Altın finansal bir özgürlük aracıdır
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
YAZMAK, DÜNYANIN EN MUTLULUK VEREN İŞİ
İMAMOĞLU Silivri Palasta ÖZEL Ayağında Pranga İle Nereye Koşuyor
SİYASET DE BİR MAÇTIR AMA CENTİLMENLİKLE OYNANMALI
FATİH’İN İDEALLERİ FETİH RUHU VE İSTANBUL’UN FETHİ BİZE NE ANLATIYOR?
Yanmaz, yapışmaz muhalefet
YARGININ MUTLAK BUTLAN KARARI İLE CHP’NİN 80 YILLIK SÜREDE Batı’nın ÜZERİNE GİYDİRDİĞİ VESAYET ZIRHI ve ZİHNİYETİ PARÇALANIYOR
Hadiselerin ve Zamanın Ötesinde Bir İlim Ocağı: Hâdimî Kütüphanesi ve Yazma Eserlerin İzinde
BASINIMIZIN MEDARI İFTİHARI ULU ÇINAR
Yeni Konya bu şehrin kendisidir.
İki Ayetle İman ve Salih Amel
2026 - Özbekistan’da Mahalleyi Geliştirme ve Toplumsal Yükseliş Yılı
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
28 Şubat’ın Sivil Kahramanına Veda
TÜRKİYE – NATO ARASINDA SON VE BÜYÜK FİNAL
MÜZELİK OLMADAN
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
AKŞAM OLMAKTA
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
İnsana İyi Gelen Melodiler
5816 KALDIRILMALI MI?
Yazarlık denince çoğumuzun aklına masasında kitap yığınları olan, kelimelerle profesyonel bir ilişki kurmuş insanlar gelir. Ben de gençliğimde öyle sanırdım. Yazarlık ki, sanki ayrı bir meslek; hayat ise ayrı bir şeydi.
Sonra anladım ki asıl mektep, masa başında değil; insanın içinde ve insanın arasında kuruluyor.
Bu okulun adı: hayat.
Diploması yok.
Mezuniyeti yok.
Ama dersi hiç bitmiyor.
Mezuniyeti Olmayan Bir Okul
Hayat, insanı daha çocukken kaydeder bu okula. Köy odasında duyduğun bir cümle, babanın yüzündeki bir çizgi, annenin sabrı… Hepsi birer derstir.
Bu mektepte sınıf geçmek yok.
"Oldum” demek yok.
İnsan "ben tamamım” dediği gün, aslında öğrenmeyi bırakır.
Ben hâlâ kendimi bu okulun talebesi sayıyorum.
Bir Yazma Eser ve Bir Cümle
Yıllar önce yazma eserlerin arasında çalışırken yaşadığım bir hadise, yazarlık mektebinde aldığım en ağır derslerden biridir.
Bir gün, eski bir yazmanın kenarına düşülmüş küçük bir not dikkatimi çekti. Müellif değil, müstensih değil; kitabı okuyan sıradan bir talebe yazmış. Kenara şöyle not düşmüş:
"Bu satırları anlamakta zorlandım; Allah bana anlayış versin.”
O cümle beni sarstı.
Düşünün… Yüzyıllar önce yaşamış biri, anlamadığını itiraf ediyor. Saklamıyor. Üstünü örtmüyor. "Bilmiyorum” diyebiliyor.
O gün anladım ki asıl büyüklük, bildiğini göstermek değil; bilmediğini kabul edebilmektir.
Yazarlık da böyle değil mi?
Biz çoğu zaman güçlü görünmek isteriz. Net konuşmak, kesin hüküm vermek isteriz. Ama hakikat çoğu zaman "bilmiyorum” diyebilenlerin kapısını çalar.
O yazmanın kenarındaki o küçük not, bana hayat boyu sürecek bir ders verdi:
Talebe kalmak.
Her İnsan Bir Dünya
Bir başka dersimi de köy odasında aldım.
Kadınhanı'nda, bir akşam sohbetinde yaşlı bir amca gençliğini anlatıyordu. Sıradan bir çiftçi… Ama anlattıkları arasında öyle bir cümle vardı ki, yıllarca aklımdan çıkmadı:
"Evladım, insanın içi konuşacak yer bulamazsa taşlaşır.”
O an fark ettim: Her insan gerçekten bir dünya. Ama o dünyayı açacak anahtar, dinlemektir.
Biz çoğu zaman dinlemiyoruz. Sadece cevap vermek için bekliyoruz.
Yazarlık mektebi bana şunu öğretti:
Bir insanı anlamaya çalışmak, aslında dünyayı anlamaya çalışmaktır.
Portre Yazmak, Merhametle Bakmaktır
Portre yazarken şunu fark ettim: Bir insanı birkaç cümleye sığdırmak çok tehlikeli bir iştir.
Bir cümleyle yüceltirsiniz.
Bir cümleyle silersiniz.
Kalem merhametsiz olursa, yazı adaletsiz olur.
Yıllarca kütüphane raflarında tozlu yazmaları elime alırken şunu düşündüm:
Bu kitapları yazanlar da bir dünyaydı. Onları tek bir sıfatla tanımlayabilir miyim?
Hayır.
Öyleyse yanımda yaşayan insanı nasıl bir sıfata hapsedebilirim?
Bu Mektebin Dersleri
Bugün geldiğim noktada şuna inanıyorum:
• Okumak gerekir. Ama sadece kitabı değil; insanı da.
• Gözlemek gerekir. Ama sadece olayları değil; kalbi de.
• Düşünmek gerekir. Ama başkasının cümlesini tekrar etmek için değil; kendi hakikatine ulaşmak için.
Ve yazmak…
Yazmak, sorumluluktur.
Süslü cümle kurmak değildir.
Hakikate karşı dürüst olmaktır.
Bitmeyen Talebelik
Belki bu mektebin diploması yok.
Belki kimse bize "oldun” demeyecek.
Ama Rabbimizin huzuruna vardığımızda, "Bu kul talebelikten vazgeçmedi” denirse, işte o en büyük icazettir.
Ben hâlâ sıramdayım.
Ve biliyorum ki bu sıralar boş kalmamalı.
Bizler, mezuniyeti olmayan bir okulun, mezunu olmayan talebeleriyiz.
Belki yazarlık da tam olarak budur:
Talebe kalmayı göze alabilmek
Hadiselerin ve Zamanın Ötesinde Bir İlim Ocağı: Hâdimî Kütüphanesi ve Yazma Eserlerin İzinde
Bir Şehrin Hatıra Defteri: Şehr-i Han
Kadınhanı’nın Manevi Mimarlarından: Karabağlı Mehmet Emin Hoca
Cezayir Laghouat’ta Sûfî Semâ ve Konya’nın Sessiz Diplomasisi
İnsanlığın Yükü: Hafızanın, Emanetin ve İadenin Sergisi
Aydın’daki Diğer Hazine: Bedri Noyan Dedebaba Koleksiyonu
Cahit Öztelli Koleksiyonu Araştırıcılarını Bekliyor -1-
Bir Dergi Kapağından Türbelerin Hafızasına
Yazma Eserlerin İzinde: 20 Mayıs 2012’de, Alâeddin Keykubat’ın hz. Mevlâna ve Ailesini Konya’ya Davet Mektubu Bulundu
Bir Dergi Kapağından Türbelerin Hafızasına