RAMAZANDAN İSTİFADE EDEBİLMEK
Alaeddin’den Mevlânâ’ya Ramazan Yürüyüşü
ÜNLÜ EDELİM
KONYA’DAN NEVÂÎ VİLAYETİNE TİCARİ YATIRIM FIRSATLARI VE KARDEŞLİK KÖPRÜSÜ
Kalem, insanın dünyada bıraktığı en uzun ve kalıcı ayak izidir
SORU İÇİNDE SORU!
Gündem Değil, Vicdan Örtülüyor
Epic Fury: Ortadoğu’da Jeopolitik Bir İntiharın Anatomisi
Konyaspor’dan müthiş dönüş… Futbolu işte bunun için seviyoruz.
Ekonomik sorunların kaynağı sadece talep artışı değildir
FIRSATÇILIKTAN KURTULUŞ AYI RAMAZAN
İran Çetin Ceviz Çıktı
Birlik İsterken Fitneyi Ateşleyenler
ZENGİN FAKİR KAYNAŞMASINI YARDIMLAŞARAK SAĞLAYALIM
Evcil Hayvanlar Çocuk Gelişimini Nasıl Etkiler
SENİN DÜNÜR
İRAN’DAN SONRA SIRA KİMDE?
Seküler Ahmaklığın NEET İhaneti
Yaş Almak mı, Derinleşmek mi?
Konyaspo’dan Görkemli Galibiyet
ANNECİĞİM
Plaka basım atölyesinde yeni dönem
HEPİMİZ ÇARKIN İÇİNDEYİZ
Sosyal Medya: Abartı, Algı ve Sessiz Soygun
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR VE EDEBİYAT MERKEZLERİ ve TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİ ÖRNEĞİ
BATILILARIN KİRLETİLMİŞ MENDİLLERİ: TERÖR ÖRGÜTLERİ
KAYGI
Ayaz Ata ve Nardugan
Konya'da Ramazan akşamında Alaeddin Tepesi'nden Mevlânâ Dergâhı'na doğru yürüyen biri, sadece bir şehirde değil; asırlardır kalemle yazılmış, kelamla yaşatılmış bir medeniyetin içinde yürüdüğünü fark eder.
Ben de bu amaçla Ramazan akşamlarında bazen Alaeddin Tepesi'nden aşağı doğru yürümeyi severim. İnsan kalabalığın içinde yürür ama sanki eski Konya'nın izleriyle karşılaşır. Bu güzergâhta Alaeddin Tepesi'nden Mevlânâ Dergâhı'na kadar yirmi kadar medrese vardı. Bir an düşünürsünüz: Bu sokaklardan hangi talebeler geçti, hangi müderrisler ders verdi, hangi kalemler mürekkep döktü? O zaman anlarsınız ki şehir sadece binalardan ibaret değildir; şehir aslında hatıraların ve insanların bıraktığı izlerle yaşar.
Ramazan'dan bayrama yürürken şunu unutmamak gerekir: Bir şehir, binalarıyla değil; yetiştirdiği insanlarla büyür. Eğer kalemimizi, kelamımızı ve insanlığımızı Ramazan'ın terbiyesiyle yenileyebilirsek, o zaman Konya'nın medrese hafızası sadece geçmişte değil, gelecekte de yaşamaya devam edecektir.
Bazı şehirleri anlamak için haritaya bakmak yetmez; hafızaya bakmak gerekir. Konya işte böyle bir şehirdir. Hele Ramazan akşamlarında, iftara doğru dakikalar ağır ağır ilerlerken, şehirde dolaşan o sükûnet içinde insan bunu daha iyi hisseder.
Ramazan bizim için yalnız sahur ve iftar saatlerinden ibaret değildir. Ramazan, insanın kendisine dönüp baktığı; kalbini, sözünü ve davranışlarını yeniden tarttığı bir mevsimdir.
Bu muhasebede üç şey yeniden ayarlanır:
Kalemimiz… Ne yazıyoruz, ne okuyoruz?
Kelamımız… Nasıl konuşuyoruz, nasıl hitap ediyoruz?
İnsanlığımız… Bu şehirde nasıl bir insan tipinin çoğalmasına katkı veriyoruz?
