Kadınhanı’nın Manevi Mimarlarından: Karabağlı Mehmet Emin Hoca
OLAYLARDAN DERS ALMIYORUZ!
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
İçimizdeki Putlardan Ne Haber?
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
Sıkı para politikalarının seyrini enflasyon belirleyecek
ELİF GİBİ DİMDİK DURAN BİR GENÇLİK
ÇOCUK KAVGASI DEĞİL TOPLUMSAL ÇÖKÜŞ
Derviş meşrepli bir başkanın ardından
Muhalefet neden tepetaklak gitmiyor?
28 Şubat’ın Sivil Kahramanına Veda
KARAMAN 6. KİTAP GÜNLERİ
ÖZBEKİSTAN: YAŞAYAN EDEBİYAT, YAŞAYAN MİLLET
TÜRKİYE – NATO ARASINDA SON VE BÜYÜK FİNAL
MÜZELİK OLMADAN
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
AKŞAM OLMAKTA
Ateşkes mi, Sadece Bir Ara Mola mı? İran–ABD Geriliminin Gerçek Anlamı
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
İnsana İyi Gelen Melodiler
5816 KALDIRILMALI MI?
İRAN’DAN SONRA SIRA KİMDE?
Bazı insanlar vardır; yaşadıkları köyün sınırlarını aşar, bir bölgenin vicdanı hâline gelirler. Aradan yıllar geçse de isimleri yalnız mezar taşlarında değil, insanların dilinde, duasında ve hatıralarında yaşamaya devam eder. İşte Karabağlı Mehmet Emin Hoca da böyle gönül insanlarından biriydi.
1896 yılında Cihanbeyli'nin Karabağ köyünde dünyaya gelen Mehmet Emin Hoca, daha çocuk yaşlarda farklı bir istikamet taşıyordu. Babası Bekir Efendi, onu yalnız büyütmedi; ahlakla, edeple, dini hassasiyetle yetiştirdi. O yılların Anadolu'sunda birçok âlim gibi ilk mektebi aile ocağı oldu. Sonra yolu Konya'ya düştü. Burada aldığı ilim, ilerleyen yıllarda onu sadece vaaz eden bir hoca değil; insan yetiştiren bir irşad adamı hâline getirdi.
Bir dönem Vergi Tahsildarlığı yaptı. Fakat gönlü masa başında değil, minberdeydi. Resmî vazifeden kendi isteğiyle ayrılıp Karabağ'a döndü. Çünkü onun derdi memuriyet değil, insanlara Allah'ı hatırlatmaktı.
Karabağ'da başlayan imamlık ve vaizlik hizmeti kısa sürede çevre köylere yayıldı. Ardından Kadınhanı yılları başladı. İşte o yıllarda Mehmet Emin Hoca, yalnız bir din görevlisi değil; Kadınhanı'nın manevi mimarlarından biri hâline geldi.
İbrahim Paşa Camii kürsüsünden yaptığı vaazlar sıradan nasihatler değildi. İnsanları sarsan, vicdan muhasebesine çağıran konuşmalardı. Haftada iki gün kürsüye çıkar; helal-haram hassasiyetini, kul hakkını, aile terbiyesini anlatırdı. Ama onun hizmeti cami duvarları arasında kalmazdı.
Esnafı dükkânında ziyaret ederdi. Kahvehanelere girerdi. Oyun oynayan gençleri görünce kızgınlıkla değil, hikmetle konuşurdu. Fakat herkes bilirdi ki Karabağlı Hoca'nın olduğu yerde ölçüsüzlük barınmazdı. Rivayet edilir ki onu gören bazı insanların ellerindeki iskambil kâğıtlarını ya da oyun taşlarını saklamaya çalışması, hocanın toplum üzerindeki manevi ağırlığını göstermeye yeterdi.
O, tavizsizdi.
Ama bu tavizsizlik kırıcı bir sertlik değildi. Hakikati eğip bükmeden söyleme cesaretiydi. Çünkü onun derdi insanları incitmek değil, uyandırmaktı.
