YANLIŞ TRENE BİNDİKTEN SONRA KORİDORDA TERS YÜRÜMENİN FAYDASI OLMAZ
Yazma Eserlerin İzinde; Belviranlı Koleksiyonu’nun Sessiz Hikâyesi
YİNE YENİ YENİDEN BAMYA ÇORBASI
TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ 24. OLAGAN GENEL KURULU GERÇEKLEŞTİRİLDİ
Kripto varlık vergisiyle ilgili düzenleme neden geri çekildi?
SON HAÇLI SEFERİ VE SAVAŞIN KABALİST ARKA PLANI
TESPİT-TAMİR
Hayırdan Şer, Şerden Hayır Çıkabilir! (Dijitalleşme Üzerine)
İnsana İyi Gelen Melodiler
870 Yılı Ramazan Bayramında Vefat Eden İmam Buhari’nin Adına Yapılan Külliye 2026 Ramazan Bayramında Semerkant’ta Açıldı
5816 KALDIRILMALI MI?
Hesap Tutmadı: Washington’ın İran Yanılgısı
İnsanın Anlaşamadığı Dünya
BİR BAYRAM BÖYLE GEÇTİ!
Her biri altın değerinde 6 puan
Petrodoların Kanlı Tasfiyesi
AK Parti Neden İvme Yakalayamadı?
Epic Fury: Ortadoğu’da Jeopolitik Bir İntiharın Anatomisi
Evcil Hayvanlar Çocuk Gelişimini Nasıl Etkiler
İRAN’DAN SONRA SIRA KİMDE?
Konyaspo’dan Görkemli Galibiyet
ANNECİĞİM
Plaka basım atölyesinde yeni dönem
HEPİMİZ ÇARKIN İÇİNDEYİZ
Sosyal Medya: Abartı, Algı ve Sessiz Soygun
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR VE EDEBİYAT MERKEZLERİ ve TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİ ÖRNEĞİ
KAYGI
Konya Yazma Eserler Bölge Müdürlüğü'nün bodrum katına inenler bilir; merdivenlerden aşağı doğru her adımda hava biraz daha serinler, sesler kısılır, kokular değişir. Betonun, boyanın üzerinden yavaş yavaş mürekkep ve eski kâğıt kokusu yükselmeye başlar. İnsanın içine, farkında olmadan "burada konuşmak yerine dinlemek gerekir” duygusu çöker. İşte o loş koridorlardan birinde, rafların bir bölümünde küçük, mütevazı etiket görürsünüz: "Belviranlı Koleksiyonu”. Aslında bu birkaç santimetrelik kâğıt parçası, Konya'nın zarif hekimlerinden Dr. Ali Kemal Belviranlı'nın dünyasına açılan kapıdır.
Rafların önünde durup ciltlere şöyle bir göz gezdirdiğinizde, karşınıza çıkan tablo ilk bakışta tipik bir medrese kütüphanesini andırır. Fıkıh, akaid, kelam, tefsir, hadis, tasavvuf, Arap dili ve edebiyatı, mantık, hikmet… Hepsi yan yana, omuz omuza. Fakat biraz sabredip sırt yazılarını tek tek okumaya başladığınızda, bu rafların yalnız bir medrese hocasının değil, modern devirde yetişmiş bir hekim–aydının odasından geldiğini hissetmeye başlarsınız. Çünkü bu kitaplar, sadece ders halkalarının değil, bir doktorun, bir münevverin gündelik hayatına eşlik etmiş metinlerdir.
Bir rafta dört ciltlik "Osmanlıca Rehberi”, yanında "Osmanlıca İmlâ Rehberi”, "Osmanlıca İmlâ Lügati”, "Osmanlıca Metinler Rehberi”… Bunların yanında Osmanlıca defterler, eski harflerle basılmış risaleler, yazma sarf–nahiv metinleri, belagat şerhleri, kafiye kitapları. İnsan ister istemez düşünüyor: Ali Kemal Bey, Osmanlı Türkçesi'ni anlatırken sınıfta eline sadece bir ders kitabı alıp "işte alfabe budur” dememiş; kendi kütüphanesini de sessiz bir laboratuvar hâline getirmiş. "Bakın,” der gibi, "bu dil yalnız tahtada değil, bu kitapların arasında yaşar; harfleri öğrenmek yetmez, bu dünyaya girmeniz gerekir.”
