SİGARA VE KAHVE
Zavadanak İrancılar
BÜYÜK SAVAŞ YAKLAŞMAKTADIR
DOSTLUĞUMUZ NE KADAR SAMİMİ?
Türkiye enerji arz güvenliğinin merkezi olacak
ANKARA ASBÜ’DE ALİ ŞİR NEVÂÎ’NİN MİRASI PANELİ ve ZİYARETLERİN ÖNEMİ
Zor Maç Kolay Kazanıldı
Konyaspor Korkuyu Geride Bıraktı, Hedefi Büyüttü
Değişim/Eğitim Sabır İster (Kaplumbağa Terbiyecisi Metaforu)
HEY GİDİ YALAN DÜNYA... NEYDİN NE OLDUN?
BATI MEDENİYETİ İSLAM’DAN NEDEN KORKUYOR?
İSLAM’DA İNSAN GEÇMİŞİYLE DEĞİL, İSTİKAMETİYLE ÖLÇÜLÜR
Sarı Lacivert Kemer
TEMİNAT
Yazarlık Mektebi
Finansal Nükleer Bomba: Hürmüz’de “Dolar Geçmez“ Dönemi
Konya’ya Bahar Geldi
YOL
Amerika Gidiyor, Türkiye Geliyor
HAYAT VE ÇOCUK
İnsana İyi Gelen Melodiler
5816 KALDIRILMALI MI?
Hesap Tutmadı: Washington’ın İran Yanılgısı
İRAN’DAN SONRA SIRA KİMDE?
Plaka basım atölyesinde yeni dönem
Sosyal Medya: Abartı, Algı ve Sessiz Soygun
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR VE EDEBİYAT MERKEZLERİ ve TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİ ÖRNEĞİ
Yazarlık denince çoğumuzun aklına masasında kitap yığınları olan, kelimelerle profesyonel bir ilişki kurmuş insanlar gelir. Ben de gençliğimde öyle sanırdım. Yazarlık ki, sanki ayrı bir meslek; hayat ise ayrı bir şeydi.
Sonra anladım ki asıl mektep, masa başında değil; insanın içinde ve insanın arasında kuruluyor.
Bu okulun adı: hayat.
Diploması yok.
Mezuniyeti yok.
Ama dersi hiç bitmiyor.
Mezuniyeti Olmayan Bir Okul
Hayat, insanı daha çocukken kaydeder bu okula. Köy odasında duyduğun bir cümle, babanın yüzündeki bir çizgi, annenin sabrı… Hepsi birer derstir.
Bu mektepte sınıf geçmek yok.
"Oldum” demek yok.
İnsan "ben tamamım” dediği gün, aslında öğrenmeyi bırakır.
Ben hâlâ kendimi bu okulun talebesi sayıyorum.
Bir Yazma Eser ve Bir Cümle
Yıllar önce yazma eserlerin arasında çalışırken yaşadığım bir hadise, yazarlık mektebinde aldığım en ağır derslerden biridir.
Bir gün, eski bir yazmanın kenarına düşülmüş küçük bir not dikkatimi çekti. Müellif değil, müstensih değil; kitabı okuyan sıradan bir talebe yazmış. Kenara şöyle not düşmüş:
"Bu satırları anlamakta zorlandım; Allah bana anlayış versin.”
O cümle beni sarstı.
Düşünün… Yüzyıllar önce yaşamış biri, anlamadığını itiraf ediyor. Saklamıyor. Üstünü örtmüyor. "Bilmiyorum” diyebiliyor.
O gün anladım ki asıl büyüklük, bildiğini göstermek değil; bilmediğini kabul edebilmektir.
Yazarlık da böyle değil mi?
Biz çoğu zaman güçlü görünmek isteriz. Net konuşmak, kesin hüküm vermek isteriz. Ama hakikat çoğu zaman "bilmiyorum” diyebilenlerin kapısını çalar.
O yazmanın kenarındaki o küçük not, bana hayat boyu sürecek bir ders verdi:
Talebe kalmak.
Her İnsan Bir Dünya
Bir başka dersimi de köy odasında aldım.
Kadınhanı'nda, bir akşam sohbetinde yaşlı bir amca gençliğini anlatıyordu. Sıradan bir çiftçi… Ama anlattıkları arasında öyle bir cümle vardı ki, yıllarca aklımdan çıkmadı:
"Evladım, insanın içi konuşacak yer bulamazsa taşlaşır.”
O an fark ettim: Her insan gerçekten bir dünya. Ama o dünyayı açacak anahtar, dinlemektir.
Biz çoğu zaman dinlemiyoruz. Sadece cevap vermek için bekliyoruz.
Yazarlık mektebi bana şunu öğretti:
Bir insanı anlamaya çalışmak, aslında dünyayı anlamaya çalışmaktır.
Portre Yazmak, Merhametle Bakmaktır
Portre yazarken şunu fark ettim: Bir insanı birkaç cümleye sığdırmak çok tehlikeli bir iştir.
Bir cümleyle yüceltirsiniz.
Bir cümleyle silersiniz.
Kalem merhametsiz olursa, yazı adaletsiz olur.
Yıllarca kütüphane raflarında tozlu yazmaları elime alırken şunu düşündüm:
Bu kitapları yazanlar da bir dünyaydı. Onları tek bir sıfatla tanımlayabilir miyim?
Hayır.
Öyleyse yanımda yaşayan insanı nasıl bir sıfata hapsedebilirim?
Bu Mektebin Dersleri
Bugün geldiğim noktada şuna inanıyorum:
• Okumak gerekir. Ama sadece kitabı değil; insanı da.
• Gözlemek gerekir. Ama sadece olayları değil; kalbi de.
• Düşünmek gerekir. Ama başkasının cümlesini tekrar etmek için değil; kendi hakikatine ulaşmak için.
Ve yazmak…
Yazmak, sorumluluktur.
Süslü cümle kurmak değildir.
Hakikate karşı dürüst olmaktır.
Bitmeyen Talebelik
Belki bu mektebin diploması yok.
Belki kimse bize "oldun” demeyecek.
Ama Rabbimizin huzuruna vardığımızda, "Bu kul talebelikten vazgeçmedi” denirse, işte o en büyük icazettir.
Ben hâlâ sıramdayım.
Ve biliyorum ki bu sıralar boş kalmamalı.
Bizler, mezuniyeti olmayan bir okulun, mezunu olmayan talebeleriyiz.
Belki yazarlık da tam olarak budur:
Talebe kalmayı göze alabilmek
Yazma Eserlerin İzinde; Belviranlı Koleksiyonu’nun Sessiz Hikâyesi
Taşın Hatırlattığı Ahlâk: Köy Odalarından Misafir Taşına
Alaeddin’den Mevlânâ’ya Ramazan Yürüyüşü
Ramazan’ın Gölgesinde Soru ve Birkaç Teklif -8-
Medeniyet Tasavvuru, İcazet Zinciri ve Erenköy Mahallesi-7-
Siyasetle İmtihan: Milletvekilinden Çok, Vaiz-6-
Tasavvuf, Tarikat ve Şeriat Dengesinde Bir Duruş-5-
Tahir Hoca’nın Kırmızı Çizgileri
Hoca Bir Kültür Fenomeni -3-
Konya’dan Haremeyn’e Uzanan Bir Ömür (2)