Vaazlarında sık sık Fetâvâ-yı Hindiyye'ye müracaat ederdi. Hanefî fıkhına olan bağlılığı, meseleleri ele alışındaki dirayetle birleşirdi. Halk da ona bu yüzden güvenirdi. Öyle ki bir meselede tereddüt yaşandığında:
"Karabağlı Hoca bu konuda şöyle derdi…”
sözü adeta hüküm gibi kabul edilirdi.
Mehmet Emin Hoca'nın en dikkat çeken yönlerinden biri de zühd hayatıydı. Maaşının yalnız zaruri kısmını kendisine ayırır, geri kalanını hafızlık yapan talebelere ve dini ilim tahsil eden gençlere verirdi. Bugün bile böyle bir fedakârlık kolay rastlanan bir şey değildir.
Onun hayatında anlatılan ibretli hadiselerden biri de kuraklık zamanında yaşanır.
Yağmurun aylarca yağmadığı, toprağın çatladığı günlerde Karabağlı köylüler iki at arabasıyla Kadınhanı'na gelirler. Hoca Efendi'den köye dönüp yağmur duası yapmasını isterler. Fakat Mehmet Emin Hoca, meselenin sadece dua olmadığını söyler. Önce kırgınlıkların bitmesi gerektiğini anlatır.
Küskün kardeşlerini çağırmalarını ister.
Sabaha karşı kardeşler gelir. Helalleşilir. Gözyaşları dökülür. Namaz kılınır. İnsanların kalbi yumuşar.
Sonra köylüler:
"Hocam, buyurun birlikte gidelim…” derler.
Mehmet Emin Hoca ise sakin bir şekilde:
"Benim gelmeme gerek yok. Siz gidin… İnşallah rahmet yağar.” cevabını verir.
Rivayete göre köylüler daha yoldayken gökyüzü değişir. Bulut olmayan sema kapanır ve şiddetli yağmur başlar. Yağmur öylesine kuvvetlidir ki yollar su içinde kalır, hayvanlar arabaları çekmekte zorlanır.
Bu hadise yıllarca yalnız bir yağmur hatırası olarak değil; helalleşmenin, kul hakkından arınmanın ve samimi duanın bereketi olarak anlatıldı.
1962 yılında böbrek rahatsızlığı sebebiyle İstanbul'a götürüldü. Tedavisi sırasında dönemin önemli gönül insanlarından Hacı Musa Topbaş Efendi'nin yakın ilgisi oldu. Ancak rahatsızlığı ilerledi ve 8 Şubat 1962 tarihinde Hakk'a yürüdü.
Cenazesinin Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri tarafından yıkanması ve Eyüp Sultan'a defnedilmesi, onun manevî çevrelerdeki yerini göstermesi bakımından ayrıca dikkat çekicidir.
Bugün Karabağ'da, Kadınhanı'nda ve onu tanıyan eski nesillerin hafızasında Mehmet Emin Hoca'dan hâlâ hürmetle bahsediliyorsa bunun sebebi yalnız ilmi değildir. Çünkü o, anlattığını yaşayan insanlardandı.
Bir ömür boyunca makam değil hizmeti, dünya değil ahireti önceledi.
Ve geriye, hâlâ yaşayan bir manevi iz bıraktı.
Cezayir Laghouat’ta Sûfî Semâ ve Konya’nın Sessiz Diplomasisi
İnsanlığın Yükü: Hafızanın, Emanetin ve İadenin Sergisi
Aydın’daki Diğer Hazine: Bedri Noyan Dedebaba Koleksiyonu
Cahit Öztelli Koleksiyonu Araştırıcılarını Bekliyor -1-
Bir Dergi Kapağından Türbelerin Hafızasına
Yazma Eserlerin İzinde: 20 Mayıs 2012’de, Alâeddin Keykubat’ın hz. Mevlâna ve Ailesini Konya’ya Davet Mektubu Bulundu
Bir Dergi Kapağından Türbelerin Hafızasına
Bir Tuğranın Hikâyesi: Taş, Su ve Hafıza
Yazma Eserlerin İzinde – Akif Atakan (Mestanlı /Bulgaristan)
Yazarlık Mektebi