DOLAR
44,93
EURO
52,17
STERLİN
60,26
GRAM
6.951,15
ÇEYREK
12.165,27
YARIM ALTIN
23.843,92
CUMHURİYET ALTINI
47.201,23
Bekir Şahin
Bekir Şahin
bsahin@yenikonya.com.tr
24 Mart 2026 Salı günü yayınlandı
DİĞER YAZARLARIMIZ

Taşın Hatırlattığı Ahlâk: Köy Odalarından Misafir Taşına

 

Köy odaları, bizim kültürümüzde bir mekândan ibaret değildir; bir ahlâkın mekâna dönüşmüş hâlidir. Kapısı kilitlenmeyen, sobası misafir için yakılan, aşı misafir için pişirilen, ekmeği eksik olmayan, yastığı yolcuya ayrılan bu odalar; sözün ölçüyle söylendiği, susmanın da bir edep sayıldığı yerlerdi. Köy odası, kimliğini bağırarak değil, ağırlayarak gösteren bir medeniyetin iç düzeniydi.

Bu iç düzenin dışarıya taşmış karşılığı ise taşlardı.

Ama sıradan taşlar değil; niyetle şekillendirilmiş taşlar.

Sadaka taşı, yitik taşı, dibek taşı…

Ve hepsinden daha az bilinen, ama belki de en öğretici olanı: misafir taşı.

Misafir taşı, bir çağrı levhası değildi. Üzerinde yazı yoktu. Bir işaret çakılmazdı. O taş, utanmayı bilen bir topluma seslenirdi. Yolcunun "ben garibim” demesine gerek kalmadan, cemaatin "biz ev sahibiyiz” demesini sağlayan bir düzenekti. Misafir, o taşın üzerine oturur; ev sahibi, taşı tanır ve sorumluluğu alırdı. Ne bağırış vardı ne yarış. Paylaşma, usul ile olurdu.

Bu usul, köy odalarının usulüyle aynıdır.

Köy odasında da misafir gelince kimse "ben alayım” diye öne çıkmazdı. Sıra belliydi; düzen belliydi. Misafir, Tanrı misafiriydi. Evine düşmüştü; ama gökten düşmüş sayılırdı.

Bugün bu düzeni anlatırken iki ismin dikkatini özellikle anmak gerekir: Talha Uğurluer ve Hakkı Acun Her iki isim de modern zamanların gürültüsü içinde kaybolan bu sessiz ahlâkı hatırlatmaya çalıştılar. Taşın yalnızca mimarî bir unsur değil, toplumsal bir sözleşme olduğunu vurguladılar. Köy odalarını, folklorik bir hatıra olarak değil; işleyen bir ahlâk sistemi olarak okumamız gerektiğine dikkat çektiler.

Bu dikkat çağrısı önemlidir. Çünkü taş, bizim kültürümüzde sadece dayanıklılığıyla değil, emaneti taşıma kabiliyetiyle kıymetlidir. Taşa oyulan boşluk, aslında insanın içindeki boşluğa bir cevaptır. Sadaka taşı, açgözlülüğü terbiye eder; yitik taşı, güveni diri tutar; misafir taşı ise yalnızlığı giderir.

Köy odalarının kapatıldığı, misafir odalarının evlerden kaldırıldığı bir zamanda; bu taşların hikâyesi bize şunu fısıldar: Medeniyet, betonla değil; ahlâkla yükselir. Ahlâk ise en iyi, sessiz düzeneklerle korunur. Kimsenin kimseyi teşhir etmediği, iyiliğin reklamsız yapıldığı düzeneklerle…

 

Bugün bu taşlar yeniden kullanılabilir mi? Belki hayır.

Ama hatırlatılabilir.

Bir caminin kenarında bir taş…

Bir köy odasının başköşesinde bir minder…

Bir evin kapısında kilit yerine güven…

Bizi biz yapan şey, geçmişte kalmış şekiller değil; o şekillerin taşıdığı niyettir. Köy odaları ve misafir taşları, bu niyetin taşlaşmış hâlidir. Taş susar; ama ahlâkı unutturmamak için orada durur. Ne kaybolur ne de erir. Ama bunu görecek göz, idrak edecek kalp gerekir.

Bu yüzden bu satırlar, bir nostalji yazısı değil; bir hatırlama çağrısıdır.

Taşa bakarak kendimizi hatırlamak için


Yazarın Diğer Yazıları