İftar vakti yaklaşırken hepimiz bir taraftan sofrayı, bir taraftan saati takip ederiz. Oysa o dakikalar, Ramazan'ın ruhuna göre yaşandığında, insanın hayatında iz bırakan anlara dönüşür. Çünkü oruç, insanı sadece açlığa alıştırmak için değil; dünyaya bağımlılıktan kurtarmak için vardır.
Tam bu noktada insanın kendisine şu soruyu sorması gerekir:
Bu Ramazan'da ben neyi değiştirdim?
Sadece yemek saatimi mi, yoksa bakış açımı da mı?
Konya'yı anlamak için Alaeddin Tepesi'nden başlamak gerekir. Burası sadece bir park değil; Selçuklu sultanlarının şehre baktığı, ulemanın saraya girip çıktığı, aşağıdaki medreselerde ilim halkalarının kurulduğu merkezdir.
Selçuklu döneminin sonlarına doğru Konya'da büyük küçük yaklaşık yirmi medrese bulunuyordu. Osmanlı döneminde ise şehir merkezinde elliye yakın medrese faaliyet gösteriyordu. Bu medreselerin her biri, aslında birer insan yetiştirme atölyesiydi.
Bu medreselerin taç kapıları dahi hayatı, insanlığı, "insan olma”yı öğütler. Karatay Medresesi'nin kapısında yer alan ayet bize şunu hatırlatır:
"Allah iyilik yapanların ecrini zayi etmez.”
İnce Minareli Medrese'nin kapısındaki ayetler ise Allah'ın kudretini, rahmetini ve mescitlerin Allah'a ait olduğunu anlatır. Bu iki medrese, adeta taşın diliyle şu cümleyi söyler:
İlim kuru bilgi değildir; iman, ahlak ve takvayla anlam kazanır.
Bugün Alaeddin Tepesi'nden Mevlânâ Dergâhı'na doğru yürürken çoğu zaman fark etmeyiz; ama aslında kaybolmuş medreselerin, sökülmüş kitabelerin ve susmuş kütüphanelerin üzerinden yürürüz. Bugün bankaların ve iş hanlarının bulunduğu bazı yerlerde bir zamanlar ilim halkaları kuruluyordu. Yazma eserler istinsah ediliyor, talebeler sabahlara kadar ders çalışıyordu.
Ramazan akşamlarında bu sokaklardan yürürken insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Bu şehirde hangi kalemler yazdı?
Hangi kelamlar insan yetiştirdi?
Bu yazdıklarımız, geçmişe özlem duymak için değil; bugünü anlamak içindir. Çünkü şehirler binalarla büyür; fakat medeniyet, insanlar yetiştirerek yaşar. Ramazan bize bu sorumluluğu hatırlatır.
Artık bayram yaklaşıyor. Bu şehirde ilim ve irfan için emek vermiş bütün âlimleri, müderrisleri, dervişleri rahmetle anıyoruz. Alaeddin Tepesi'nden Mevlânâ Dergâhı'na kadar uzanan bu medeniyet hattının bize bıraktığı en büyük emanet şudur:
Orucumuzu sadece midemizle değil; kalemimizle, kelamımızla ve insanlığımızla da tutabilmek.
İşte o zaman bayram, sadece bir gün değil; bir medeniyet sevinci olur.
Ramazan’ın Gölgesinde Soru ve Birkaç Teklif -8-
Medeniyet Tasavvuru, İcazet Zinciri ve Erenköy Mahallesi-7-
Siyasetle İmtihan: Milletvekilinden Çok, Vaiz-6-
Tasavvuf, Tarikat ve Şeriat Dengesinde Bir Duruş-5-
Tahir Hoca’nın Kırmızı Çizgileri
Hoca Bir Kültür Fenomeni -3-
Konya’dan Haremeyn’e Uzanan Bir Ömür (2)
Ramazan İkliminde Bir Hatırlayış: Tahir Büyükkörükçü’nün vefatının 15. Yılı -1-
Dağın Ortasında Bir Mahalle: Erenköy (Sultanü’l Vâizîn Tahir Hoca’ya vefatının 15. Yılı Notu)
Ramazan Günlerinde Kitap, Şehir ve Hatıralar