Küçücük çocuklar neden yarı çıplak giyinmeye mecbur bırakılıyor?
TOPRAĞINI KAYBEDEN GELECEĞİNİ KAYBEDER
DÜNYAYA GELMEKLE İŞ BİTMİYOR
AŞÛRE GÜNÜ VE KANAYAN YARAMIZ KERBELA
Ölüm Güzel Şey
Reel sektör faiz tehdidi altında
YENİ DÜNYA DÜZENİNİN ŞAFAĞINA DOĞRU
Yardım Değil Destek!
“İYİ Kİ VARSINIZ“
2 ASIRLIK HATANIN BEDELİ KAYBOLAN GENÇLİK
Selçuklu Konferansları ve Ölümsüzleşen Mirası
Necmeddin Kübra Uluslararası Sempozyumu ve Ebu Reyhan Biruni Ürgenç Devlet Üniversitesi
EN İYİ ARKADAŞIM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
28 Şubat’ın Sivil Kahramanına Veda
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
AKŞAM OLMAKTA
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
İnsana İyi Gelen Melodiler
Köy odaları, bizim kültürümüzde bir mekândan ibaret değildir; bir ahlâkın mekâna dönüşmüş hâlidir. Kapısı kilitlenmeyen, sobası misafir için yakılan, aşı misafir için pişirilen, ekmeği eksik olmayan, yastığı yolcuya ayrılan bu odalar; sözün ölçüyle söylendiği, susmanın da bir edep sayıldığı yerlerdi. Köy odası, kimliğini bağırarak değil, ağırlayarak gösteren bir medeniyetin iç düzeniydi.
Bu iç düzenin dışarıya taşmış karşılığı ise taşlardı.
Ama sıradan taşlar değil; niyetle şekillendirilmiş taşlar.
Sadaka taşı, yitik taşı, dibek taşı…
Ve hepsinden daha az bilinen, ama belki de en öğretici olanı: misafir taşı.
Misafir taşı, bir çağrı levhası değildi. Üzerinde yazı yoktu. Bir işaret çakılmazdı. O taş, utanmayı bilen bir topluma seslenirdi. Yolcunun "ben garibim” demesine gerek kalmadan, cemaatin "biz ev sahibiyiz” demesini sağlayan bir düzenekti. Misafir, o taşın üzerine oturur; ev sahibi, taşı tanır ve sorumluluğu alırdı. Ne bağırış vardı ne yarış. Paylaşma, usul ile olurdu.
Bu usul, köy odalarının usulüyle aynıdır.
Köy odasında da misafir gelince kimse "ben alayım” diye öne çıkmazdı. Sıra belliydi; düzen belliydi. Misafir, Tanrı misafiriydi. Evine düşmüştü; ama gökten düşmüş sayılırdı.
Bugün bu düzeni anlatırken iki ismin dikkatini özellikle anmak gerekir: Talha Uğurluer ve Hakkı Acun Her iki isim de modern zamanların gürültüsü içinde kaybolan bu sessiz ahlâkı hatırlatmaya çalıştılar. Taşın yalnızca mimarî bir unsur değil, toplumsal bir sözleşme olduğunu vurguladılar. Köy odalarını, folklorik bir hatıra olarak değil; işleyen bir ahlâk sistemi olarak okumamız gerektiğine dikkat çektiler.
Bu dikkat çağrısı önemlidir. Çünkü taş, bizim kültürümüzde sadece dayanıklılığıyla değil, emaneti taşıma kabiliyetiyle kıymetlidir. Taşa oyulan boşluk, aslında insanın içindeki boşluğa bir cevaptır. Sadaka taşı, açgözlülüğü terbiye eder; yitik taşı, güveni diri tutar; misafir taşı ise yalnızlığı giderir.
Köy odalarının kapatıldığı, misafir odalarının evlerden kaldırıldığı bir zamanda; bu taşların hikâyesi bize şunu fısıldar: Medeniyet, betonla değil; ahlâkla yükselir. Ahlâk ise en iyi, sessiz düzeneklerle korunur. Kimsenin kimseyi teşhir etmediği, iyiliğin reklamsız yapıldığı düzeneklerle…
Bugün bu taşlar yeniden kullanılabilir mi? Belki hayır.
Ama hatırlatılabilir.
Bir caminin kenarında bir taş…
Bir köy odasının başköşesinde bir minder…
Bir evin kapısında kilit yerine güven…
Bizi biz yapan şey, geçmişte kalmış şekiller değil; o şekillerin taşıdığı niyettir. Köy odaları ve misafir taşları, bu niyetin taşlaşmış hâlidir. Taş susar; ama ahlâkı unutturmamak için orada durur. Ne kaybolur ne de erir. Ama bunu görecek göz, idrak edecek kalp gerekir.
Bu yüzden bu satırlar, bir nostalji yazısı değil; bir hatırlama çağrısıdır.
Taşa bakarak kendimizi hatırlamak için
Selçuklu Konferansları ve Ölümsüzleşen Mirası
YAZMA ESERLERİN İZİNDE: KONYA’DAN DÜNYAYA UZANAN BİR HAFIZA KÖPRÜSÜ
Hadiselerin ve Zamanın Ötesinde Bir İlim Ocağı: Hâdimî Kütüphanesi ve Yazma Eserlerin İzinde
Bir Şehrin Hatıra Defteri: Şehr-i Han
Kadınhanı’nın Manevi Mimarlarından: Karabağlı Mehmet Emin Hoca
Cezayir Laghouat’ta Sûfî Semâ ve Konya’nın Sessiz Diplomasisi
İnsanlığın Yükü: Hafızanın, Emanetin ve İadenin Sergisi
Aydın’daki Diğer Hazine: Bedri Noyan Dedebaba Koleksiyonu
Cahit Öztelli Koleksiyonu Araştırıcılarını Bekliyor -1-
Bir Dergi Kapağından Türbelerin Hafızasına