DOLAR
45,080 TL
EURO
52,948 TL
STERLİN
61,196 TL
GRAM
6.757 TL
ÇEYREK
11.168 TL
YARIM
22.167 TL
CUMHURİYET
43.792 TL
Bekir Şahin
Bekir Şahin
bsahin@yenikonya.com.tr
27 Nisan 2026 Pazartesi günü yayınlandı

Bir Dergi Kapağından Türbelerin Hafızasına

 

(Konya'nın Ressamı Nesip Koçer'in Anlatımıyla)

 

Bazı hikâyeler vardır; büyük salonlarda, yüksek kürsülerde değil, dar bir dükkânın kapısından içeri giren bir heyecanla başlar.

Konya'nın kalbinde, mütevazı bir sanatkâr mekânında başlayan bu hikâye de böyledir.

Bu yazı, bir ressamın hatırası olmanın ötesinde; bir şehrin, bir medeniyetin ve nihayetinde bir hafızanın inşasına dair sessiz ama derin bir yolculuğun izlerini taşımaktadır.

Bir Dergi, Bir Nesil, Bir Arayış

Merhum Süleyman Özkafa'nın öncülüğünde, Konya'da bir gün bir grup genç, büyük bir heyecanla bir dükkânın kapısını aralar.

İmam Hatip talebeleridir bunlar… Kalabalıktılar.

Ellerinde bir dergi vardır: Oku.

Bir kapak resmi isterler.

Ama aslında istedikleri bir çizim değil; bir kimliktir.

Gençlerin coşkusu dükkânı doldurur. Her biri konuşmak ister, her biri anlatmak ister.

İşte tam o anda Nesip Koçer'in o sade ama derin disiplini devreye girer:

"Aranızda anlaşın, bir sözcü seçin. Bana bir kişi anlatsın ki ben de ne yapacağımı bileyim.”

Bu cümle, sadece bir düzenleme değildir. Bu, sanatın ilk şartıdır: nizam.

O gün çizilen kapak, aslında bir derginin kapağı olmaktan çok daha fazlasıdır.

O kapak, bir fikrin, bir duruşun ve bir neslin estetik dili hâline gelir.

Zamanla bu gençlerin arasından

Mustafa Tahralı, Mustafa Fayda, Hasan Özönder gibi isimler çıkar.

Bir dükkân, bir mektebe dönüşür.

Çizginin Tanıklığı: Bir Kapaktan Daha Fazlası

O yıllarda çizilen kapaklardan biri, hâlâ hafızalarda canlıdır.

Filistin'de bir gencin kolunu kıran bir asker…Bu sahne, estetik kaygıyla değil; şahitlik sorumluluğuyla çizilmiştir.Sanat, burada süs değildir. Sanat, bir şehadettir.

Nesip Koçer'in çizgisi, sadece görsel bir anlatım değil; bir vicdanın dışa vurumudur.

Bu yönüyle onun eserleri, dönemin ruhunu taşıyan sessiz belgeler hâline gelir.

Konya'dan İstanbul'a: Hafızanın Çağrısı

Bir gün, İstanbul'dan gelen misafirler bir tabloyu görür . Beğenirler.

Sorular sorarlar.

Ve ardından bir davet gelir.

İstanbul Türbeler Müdürlüğü…

Bu artık bir sipariş değildir.Bu bir emanettir.

Konya'da bir öğrenci dergisine çizilen kapaklardan, İstanbul'un türbelerine, camilerine, çeşmelerine uzanan bir yol…

Bu, bir sanatkârın değil; bir hafıza işçisinin yoludur.

Nesip Koçer, bir türbeyi resmetmeden önce sadece bakmaz. Bekler…

Işığın taş üzerindeki seyrini izler. Duvarların suskunluğunu dinler.  

Çünkü onun meselesi taş değildir.

Ruhdur.

"Yıkılsa Yeniden Seninle Yapılır…”

Bir gün, dönemin Anıtlar ve Rölöve Müdürü, yapılan çalışmaları gördükten sonra şu cümleyi kurar: "Eğer bir gün bu türbeler yıkılsa, senin resimlerine bakarak yeniden yaparlar.”

Bu söz, bir sanatçının duyabileceği en ağır takdirdir.

Çünkü bu söz, şunu söyler:

"Sen artık sadece sanatçı değilsin; sen bir belgesin.”

Sanatın belgeye dönüştüğü yer, işte burasıdır.

 

Yokluk İçinde Ustalık: Halıdan Tuvale

Bugün sanat malzemeleri bol, imkânlar geniş…

Ama o günlerde sanat, aynı zamanda bir mücadeledir.

İstanbul'a gönderilen bir tablonun çerçevesi yolda kırılır.

Çözüm bulunur:

"Çerçeve yapmayın, rulo gönderin.”

Ama klasik tuval rulo olmaz.

İşte o anda zanaatkâr ruh devreye girer.

Halı alınır.

Kesilir.

Biçilir.

Ve tuval yeniden icat edilir.

Bu, sadece bir teknik çözüm değildir.

Bu, medeniyetin zanaatkâr zekâsıdır.

Sütkal ve Unutulmuş Bilgiler

Eski bir kitaptan öğrenilen bir bilgi…

Peynirden yapılan kazein esaslı tutkal…

Marangozlardan temin edilen "sütkal”…

Suyla karıştırılır, yüzeye sürülür, boya onunla tutunur.

Bugün belki unutulmuş bu teknik, aslında geçmişin ilmî ve sanatsal derinliğini gösterir.

Demek ki…

Gerçek sanat, sadece ilhamla değil; bilgiyle, emekle ve tecrübeyle yapılır.

Hafıza Nerededir?

Bugün dönüp baktığımızda şu soruyla karşı karşıyayız:

Asıl hafıza nerede?

Resmî arşivlerde mi?

Yoksa ustaların sandıklarında, not defterlerinde, hatıralarında mı?

Nesip Koçer'in anlattıkları bize şunu söylüyor:

Bir öğrenci dergisi, bir vakfın tohumu olabilir.

Bir ressamın sabrı, bir şehrin hafızasına dönüşebilir.

Ve imkânsızlıklar, yeni yolların kapısını aralayabilir.

Konya'nın taşları konuşur derler…

Ama bazen o taşların sesini duyurmak için bir ressam gerekir.

Nesip Koçer, işte o ressamlardan biridir.

Onun çizgileri, sadece bir şehri değil;

bir medeniyetin sessiz hafızasını resmetmiştir.

Ve biz bugün hâlâ o hafızaya bakarak kendimizi yeniden okumaktayız.


Yazarın Diğer Yazıları