DOLAR
46,203 TL
EURO
53,200 TL
STERLİN
61,635 TL
GRAM
6.432 TL
ÇEYREK
10.596 TL
YARIM
21.185 TL
CUMHURİYET
41.565 TL
Bekir Şahin
Bekir Şahin
bsahin@yenikonya.com.tr
08 Haziran 2026 Pazartesi günü yayınlandı
DİĞER YAZARLARIMIZ

YAZMA ESERLERİN İZİNDE: KONYA’DAN DÜNYAYA UZANAN BİR HAFIZA KÖPRÜSÜ

 

 

Mevlana'nın Şehrinden Uzak Diyarlara Bir "Nefes" Yolculuğu

Konya, sadece Selçuklu'nun başkenti değil, aynı zamanda hikmetin ve kalemin de merkezidir. Hazreti Mevlana'nın "Hamdım, piştim, yandım" dediği bu topraklarda, kütüphanecilik sıradan bir mesai değil, bir medeniyet nöbetidir. Bizler Konya Yazma Eserler Bölge Müdürlüğü'nde, ecdadın nefesini taşıyan o nadide varakların bekçiliğini yaparken, kalbimiz hep İslam coğrafyasının mahzun köşelerinde çarpar.

2013 Haziran'ında devletimizin şefkat eli TİKA ile yola çıktığımızda, Yemen'in kadim toprağında sadece el yazması eserleri değil, bir milletin unutturulmaya çalışılan hafızasını arıyorduk. Sanaa'nın tozlu raflarında, çelik kasalar ardına hapsedilmiş bin yıllık mushafları görünce, Konya'daki kütüphanemizin huzurunu hatırladım. Orada, savaşın gölgesinde, sahipsiz kalmış bir medeniyet mirasının çaresizliğini müşahade etmek, bizim için sadece bir gözlem değil, aynı zamanda o emaneti koruma altına alma sorumluluğuydu.

Yemen Mushafları ve Hakikatin Savunması

Yemen'de bulduğumuz ve 1972'de patates çuvalları arasından tesadüfen gün yüzüne çıkan o meşhur fragmanlar, aslında modern dünyanın İslam'a karşı yürüttüğü ilmi bir taarruzun da merkezindeydi. Batılı şarkiyatçıların, "Kur'an-ı Kerim zamanla değişti" tezlerini çürütmek adına bu eserlerin ne denli hayati olduğunu, o parşömenlerin üzerinde parmak gezdirirken anladık.

Konya'nın ilim meclislerine şahitlik etmiş birisi olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Eğer o eserlere biz sahip çıkmazsak, onları tahrif etmeye çalışanların eline terk etmiş oluruz. Yemen'de yürüttüğümüz çalışma, sadece bir konservasyon değil, kadim hakikatin korunması davasıdır. Biz, Sanaa'da sadece eski parşömen ve kâğıtları değil, aslında İslâm'ın değişmez ve sarsılmaz temelini muhafaza ediyorduk.

 

 

Bakü'den Balkanlar'a: Bir Hafızanın Yeniden İnşası

Yolculuğumuz 2006'da Bakü'nün soğuk ama tarih kokan atmosferinde devam etti. Muhammed Fuzuli Elyazmaları Enstitüsü'ndeki 4.200 cildi Osmanlı Türkçesiyle yazılmış binlerce eser, bizim için birer "kayıp yakın" gibiydi. Orada, ecdadın dilinden dökülen kelimelerin, yabancı harflerin arasında nasıl da boynu bükük kaldığını gördük.

Arnavutluk'taki mahkeme sicillerine geçtiğimizde ise durum daha da vahimdi. Yüzyıllarca bu toprakları adaletle yönetmiş Osmanlı'nın izleri, nemin ve ihmalin altında silinip gidiyordu. Bir tapu tahrir defterini açtığınızda, o bölgenin iktisadi tarihinden sosyal dokusuna kadar her şeyi görebiliyorsunuz. Bizim o defterleri dijitalleştirmemiz, sadece onları korumak değil, Balkanlar ile Anadolu arasındaki kopmaz bağı, dijital bir ağ ile yeniden örmekti.

Çölün Ortasında Bir Medeniyet Seferberliği: Cezayir

Cezayir, Lağvat... Çölün ortasında, kum fırtınalarının arasında saklanan bir kütüphane düşünün. Dr. Ahmet Sağir'in özel kütüphanesinde, su baskınından dolayı birbirine yapışmış, çürümeye yüz tutmuş sayfaların arasında Abdülhamid Han'a yazılan mektupları bulduğumda, sanki o asırda yaşıyordum.

Orada sadece restorasyon yapmıyorduk; orada, asit ve selüloz hidroliziyle fersudeleşmiş bir medeniyeti yeniden hayata döndürüyorduk. Her bir eser, Konya'mıza dönmek için bizden bir "dua" bekler gibiydi. Dijitalleştirme süreçlerinde gösterdiğimiz titizlik, aslında o esere olan vefamızın bir gereğiydi. Çünkü biz biliyoruz ki, hafızasını kaybeden milletler, geleceği inşa edemezler.

Emaneti Yarınlara Taşımak

Son yıllarda Afganistan'dan Özbekistan'a kadar uzanan bu uzun ve meşakkatli yolculukta edindiğim en önemli ders şudur: Bizler, geçmiş ile gelecek arasında duran sessiz, mütevazı ama sarsılmaz köprüleriz. Kabil'de fotokopi makinesinin altında kararan sayfaları görünce, teknolojinin doğru kullanılmadığında bir medeniyeti nasıl yok edebileceğine şahit olduk.

Konya'ya döndüğümde, Mevlana Müzesi'nin gölgesinde bir çay içerken, hep o uzak diyarlardaki mahzun rafları düşünüyorum. Aziz okurlarım; bu yazıları, sadece seyahatlerimi anlatmak için değil, bu büyük "emanet"in ağırlığını sizlerle paylaşmak için kaleme aldım. Duam odur ki, bu sınır ötesi operasyonlarda emeği geçen TİKA'dan akademisyenlerimize kadar herkesin gayreti, tarihin tozlu raflarında bir iz olarak kalsın. Emaneti yarınlara lekesiz ve eksiksiz devretmek, boynumuzun borcudur.


Yazarın Diğer Yazıları