Biraz ileride başka bir raf… Bu defa karşınıza "İslâm Prensipleri”, onun İngilizce muadili "The Principles of Islam”, "Kur'an Rehberi”, "Tecvid”, "Sözün Doğrusu (Beyânü'l‑Hak)” çıkıyor. Arkalarını çevirdikçe, yazma eserlerin içinden tanıdık fıkıh ve akaid klasikleri doğruluyor: Sadrüşşerîa'nın "Şerhu Vikâyeti'r‑Rivâye min Mesâili'l‑Hidâye”si, Burhanüşşerîa Mahmud b. Sadrüşşerîa'nın "Vikâyetü'r‑Rivâye”si, İbrahim el‑Halebî'nin "Mültekâ'l‑Ebhur”u, "Gunyetü'l‑Mu‘temellî Şerhu Munyetü'l‑Musallî”si, Babertî'nin "İnâye”si, Nesefî'nin "Kenzü'd‑Dekâik”i ve daha niceleri. Bir hekimin odasında bu kadar çok fıkıh kitabı ne arar, diye soranlara, aslında kütüphanenin kendisi cevap veriyor: Kemal Belviranlı için tıp, insan bedeninin sağlığıyla sınırlı değildi; ruh ve zihnin hekimliğini de ciddiye alıyordu. Bedenin nabzını poliklinikte tutarken, toplumun ve ferdin nabzını da bu metinlerle yokluyordu.
Koleksiyonun kalbinde Kur'an ve hadis sevgisi açıkça hissedilir. Farklı boy ve hatlarda birkaç Kur'an-ı Kerîm; Cüzûlî'nin "Delâilü'l‑Hayrât ve Şevârikü'l‑Envâr”ının birden çok nüshası; Tirmizî'ye nispet edilen "Şemâilü'n‑Nebeviyye ve'l‑Hısâlü'l‑Mustafaviyye”; Zeynüddîn el‑Irakî'nin "Dürerü's‑Seniyye”si; Altıparmak Mehmed Efendi'nin "Delâyil‑i Nübüvvet‑i Muhammedi ve Şemâil‑i Fütüvvet‑i Ahmedî”si… Her biri, Peygamber sevgisinin kâğıttaki tezahürü. Üstelik bu kitapların yalnız içi değil, dışı da konuşuyor: suyolu, mantar, çapa, arma, çift başlı kartal, taç filigranlı kâğıtlar; şemseli, salbekli, miklepli, ebru kaplı meşin ciltler; tezhipli serlevhalar ve yaldızlı cetveller… Bazı nüshaların kataloğunda "fersude, mantarlaşmış, baştan ve sondan eksik” diye not düşülmüş. Belviranlı'nın ilgisi yeni, pırıl pırıl ciltlerle sınırlı değil; yıpranmış, çok okunmuş, kenarları yorgun kitaplar da onun gözünde kıymetli. Çünkü o yıpranmışlık, aslında "okunmuş olmanın” tevazu dolu nişanı.
Akaid ve kelam raflarında Celâleddîn Devvânî'nin "Şerhu'l‑Akâidi'l‑Adûdiyye”si, Adudüddîn el‑Îcî'nin metin ve şerhleri, çeşitli kelam risaleleri ve mecmualar dikkat çekiyor. Hemen yan tarafta Mirak Şemseddin'in "Şerhu Hikmeti'l‑Ayn”ı, İsâgocî şerh ve haşiyeleri, mantık ve hikmet mecmuaları yer alıyor. Fıkıh, akaid, mantık ve hikmet yan yana geldiğinde, karşımıza çizgileri belirgin bir entelektüel portre çıkıyor: Mesleğini hakkıyla yapan bir doktor, ama aynı zamanda düşünce tarihine meraklı, sistematik okuma alışkanlığı güçlü bir okur.
