YAZMA ESERLERİN İZİNDE
15 TEMMUZ İHANETİNİ, İŞGAL GİRİŞİMİNİ UNUTMAYACAĞIZ VE UNUTTURMAYACAĞIZ!
Konyalı Kırmızılı Kadının Yüzümüzden Çıkardığı Maske
KIRMIZIYDI AŞKIN RENGİ
Ters Dolarizasyon Süreci Kalıcı Olur mu?
YARIŞ
KÜRESEL YENİ GÜVENLİK SİSTEMİNİN KUTUP BAŞLARINDAN BİRİ DE TÜRKİYE
KONYA’MIZIN KIRMIZI GÜLÜ
Top Çevirirken; Şeytanın İnananlara Sağ Taraftan Attığı Goller
KANAYAN YARAMIZ URUMÇİ
Konya’da iyi ki belediyeler var! Vatandaş ekmek ve etliekmek zammına tepkili…
DÜNYA KUPASI VE MİLLİ TAKIM:
Özbekistan’da Müstakilliğin/Bağımsızlığın 35. Yılı Münasebetiyle Etkinlikler Yapılıyor: “Tek Vatan, Tek Halk”
MİZAHIN MİZANI
AYDOĞDU’DAN DÜNYA BELEDİYELER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA…
Şimdi Konya’nın Kazanma Zamanı
İĞNE ELİMDEYDİ, SÖKÜĞÜ GÖREMEDİM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
AKŞAM OLMAKTA
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Raflarda Bekleyen Medeniyet Hafızası
Geçmiş, yalnızca geride bıraktığımız zaman değildir; bir milletin hafızası, istikameti ve geleceğe söyleyeceği sözün kaynağıdır. Hafızası zayıflayan toplumlar başkalarının kavramlarıyla düşünmeye başlar; kendi geçmişiyle sağlıklı bağ kuran milletler ise geleceğe daha emin adımlarla yürür.
Prof. Dr. Mahmut Özer'in Daily Sabah gazetesinde yayımlanan "Yeni Bir Dilin İnşası ve Türkiye Yazma Eserler Kurumu" başlıklı yazısını büyük bir dikkat ve memnuniyetle okudum. Yazı, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığının çalışmalarını yalnızca koruma, kataloglama ve dijitalleştirme çerçevesinde değil, Türkiye'nin medeniyet hafızasını yeniden kazanmasındaki yeri bakımından da ele alıyor. Özer'in verdiği rakamlar — 465 bini aşkın dijitalleştirilmiş eser, 640 bini aşkın bibliyografik kayıt — bu çabanın ulaştığı ölçeği somut biçimde gösteriyor.
Yaklaşık çeyrek asırdır yazma eserler arasında çalışan, kütüphane raflarında, restorasyon atölyelerinde ve farklı ülkelerdeki koleksiyonlarda bu büyük mirasın izini süren biri olarak şunu söyleyebilirim: yazma eserler yalnızca geçmişten kalmış kıymetli kitaplar değil, bir medeniyetin hafızası, bir milletin ilim anlayışını, dünya tasavvurunu ve hayatla kurduğu bağı taşıyan canlı şahitlerdir.
Göreve başladığımız yıllarda önümüzde korunması gereken büyük bir miras vardı: dağılmış ciltler, yıpranmış kâğıtlar, yanlış kayıtlar. Çalışmalarımızın ilk safhası bu fizikî varlığı korumaya yöneldi; sayımlar yapıldı, katalog hataları düzeltildi, eserler dijital ortama aktarıldı, çünkü korunamayan bir eserin ilim dünyasına kazandırılması mümkün değil. Fakat bugün yalnızca "Bu eserleri nasıl koruyacağız?” sorusuyla yetinemeyiz; kim okuyacak, kim araştıracak, kim neşredecek sorularını da sormalıyız, asıl büyük mesele burada başlıyor.
Her Yazma Eser Bir Âleme Açılır
Yazma eser denince çoğu kişinin aklına yalnızca dinî kitaplar gelir; oysa koleksiyonlarımız insanlığın ürettiği bilginin hemen her alanına ışık tutar; tefsir ve hadis kitaplarından hukuk metinlerine, tıp eserlerinden astronomi cetvellerine, şiir mecmualarından vakfiyelere kadar. Yazmanın cildi sanat tarihine, kâğıdı ticaret yollarına, hattı yazı geleneğine dair bilgi verirken; üzerindeki mühürler, vakıf kayıtları ve temellük notları eserin elden ele, şehirden şehre uzanan yolculuğunu anlatır. Bir müstensihin ferağ kaydı bazen bir şehrin ilim hayatına ışık tutar, bir vakıf mührü unutulmuş bir kütüphanenin izini ortaya çıkarır. Yazma eser uzmanlığı, eski harfleri okuyabilmek değil, yazmanın arkasındaki bu büyük medeniyet hikâyesini görebilmektir.
