Yatırımcıların Ayarını Bozdular
DÜN SAVAŞTIKLARIMIZDA BUGÜN BARIŞ YAPABİLİRMİYİZ?
DURMADAN YAZIYORUM VE YAZACAĞIM
Bu Ne Perhiz ? Bu Ne Lahana Turşusu ?
Ali Özek Hatıratında; II. Abdülhamit, M. K. Atatürk, M. A. Ersoy, H. B. Çantay, Ö. N. Bilmen, Y. Nuri Öztürk v.d.
KÜRESEL SİYONİST OLİGARŞİNİN KAÇINILMAZ TASVİYESİ YOLUNDA TÜRK DEVLETİ’NİN STRATEJİK GÜÇ ÇARPANI AĞIRLIĞI
KARA GECE
DARBELERİN GÖLGESİNDEN 15 TEMMUZ DİRİLİŞİNE
Taşkent’te Tarihi Toplantı : 1. Uluslararası İslam Medeniyeti Forumu
NATO Zirvesinin Zırvalayanları
YAZMA ESERLERİN İZİNDE
YARIŞ
Konya’da iyi ki belediyeler var! Vatandaş ekmek ve etliekmek zammına tepkili…
DÜNYA KUPASI VE MİLLİ TAKIM:
MİZAHIN MİZANI
AYDOĞDU’DAN DÜNYA BELEDİYELER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA…
Şimdi Konya’nın Kazanma Zamanı
İĞNE ELİMDEYDİ, SÖKÜĞÜ GÖREMEDİM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
AKŞAM OLMAKTA
Terzinin Kendine Geç Kaldığı Yer
Terzinin kendi söküğünü dikemediği yerden yazıyorum sizlere…
İğne elimdeydi, söküğü göremedim.
Belki de mesele tam olarak buydu.
Başkalarının yaralarına merhem olmaya çalışırken, kendi içimizde kanayan yere sırtımızı dönüyoruz çoğu zaman. Bir dostumuzun sesindeki kırgınlığı fark ediyoruz, bir çocuğun gözündeki hüznü görüyoruz, bir yakınımızın yükünü omuzlamaya çalışıyoruz. Ama aynı dikkati kendimize göstermeye gelince nedense elimiz geri çekiliyor.
En son ne zaman gerçekten kendimizi dinledik?
Şikâyet etmek için değil…
Haklı çıkmak için değil…
Sadece içimizde neler olup bittiğini anlamak için.
Günler birbirini kovalıyor. Takvim yaprakları düşüyor. Biz ise yetişmemiz gereken insanlar, tamamlamamız gereken işler, cevaplamamız gereken sorumluluklar arasında koşup duruyoruz. Bir yerlere yetişiyoruz belki ama kendimize varamıyoruz.
Oysa insanın en uzun yolu bazen kendi içine doğru olan yol.
Ne mutlu ediyor bizi?
Neye kırılıyoruz?
Neyi taşıyabilecek gücümüz kalmadığı hâlde hâlâ taşımaya devam ediyoruz?
Bu soruların cevaplarını çoğu zaman dışarıda arıyoruz. Oysa cevaplar uzun zamandır kapısını çalmadığımız iç odalarda bekliyor.
Aile…
İş…
Eş…
Çocuklar…
Arkadaşlar…
Hayatın listesi uzadıkça uzuyor.
Ama o listenin içinde çoğu zaman bir isim eksik kalıyor:
Kendimiz.
Belki de yıllardır fedakârlıkla kendini ihmal etmeyi birbirine karıştırıyoruz. Kendimizi ikinci plana atmayı olgunluk sanıyoruz. Yorulduğumuzu söylememeyi güç zannediyoruz.
Sonra bir gün durup geriye bakıyoruz.
Tamamlanmamış hayaller…
Ertelenmiş dinlenmeler…
İçimize gömdüğümüz cümleler…
Kimseye anlatmadığımız yorgunluklar…
Ve fark ediyoruz ki bizi en çok yoran şey hayat değil; kendimizi sürekli sonraya bırakmak olmuş.
Bir söz okumuştum yıllar önce:
"Dünyayı sırtında taşıyanların çoğu, kendi kalplerine dokunmayı unutanlardır.”
Kime ait olduğunu hatırlamıyorum. Belki de önemli olan kimin söylediği değil, insanın içinde bıraktığı izdir.
Çünkü gerçekten de insan bazen herkese yetişmeye çalışırken, kendine geç kalan tek yolcuya dönüşüyor.
Hayatın sahnesinde başrol bize verilmişken, çoğu zaman kendi hikâyemizin kenarında oturup başkalarının hikâyesini tamamlamaya çalışıyoruz. Alkış beklediğimizden değil. Sadece görülmek, anlaşılmak ve biraz da dinlenabilmek istiyoruz.
Belki de bugün kendimize şu soruyu sormanın zamanıdır:
Başkalarına gösterdiğim şefkatin ne kadarını kendime gösteriyorum?
Çünkü insan kendine dönebildiği ölçüde iyileşiyor.
Ve bazen bir ömrün en büyük tamiri, yıllardır görmezden geldiğimiz küçücük bir söküğü fark etmekle başlıyor.
Ben bugün o söküğü gördüm.
Darısı, iğneyi hep dışarıya tutmaktan yorulanların başına…
İnsana İyi Gelen Melodiler
Yaş Almak mı, Derinleşmek mi?
Kalbe Misafir Olmayı Bilmek
Yeni Yıl Dilekleri Tutarken, Kimleri Hâlâ Hayatımızda Tutuyoruz?
Bırakmanın İnceliği
Olmaklık Üzerine Bir Aynadan
“Hayatın Masası”
Sessiz Kalabalıklar: Modern Hayatta Yalnızlık
Temizlik