Tasavvuf ve edebiyat rafı, bu ilmî tablonun ruh tarafını temsil ediyor. Tahirü'l‑Mevlevî'nin "Nisâb‑ı Mevlevî Tercümesi” –katalog notunda İsmail Ankaravî tercümesine dayandığı yazılı–, Câmî ve Attâr'ın divan ve pend‑nâme türü eserleri, Refîk mahlaslı bir şairin divanı, mecmua‑i eş‘ârlar… Biraz aşağıda "Der Kelimât‑ı Erbâb‑ı Tarîkat ve Beyân‑ı Sülûk” isimli, tarikat kavramlarını anlatan bir eser, duvarın köşesine yaslanmış gibi duruyor. Evkaf kokulu sayfalarda zikredilen kelimeler, Konya Mevlevîliğinin sokaklarına açılır gibi. Karabaş Veli'nin "Tecvid‑i Karabaş”ı, mevlid ve delâil kitapları, evrâd ve salavât mecmuaları da bu manzaranın tamamlayıcı öğeleri. Hekimlik mesleğinin "beden sağlığı” tarafı, kütüphanede "kalp ve ruh sağlığı” üzerine metinlerle dengelenmiş.
Koleksiyonun sürprizlerinden biri de tıp tarihine bakan raf. Burhan ed‑din Nefîs'in "Şerhü'l‑Mu‘cizi'l‑Kânûn”u; İslâm tıbbının temel metni Kânûn üzerine yazılmış bu şerh, modern tıp eğitimi görmüş bir hekimin odasında adeta iki çağ arasında köprü kuruyor. Hastane koridorlarında stetoskopla dolaşan, vizite listeleri arasında koşturan bir doktorun, uygun bir vakitte bu yazmanın sararmış sayfalarına eğilip tıp tarihinin büyük zincirini takip ettiğini düşünmek bile insana ayrı bir sekinet veriyor.
Kemal Belviranlı'nın kaleminden çıkan kitaplar da bu manzarayı tamamlıyor: Osmanlıca rehberler, imlâ kılavuzları, metin okuma kitapları; "İslâm Prensipleri” ve İngilizcesi, "Kur'an Rehberi”, "Tecvid”, "Sözün Doğrusu”; "Aruz ve Ahenk”, "Musiki Rehberi (Dinî Musiki)”; Arapça–İngilizce–Türkçe "Seyahat Rehberi”… Bir yandan Osmanlıca öğrenmek isteyen gençlere kapı aralıyor, bir yandan dinî temel bilgileri sade bir dille sunuyor, diğer yandan şiirin ritmini, ilahilerin makamlarını anlatıyor. Depodaki yazmalarla bu kitapları yan yana düşündüğünüzde, Belviranlı kütüphanesinin dar bir uzmanlık alanına sıkışmadığını, ancak belli bir merak ve seviye sahibi okurların hakkını verebileceği yoğun bir entelektüel iklim sunduğunu daha iyi görüyorsunuz.
Bu hikâyenin en dokunaklı sayfalarından biri ise Nisaü'l‑Mevlevî ile başlayan hatıra. Bir gün, eskiliği kadar sükûnetiyle de dikkat çeken bir mevlevî eseriyle kütüphaneye geldi. İlk gelişi, kitabı satmak içindi. Aradan birkaç gün geçti; aynı ciltle tekrar geldiğinde yüzündeki kararlılık bambaşkaydı. "Kemal abinizin kemikleri sızlamasın,” dedi. "Ben bu kitabı para karşılığı veremem. Bir şartım var: Günümüz Türkçesiyle yayınlayacaksınız, ondan sonra kütüphanenize bağışlayacağım.” Emanetin ağırlığı, o an omuzlara çöken bir sorumluluk gibi hissedildi.
