadı?
Epic Fury: Ortadoğu’da Jeopolitik Bir İntiharın Anatomisi
Evcil Hayvanlar Çocuk Gelişimini Nasıl Etkiler
İRAN’DAN SONRA SIRA KİMDE?
Konyaspo’dan Görkemli Galibiyet
ANNECİĞİM
Plaka basım atölyesinde yeni dönem
HEPİMİZ ÇARKIN İÇİNDEYİZ
Sosyal Medya: Abartı, Algı ve Sessiz Soygun
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR VE EDEBİYAT MERKEZLERİ ve TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİ ÖRNEĞİ
KAYGI
Bu hikâyemizde Konya siyasetinin "Bamya Çorbası” diplomasisinden bahsedeceğiz.
Yine yaşanmış ama hikâyenin kahramanlarının yaşları bir hayli ilerlemiş olup olur ya rahatsız olabilirler diye düşündüğümüzden dolayı yine anonim takılacağız…
Dönemin etkili bir siyasi partisinin mensupları arasında yaşanmış olup birebir kendilerinden dinlediğim olay şu şekilde gelişiyor:
Konyalı olmasına rağmen daha çocuk yaşlarda şehirden ayrılıp devlet görevlerinde bulunan bir ağabeyimiz yıllar sonra emeklilik dilekçesi vererek milletvekili adayı olarak şehre geri döner ve konjonktürel olarak çok sıkıntılı bir ortamda milletvekili olur.
Tabii bürokrasinin güvenlik kanadında görev yaptığı için biraz taban siyasetine alışkın olmadığından olsa gerek ilin diğer milletvekilleri gerek yerel yöneticilerinin rehberliğinde hareket ederek uyum sürecini geçirmeye çalışmaktadır.
Günlerden bir gün bir pazar günü düğün davetlerine katılmak için hep birlikte il binasından arabalara binip hareket ederler. Daha şimdikiler gibi düğün yemeklerinin profesyonel organizasyonlar ile verildiği zamanlar değildir ve düğün sahibinin Lalebahçe tarafındaki bahçesinde cumartesi akşamından kazanlar kaynamaya başlayıp pazar sabahı erken hazırlıklar tamamlanmış, mahalle hocasının duası ile kazan açılmış, aile büyükleri aşçıların bahşişlerini takdim etmiş ve tahta masalar ile tahta sandalyelerden oluşan ortamda misafirler sabah 08.00'den itibaren ağırlanmaya başlanmıştır.
Tam burada ifade edelim ki pazar günü 08.00-12.00 arası ikram edildiği zamanlarda bizim pilavların (Bilmeyenler için düğün yemeğinin kısa adı.) birkaç grup katılımcısı olurdu. Sabah 08.00-09.00 arası erkenden gelenler pilav yemenin erbabı olup daha yeni açılan kazanlardan ilk ikramlarda karnını doyurup bağ bahçe ortamında çay sohbeti ile misafirliğe devam eden gruplar olarak bilinirdi. Bir hafta çalışıp pazar sabahı biraz uyuma niyetinde olan ama hem davete icabet mecburiyeti hem de pilav özlemini giderme gayretinde olanlar ise 10.00-11.00'e doğru teşrif ederlerdi.
Durun daha bitmedi… Bir de 12.00'ye doğru keyfi yetip sofralar toplanmaya başlarken teşrif eden ağalar söz konusu olup bu grubun en önemli gayesi cumartesi gecesi feneri geç vakitlerde söndürenler oldukları için bamya çorbası içip açılmak derdi ile buyurup gelirlerdi.
Hikâyenin başlangıcında bahsettiğimiz grubumuz da makul zamanda düğüne katılıp düğün sahibi tarafından karşılandıktan sonra bir masaya buyur edilirler. Tabii milletvekilleri, il yöneticileri, belediye başkanları ve ağır misafirlerine eşlik etmek için bilmem kaçıncı defa sofraya oturan ev sahibi olunca ikramlar da ona göre ağır olmaktadır. Çorba, etli pilav, irmik helvası derken sıra gelir bamyaya. Tam burada ifade etmek isterim ki lezzeti ile damaklarda hep tat bırakan bamya çorbasını tadan her bir kimsede bir anı bıraktığı için midir bilmiyorum ama bana biraz muzır çocukları andırır nedense.
Bamya ortaya gelir gelmez ekibin en uyanıklarından birisi kaşığı sallar ve bamyayı ağzına yollar yollamaz kaşığı fırlatarak...
-Bu ne ya kardeşim, böyle buz gibi bamya çorbası mı olur yahu! der.
Diğer misafirler de uyanık arkadaşın sözüne kanarak kaşıklarını daldırırlar ve kaşıkları ağızlarından hızla çıkartırken öncü tadımcıya doğru sert bakışlarda bulunmaktadırlar.
Tahmin edeceğiniz gibi ağızlar, boğazlar yangın yeridir. Tabii bir miktar bu şakalara alışkın olanlar pek ses etmez ama şehre daha yeni alışmaya çalışan ve genç milletvekili arkadaşının "Çorba soğuk!" alarmı ile biraz olsun sıcak kısma ulaşmak için kaşığını bamya tasının ta en dibine daldırıp böyle bir yanık vakası ile de ilk defa tanışan milletvekili ağabeyimizin hem şok hem utanç hem de "Ben bu şehre, bu insanlara nasıl alışacağım?” hissi bir arada iltifatı gecikmez: