DOLAR
45,350 TL
EURO
53,350 TL
STERLİN
61,930 TL
GRAM
6.871 TL
ÇEYREK
11.312 TL
YARIM
22.412 TL
CUMHURİYET
44.444 TL
Bekir Şahin
Bekir Şahin
bsahin@yenikonya.com.tr
10 Mayıs 2026 Pazar günü yayınlandı

Cahit Öztelli Koleksiyonu Araştırıcılarını Bekliyor -1-

Bazı isimler vardır, kütüphanelerin tozlu raflarında, cönklerin sararmış sayfalarında, mektupların kıvrım kıvrım satırlarında bir ömür gezinir; gittiğinde ise ardında öyle bir miras bırakır ki, o mirasın izi yıllar sonra bile peşine düşenleri bulur. Hüseyin Cahit Öztelli (1910 Erzincan – 1978 Ankara) işte böyle bir isimdir. Halk edebiyatımızın, özellikle âşık edebiyatının kayıp halkalarını bir bir çıkarıp gün yüzüne taşıyan; Karacaoğlan'dan Pir Sultan Abdal'a, Yunus Emre'den Kul Nesimî'ye uzanan o uzun çizgide ne kadar cönk, ne kadar mecmua, ne kadar şiir varsa peşine düşmüş velüt bir araştırmacıdır.

Bu yazımız, "Yazma Eserlerin İzinde" dizimize bir ek, biraz da hatıra tadında bir notlar mecmuası olsun istedik. Çünkü Cahit Öztelli'nin koleksiyonu — hem kendi derlediği hem de selefi Naci Kum Atabeyli'den ona kalan o ikinci hazine — bugün hâlâ araştırıcılarını beklemektedir.

Konya Lisesi'nin Edebiyat Hocası

Cahit Öztelli'yi sadece bir Ankara akademisyeni, bir Türk Dil Kurumu mensubu olarak hatırlamak ona haksızlık olur. O, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun olduktan sonra Denizli'de, Samsun'da, Mersin'de ve Konya Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yapmış; Hasanoğlan İlköğretmen Okulu ile Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu'nda binlerce talebe yetiştirmiş bir maarif neferidir.

Konya yıllarının bizim için ayrı bir kıymeti var. Çünkü Öztelli, taşrada öğretmenlik yaptığı her şehirde aynı şeyi yapmıştır: kahve köşelerinde, eski evlerin sandıklarında, dede-baba ocaklarında ne kadar cönk, ne kadar şiir defteri, ne kadar mektup varsa tek tek çıkarıp not etmiş, kopyalamış, çoğaltmıştır. Konya'daki o yılların izleri, bugün Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi'ne intikal eden koleksiyon parçalarında hâlâ görülebilmektedir. Hatta onun çoğalttığı Menâkıbü'l-Kudsiyye

— Elvan Çelebi'nin o devrim niteliğindeki eseri, Eflâkî sonrası Anadolu Bektaşi-tasavvuf araştırmaları için en mühim referans — bizzat Mevlâna Müzesi'nden, dönemin müdürünün getirip ona verdiği nüshadan istinsah edilmiştir. Teki Karaman'da bulunan o asıl nüshanın bir kopyası, Cahit Öztelli'nin emeğiyle bugün araştırmacının önündedir.

"Çör Çöp" Diye İstanbul'un Beğenmediği Hazine

Yıllar önce kıymetli dostlarımız rahmetli Nail Tan ve Hayrettin İvgin Beylerle bir konuştuk. Hayrettin İvgin Bey, malum, eski HAGEM (Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü) müdürlerinden; emekli olduktan sonra Ankara'da oğluyla bir sahaf işletiyor. Ve maalesef bu satırları kaleme alırken aldığımız haber, kendisinin orada vefat ettiğidir. Nur içinde yatsın. Nail Tan ise yine o ekolün, 1970–90 arasındaki halk edebiyatı ve halk kültürü çalışmalarının önemli isimlerinden. İkisi de hem kendilerinden öncekileri görmüş hem kendi devirlerine şahitlik etmiş, sonra HAGEM kapatılınca dağılıp emekli olmuş kıymetli insanlar.

Onlara Cahit Öztelli'nin koleksiyonunu sorduğumda aldığım cevap şu oldu: "Kızı Türk Dil Kurumu'nda çalışıyor. Biz istedik, vermedi, yüzümüze bile bakmadı. Belki sana açar." Aradım. Sağ olsun, hanımefendi gayet güzel karşıladı: "Kitapların bir kısmı bende, bir kısmı İstanbul'daki ağabeyimde. Ağabeyim ne yapar bilmem ama ben şöyle yapacağım…" diye söze başladı. İşte o konuşmadan sonra bizim mevzu yavaş yavaş gelişti.

Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi devreye dahil edildi ve özellikle koleksiyonun Konya ile ilgili kısmına dikkatle bakıldı. Çünkü Cahit Öztelli'nin Süleymaniye'ye intikal eden bölümünde Konya'ya dair defterler, şiirler, cönkler vardır. Daha da güzel bir haberi burada paylaşalım: bu süreçte koleksiyonun Konya'ya bakan zarflarından, çoğalttığı evraklardan önemli bir kısmı Konya'ya ulaşmıştır. Mevlâna ile ilgili kısmı da geldi. Allah'a şükür. İstanbul'da "çör çöp" diye pek beğenilmeyen, bir kenara itilen o evrak, asıl yerinde — Konya'da — kıymetini bulmuştur.

Naci Kum Atabeyli'nin Mirası: Bir Koleksiyon İçinde İkinci Koleksiyon

Cahit Öztelli koleksiyonunu sadece kendi derlediği malzemeden ibaret sanmak büyük hata olur. Çünkü bu koleksiyonun içinde bir ikinci koleksiyondaha vardır:Naci Kum Atabeyli'nin mirası.

Naci Kum, Beyşehir'de doğmuş; aslen Isparta'nın Atabey kazasından, oradan da Beyşehir'in bir kasabasından gelen bir Bektaşî babasıdır. Konya Halkevi'nin çıkardığı Konya dergisinde epeyce yazısı vardır. Seydişehir'in tarihine, Seyyid Harun Velî'ye dair o kıymetli makalesi içinde Konya bölgesinin abdalları hakkında çok mühim bir not düşer. Şu meşhur Doğanlar Mahallesi'ndeki insanlar — halkın maalesef"çingene" dediği ama aslında Hacı Bektaş'a bağlı, Yağmur Baba Tekkesi mensubu olan o cemaatin — geçiş yollarına, Beyşehir'deki uzantılarına dair en erken kayıtlardan birini Naci Kum verir. Hâlâ meydanı, ikrarı, yolu, erkânı yaşayan bu zümrenin Beyşehir kolu hakkında elimizde başka bu kadar berrak bir kaynak yoktur.

Naci Kum yalnız Konya bölgesini değil, Antalya–Konya hattını ve özellikle *Yörüklerin geçiş yollarını* da çalışmıştır. Antep tarafına kadar uzanan o çalışmaları sebebiyle dönemin pek çok ailesi, dedesi, babası elindeki beratları, şecereleri, kitapları, yazmaları ona emanet etmiştir. Mesela Antalya Elmalı'daki Abdal Musa Sultan— Orhan Gazi devrinde dervişleri Akdeniz'e yönlendiren o büyük velî — onun Velâyetnâmesi Kaygusuz Abdal'ın eserleri, Seyyid Ali Sultan Velâyetnâmesi Bu metinlerin nüshalarının Naci Kum koleksiyonunda olduğu literatürde sarahaten geçer.

Naci Kum vefat ettiğinde, elinde ne varsa Cahit Öztelli'ye intikal etmiştir. Yani Öztelli'nin kızının verdiği malzeme arasında bir nüsha Seyyid Ali Sultan Velâyetnâmesi çıkması tesadüf değildir. Hatırlatalım: Mevlâna Dergahı'ndeki nüshayı da merhum Abdülbâki Gölpınarlı kopyalamıştı; orada da bir kopyası mevcuttur. İşte Cahit Öztelli koleksiyonunun ehemmiyeti tam buradadır: tek bir araştırmacının emeği değil, iki kuşağın — Naci Kum'un ve Öztelli'nin — birikmiş hazinesidir.

Cahit Öztelli'yi aramamızın asıl sebebi de buydu zaten. Sonra Adana Müzesi'ni aradık, "Naci Kum'un evrakından bir şey kaldı mı, çocuğu var mı, bir iz sürebilir miyiz?" diye. Maalesef hiçbir bilgi yok. Bir hanımefendi bakacaktı, o da öyle gitti. DEVAM EDECEK


Yazarın Diğer Yazıları