Sonrası uzun bir yolculuktu. Eski harflerden bugünün Türkçesine, kelimelerin ruhunu incitmeden geçirebilmek için iki–üç yıl boyunca satır satır çalışmak gerekti. Bazı kelimelerin karşılığını bulmak için günlerce düşünüldü; bazı cümlelerde Mevlevî iklimi öyle ağır bastı ki, kalem bir süreliğine bırakılıp sadece metin dinlendi. Nihayet kitap basıldı; Konya Valiliği'nin, bir vakfın, farklı yayınevlerinin desteğiyle birkaç baskı üst üste geldi. O eski cilt, bugün depoda rafın bir köşesinde, hemen yanında aynı metnin yeni baskıları… Bu manzaraya bakınca, insan bunun yalnız bir çeviri başarısı değil, bir vefa borcunun ödenmiş hâli olduğunu hissediyor.
Dr. Ali Kemal Belviranlı'nın isminin 15 Temmuz sonrası Çocuk Hastanesi'ne verilme süreci de bu kütüphaneyle iç içe bir başka hatıradır. Hazırlanan kitap, o günlerin Konya Valisi'ne takdim edildiğinde, ithaf sayfasında "Dr. Kemal Belviranlı'nın aziz hatırasına” cümlesi dikkatini çekmişti. "Bu Kemal Belviranlı kimdir?” diye sordu. Oturup uzun uzun anlattık: Örfi idare ve sıkıyönetim dönemlerinde gazetelerde, dergilerde çıkan yazılarını; camilerde okunan hutbelerde yankılanan cümlelerini; Hacıveyiszade'nin vefat haberinin dahi onun okuduğu Cuma hutbesinde cemaatlere duyurulduğunu… Anlattıkça, valinin yüzündeki ifade değişti. O anda, bu şehrin en kritik zamanlarında hem kalemiyle hem dik duruşuyla örnek olmuş bir hekimin adının, çocukların şifa bulduğu bir hastaneye verilmesinin ne kadar isabetli olduğunu hep birlikte idrak ettik.
Bugün Konya Yazma Eserler Bölge Müdürlüğü'nün bilgisayarında "Belviranlı Koleksiyonu” başlığını tıkladığınızda, karşınıza sadece demirbaş numaraları, yaprak ölçüleri, cilt açıklamaları çıkmıyor. Her satır, hem modern tıbbın içinden yetişmiş bir doktorun, hem klasik ilimlerin çıraklığını bırakmayan bir talebenin, hem de Konya'nın kültür mirasına borcunu ödemeyi hayatının şiarı hâline getirmiş bir beyefendinin hayatından küçük bir cümle aslında.
Yeni Konya'nın bu köşesinden, Belviranlı Koleksiyonu'ndan bir cildi elinize alacak okura küçük bir davet de düşelim: O kitabı açtığınızda, sadece eski bir yazmayı çevirmiş olmayacaksınız. Sessiz bir odada, Kemal Bey'in masasının yanındaki sandalyeye oturup, onun özenle seçtiği metinlerle baş başa kalacaksınız. Belki sayfalar arasında dolaşırken, Konya'da bir hekimin, bir Osmanlı Türkçesi hocasının, bir musiki meraklısının, bir mümin insanın kalbinden geçenleri de satır aralarında sezersiniz. Dileğimiz, Belviranlı kütüphanesinden yükselen bu sessiz selamın, bugünün ve yarının okuyucularına da ulaşması…
Taşın Hatırlattığı Ahlâk: Köy Odalarından Misafir Taşına
Alaeddin’den Mevlânâ’ya Ramazan Yürüyüşü
Ramazan’ın Gölgesinde Soru ve Birkaç Teklif -8-
Medeniyet Tasavvuru, İcazet Zinciri ve Erenköy Mahallesi-7-
Siyasetle İmtihan: Milletvekilinden Çok, Vaiz-6-
Tasavvuf, Tarikat ve Şeriat Dengesinde Bir Duruş-5-
Tahir Hoca’nın Kırmızı Çizgileri
Hoca Bir Kültür Fenomeni -3-
Konya’dan Haremeyn’e Uzanan Bir Ömür (2)
Ramazan İkliminde Bir Hatırlayış: Tahir Büyükkörükçü’nün vefatının 15. Yılı -1-