İĞNE ELİMDEYDİ, SÖKÜĞÜ GÖREMEDİM
AFRO-AVRASYA’NIN KUTUP YILDIZI TÜRKİYE
Sağlık Mühendisliğinde Millî Çözümler
ACI DEĞİL Mİ???
KURUYANLAR-YEŞERENLER
SELÇUKYA AKLINI TERLETMEYE DEVAM EDİYOR!
Şehir Diplomasisinde Tarihi Konya Zaferi
KIYAMETE KADAR TÜRKLERE VERİLEN GÖREV “KÂBE MUHAFIZLIĞI”
Cevher mi, Cüruf mu, Köpük müyüz?
BU ONUR KONYA’NIN, BU BAŞARI UĞUR İBRAHİM ALTAY’IN
Mezuniyet Törenleri ve İkiyüzlülüğümüz
TOPRAĞINI KAYBEDEN GELECEĞİNİ KAYBEDER
AŞÛRE GÜNÜ VE KANAYAN YARAMIZ KERBELA
Selçuklu Konferansları ve Ölümsüzleşen Mirası
Necmeddin Kübra Uluslararası Sempozyumu ve Ebu Reyhan Biruni Ürgenç Devlet Üniversitesi
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
AKŞAM OLMAKTA
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
Terzinin Kendine Geç Kaldığı Yer
Terzinin kendi söküğünü dikemediği yerden yazıyorum sizlere…
İğne elimdeydi, söküğü göremedim.
Belki de mesele tam olarak buydu.
Başkalarının yaralarına merhem olmaya çalışırken, kendi içimizde kanayan yere sırtımızı dönüyoruz çoğu zaman. Bir dostumuzun sesindeki kırgınlığı fark ediyoruz, bir çocuğun gözündeki hüznü görüyoruz, bir yakınımızın yükünü omuzlamaya çalışıyoruz. Ama aynı dikkati kendimize göstermeye gelince nedense elimiz geri çekiliyor.
En son ne zaman gerçekten kendimizi dinledik?
Şikâyet etmek için değil…
Haklı çıkmak için değil…
Sadece içimizde neler olup bittiğini anlamak için.
Günler birbirini kovalıyor. Takvim yaprakları düşüyor. Biz ise yetişmemiz gereken insanlar, tamamlamamız gereken işler, cevaplamamız gereken sorumluluklar arasında koşup duruyoruz. Bir yerlere yetişiyoruz belki ama kendimize varamıyoruz.
Oysa insanın en uzun yolu bazen kendi içine doğru olan yol.
Ne mutlu ediyor bizi?
Neye kırılıyoruz?
Neyi taşıyabilecek gücümüz kalmadığı hâlde hâlâ taşımaya devam ediyoruz?
Bu soruların cevaplarını çoğu zaman dışarıda arıyoruz. Oysa cevaplar uzun zamandır kapısını çalmadığımız iç odalarda bekliyor.
Aile…
İş…
Eş…
Çocuklar…
Arkadaşlar…
Hayatın listesi uzadıkça uzuyor.
Ama o listenin içinde çoğu zaman bir isim eksik kalıyor:
Kendimiz.
Belki de yıllardır fedakârlıkla kendini ihmal etmeyi birbirine karıştırıyoruz. Kendimizi ikinci plana atmayı olgunluk sanıyoruz. Yorulduğumuzu söylememeyi güç zannediyoruz.
Sonra bir gün durup geriye bakıyoruz.
Tamamlanmamış hayaller…
Ertelenmiş dinlenmeler…
İçimize gömdüğümüz cümleler…
Kimseye anlatmadığımız yorgunluklar…
Ve fark ediyoruz ki bizi en çok yoran şey hayat değil; kendimizi sürekli sonraya bırakmak olmuş.
Bir söz okumuştum yıllar önce:
"Dünyayı sırtında taşıyanların çoğu, kendi kalplerine dokunmayı unutanlardır.”
Kime ait olduğunu hatırlamıyorum. Belki de önemli olan kimin söylediği değil, insanın içinde bıraktığı izdir.
Çünkü gerçekten de insan bazen herkese yetişmeye çalışırken, kendine geç kalan tek yolcuya dönüşüyor.
Hayatın sahnesinde başrol bize verilmişken, çoğu zaman kendi hikâyemizin kenarında oturup başkalarının hikâyesini tamamlamaya çalışıyoruz. Alkış beklediğimizden değil. Sadece görülmek, anlaşılmak ve biraz da dinlenabilmek istiyoruz.
Belki de bugün kendimize şu soruyu sormanın zamanıdır:
Başkalarına gösterdiğim şefkatin ne kadarını kendime gösteriyorum?
Çünkü insan kendine dönebildiği ölçüde iyileşiyor.
Ve bazen bir ömrün en büyük tamiri, yıllardır görmezden geldiğimiz küçücük bir söküğü fark etmekle başlıyor.
Ben bugün o söküğü gördüm.
Darısı, iğneyi hep dışarıya tutmaktan yorulanların başına…
İnsana İyi Gelen Melodiler
Yaş Almak mı, Derinleşmek mi?
Kalbe Misafir Olmayı Bilmek
Yeni Yıl Dilekleri Tutarken, Kimleri Hâlâ Hayatımızda Tutuyoruz?
Bırakmanın İnceliği
Olmaklık Üzerine Bir Aynadan
“Hayatın Masası”
Sessiz Kalabalıklar: Modern Hayatta Yalnızlık
Temizlik