RAHMET, MAĞFİRET VE CEHENNEMDEN AZAD AY’I RAMAZAN-I ŞERİF HOŞ GELDİN
TÜKETİM ÇAĞINDA İNSAN KALMAK
Kalbe Misafir Olmayı Bilmek
Adil Bir Emeklilik Sistemi İçin Zaman Daralıyor
BİZE KURÂN YETER SÖYLEMİ AYET VE HADİSLER IŞIĞINDA MEALCİLİĞİN ÇIKMAZI
ARINMA ZAMANI
Konya’dan bir Erdoğan geçti
Altın Yumurtlayan Tavuğu Kesmek
Galibiyet Yok Ümitler de Bitti
Konyaspor bina okur döner döner bir daha okur!
Özbekistan’da 14 Şubat ve Babürlülerin Kurucusu Zahîrüddîn Muhammed Doğum Günü
GÜNAH ADASININ ARKASINDA YATAN GERÇEKLER
MOTOSİKLET KAZASI!
YENİ DÜNYA DÜZENİNDE GÜÇLÜ OLMAYA MECBURUZ.
Yusuf Tekin istifa mı etsin?
Suriye çadır kent sorunu
ANNECİĞİM
ŞEMSİYENİ AÇ
Plaka basım atölyesinde yeni dönem
HEPİMİZ ÇARKIN İÇİNDEYİZ
Sosyal Medya: Abartı, Algı ve Sessiz Soygun
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR VE EDEBİYAT MERKEZLERİ ve TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİ ÖRNEĞİ
BATILILARIN KİRLETİLMİŞ MENDİLLERİ: TERÖR ÖRGÜTLERİ
KAYGI
Ayaz Ata ve Nardugan
EĞİTİMDE BİR MİLAT BAŞLAMALI MI?
11. YARGI PAKETİNE LGBT’DE EKLENMELİ
Sosyal medya, sanıldığı kadar ne eğlenceli ne de faydalı. Aksine, bugün sosyal medya algısı üzerinden çok sayıda oyun oynanıyor. Vatandaş ise çoğu zaman bunun farkında bile değil.
"Şu kadar takipçim var”, "şu kadar etkileşim alıyorum”, "benim sayfamda yapılan reklam çok kazandırıyor” gibi iddialarla insanlar adeta soyuluyor. Elbette şikâyet edenler var; ancak reklam ücretleri fazla yüksek olmadığından şimdilik herkes suskun. Oysa toplamda ortaya çıkan tablo son derece vahim.
Öncelikle, "influencer” ya da "YouTuber” adı altında yayın yapan bu yeni tip aktörleri konuşmak gerekiyor. Uzmanlar, bu kişilerin önemli bir kısmının sayfalarında yazan takipçi sayısına gerçekten sahip olmadığını söylüyor. Bir milyon, üç milyon, beş milyon takipçiden söz edenlerin büyük bölümünün bot hesaplarla kendilerini takip ettirdikleri iddia ediliyor.
Daha vahimi şu: Bu şişirilmiş rakamlar reklam verenlere de aktarılıyor ve bu kişiler, kendi adreslerinde yayınladıkları reklamlardan ciddi haksız kazançlar elde ediyor. Meslek, deyim yerindeyse ayağa düşmüş durumda. Elinde akıllı telefon olan sokağa fırlıyor; "hangi şaklabanlığı yaparsam daha çok tık alırım” hesabı yapıyor. Ne yazık ki en çok da absürt ve seviyesiz içerik üretenler, yüksek takipçi sayılarıyla vitrine çıkıyor.
Kalite meselesini bir kenara bırakalım; gelelim asıl soygun tarafına. Bugün YouTube, Instagram, Facebook gibi mecralar; bu sosyal medya fenomenlerinin hem şaklabanlıklarıyla hem de yaptıkları örtülü reklamlarla dolu. Bir gün restoranda, ertesi gün kafede, başka bir gün nargile salonunda… Gittikleri her yeri yere göğe sığdıramıyorlar. Bu içeriklerden para kazanıyorlar; ayrıca reklamını yaptıkları işletmelerden de ciddi ücretler alıyorlar.
Ancak işin diğer yüzünde büyük bir aldatmaca var. Bu fenomenlerin sanıldığı kadar takipçisi olmadığı gibi, "şu kadar izlendi”, "bu reklam şu kadar kişiye ulaştı” şeklindeki rakamların da gerçeği yansıtmadığı ifade ediliyor. Yani aslında yanıltılan taraf, reklam veren işletmeler oluyor.
Vatandaş açısından tablo daha da can sıkıcı. Abartılı anlatımlara kanarak bu mekânlara giden insanlar, çoğu zaman büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. Kurumsallıktan uzak, günü kurtarmaya odaklı bu tanıtımlar, uzun vadede hem tüketiciye hem de işletmelere zarar veriyor.
Bir de işin mali ve hukuki boyutu var. Ferdi ticarethaneye dönüşen bu fenomenlerin önemli bir kısmı vergi ödemiyor. Yaptıkları yayınların, verdikleri reklamların ve kazandıkları paranın ciddi bir denetimi yok. Oysa mesele yalnızca ekonomi değil; dürüstlük meselesi. Ve ne yazık ki bu üç başlıkta da sınıfta kalınıyor.
Bugün gelinen noktada vatandaşlar yavaş yavaş şunun farkına varmış durumda: Gerçekten kaliteli ürün ve hizmet sunan birçok kurumsal yapı, sosyal medya reklamlarından bilinçli olarak uzak duruyor. Çünkü artık herkes biliyor ki, sosyal medyada parlatılan her şey gerçeği yansıtmıyor. Bu durum da doğal olarak sosyal medyaya olan güveni her geçen gün biraz daha azaltıyor.
Burada vatandaşlara düşen görev açık: Görülen her şeye inanmamak, "doğruymuş gibi anlatılan” her şeyi sorgulamak. Ama iş sadece vatandaşın dikkatine bırakılamayacak kadar ciddi.
Hükümete de önemli sorumluluklar düşüyor. Abartılı, yanıltıcı, hukuki zemini olmayan bu tür yayınların denetim altına alınması artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir. Aksi takdirde algı balonları büyümeye, güven ise hızla erimeye devam edecektir.