Şehir Diplomasisinde Tarihi Konya Zaferi
BU ONUR KONYA’NIN, BU BAŞARI UĞUR İBRAHİM ALTAY’IN
BİLMEK YETMİYOR
IBAN hesaplarıyla ilgili yeni düzenleme yolda
TÜRKİYE’NİN ÇELİK ZIRHI: CUMHUR İTTİFAKI...
Mezuniyet Törenleri ve İkiyüzlülüğümüz
TOPRAĞINI KAYBEDEN GELECEĞİNİ KAYBEDER
AŞÛRE GÜNÜ VE KANAYAN YARAMIZ KERBELA
Yardım Değil Destek!
“İYİ Kİ VARSINIZ“
2 ASIRLIK HATANIN BEDELİ KAYBOLAN GENÇLİK
Selçuklu Konferansları ve Ölümsüzleşen Mirası
Necmeddin Kübra Uluslararası Sempozyumu ve Ebu Reyhan Biruni Ürgenç Devlet Üniversitesi
EN İYİ ARKADAŞIM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
AKŞAM OLMAKTA
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
İnsana İyi Gelen Melodiler
Bazen kendime şu soruyu soruyorum: İnsan, içindeki suskun kişiyi mi yaşar yoksa
kalabalıklara oynayan sûretini mi?
Bir aynaya bakıyordum geçen gün. Aynanın arkasına geçip bakmak geldi içimden.
Görüntünün kaynağını, yansımanın kendisini değil de onun beslendiği karanlık arka
duvarı görmek istedim. Fakat aynanın arkası cam, sır, gümüş… İçinde kendini gösterir
ama kendi hiçbir şey göstermez. Biz de öyle değil miyiz? Olmak istediğimiz insanı o
kadar titizlikle cilalıyoruz ki, asıl kendimiz bir kenarda pas tutmuş bekliyoruz.
Kimi zaman kendimize bile açıklayamadığımız bir tiyatro oynuyoruz. Rolümüz hazır,
kostümümüz seçilmiş. Ama perde kapandığında sahnede kalan o kırık sandalye gibi
hissediyoruz kendimizi. Çünkü hep bir eksik var. Hep bir "olamadım” cümlesi
geziniyor içimizde.
Olmak istediğimiz kişi büründüğümüz bu karakter, biçilmiş rollerden değil midir? Hiç
sorulmadı değil mi, "Kim olmak istiyorsun?” Kendimiz olmak istiyor muyuz? Bunlar
sorulmadı ve kendimiz olmaya bile fırsat sunulmadı. Çünkü biliyoruz ki aynadaki biz,
biz değiliz ve biz olursak aforoz ediliriz. Başkalaşmak, farklı olmak, kendimiz olmak…
Bunların düşüncesi iyi bile gelse cesaretimiz yoktur. Neden mi? Sürü mantığı… Olur
da toplumdan farklı görünürsem, kendim olursam, olmak istediğim gibi davranırsam el
âlem ne der?
Ah o kahrolasıca el âlem putu… Sahi biz hangi yaratıcıya tapıyoruz? Sözüm ona
Müslümanım, tabii ki Allah inancına… mı yoksa el âlem tanrısına mı? Bizim yaratıcımız
kim? Yaradanı sevdiğimizi, onun istediği gibi yaşadığımızı söylüyoruz ama dilde;
amelde el âlem tanrısına göre davranıyoruz. El âlem putuna tapmayı bırakmadığımız
sürece gerçek yaratıcıya ulaşamayız.
Şimdi burada sana bir sır vereyim, dostum: İnsan, kendine en çok yalan söylediği
yerde başlar çözülmeye. Çünkü olmak istediğiyle olduğu arasındaki mesafe açıldıkça,
aynada gördüğü yüz bulanıklaşır. Ne sen onu tam tanıyabilirsin, ne o seni.İtiraf etmek mi zor, göstermek mi? Aslında en zoru: bilmediğini bilmek. Yani "Ben
kimim?” sorusuna her gün başka bir cevap verip, hepsinin yalan olduğunu fark etmek.
Çünkü hiçbir cevabın seni tam tanımlamadığını gördüğünde, işte o zaman asıl seni
görmeye başlıyorsun.
Olmak, bir iddiadır. Ama olduğun kişi, bir izdir. Ve izler yalan söylemez.
Şimdi sor: Seni en çok kim kandırdı? Cevabı çok uzaklarda arama. Aynadaki gözlerden
başla.
İnsana İyi Gelen Melodiler
Yaş Almak mı, Derinleşmek mi?
Kalbe Misafir Olmayı Bilmek
Yeni Yıl Dilekleri Tutarken, Kimleri Hâlâ Hayatımızda Tutuyoruz?
Bırakmanın İnceliği
“Hayatın Masası”
Sessiz Kalabalıklar: Modern Hayatta Yalnızlık
Temizlik