Konya'dan Dünyaya Uzanan Bir Hafıza
Konya, yazma eserler bakımından ülkemizin en zengin şehirlerinden biridir. Mevlânâ'nın, Sadreddin Konevî'nin, Hacıveyiszade Mustafa Efendi'nin hatırasını taşıyan bu şehir, Yusuf Ağa Kütüphanesi, Konya Yazma Eserler Bölge Müdürlüğü Kütüphanesi, Mevlânâ Müzesi ve Koyunoğlu koleksiyonlarıyla önemli bir ilim merkezidir.
Yazma eserler, şehirler ve ülkeler arasında kurulmuş görünmez ilim köprüleridir.
Konya'dan Amasya'ya, Kastamonu'dan Manisa'ya; Rodos'tan Yemen'e, Afganistan'dan Cezayir'e kadar farklı coğrafyalarda yazma eserlerin izini sürerken hep aynı hakikatle karşılaştım: bir milletin hafızası dağınıksa düşünce dünyası da eksik kalır. Rodos Hâfız Ahmed Ağa Kütüphanesi'nde gerçekleştirdiğimiz katalog çalışması bunun en güzel örneklerinden biridir: bir nüshanın istinsah kaydı bizi Şam'a, bir mührü İstanbul'a, bir vakıf kaydı Rodos'a götürür; İstanbul, Şam, Halep, İzmir, Kütahya ve Rodos arasında dolaşan âlimlerin, kitapların ve ilim geleneklerinin izleri görülür.
Korunan Kitap Değil, Hafızadır
Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığının kuruluşuyla birlikte yazma eserlerin korunması, restorasyonu, kataloglanması ve ilmî neşri daha sistemli bir yapıya kavuştu. Yüz binlerce eserin katalog bilgilerinin ve dijital görüntülerinin araştırmacılara açılması yalnızca teknik bir hizmet değil, geçmişle bugün arasındaki kopukluğu gidermeye yönelik büyük bir kültür hizmetidir; çünkü hafıza erişilebilir hâle gelmedikçe gerçek anlamda yaşayamaz. Kapalı raflarda duran, araştırmacının ulaşamadığı bir eser korunmuş olsa bile düşünce hayatına katılamaz. Gerçek hayatı, araştırmacının masasında yeniden başlar: okununca konuşur, araştırılınca derinleşir, neşredilince çoğalır. Biz yazma eserleri koruduğumuzu düşünürüz; hâlbuki asıl onlar bizim kimliğimizi, hafızamızı ve medeniyet iddiamızı korumaktadır.
Üniversitelere Düşen Büyük Vazife
Bugün en büyük ihtiyaçlardan biri, üniversitelerimizin bu birikime daha güçlü biçimde yönelmesidir. Yazma eserler yalnızca ilahiyat, tarih veya Türk dili ve edebiyatı bölümlerinin alanı değildir; felsefeciler, hukukçular, tıp tarihçileri, eğitim bilimciler, sosyologlar, iktisatçılar, sanat tarihçileri ve şehir araştırmacıları da bu büyük mirastan yararlanmalıdır. Kütüphanelerimizde hâlâ araştırmacısını bekleyen binlerce eser var: yanlış müellife nispet edilmiş metinler, gerçek adı tespit edilememiş risaleler, tek nüsha hâlinde günümüze ulaşmış eserler, henüz ayrıntılı incelenmemiş Mushaflar, mecmualar, vakfiyeler ve şehir tarihleri, her biri yeni yüksek lisans ve doktora çalışmalarına, ilmî neşirlere konu olabilecek mahiyettedir.
Yirmi dört yılı aşan meslek hayatımda öğrendiğim en önemli hakikatlerden biri şudur: yazma eser kütüphanelerinde hiçbir raf sessiz değildir; yeter ki o rafın karşısına doğru soruyu soran, sabırlı ve ehil bir araştırmacı gelsin. Üniversitelerimizin bu metinleri geçmişe ait belgeler olarak değil, hukuk, ahlak, eğitim, siyaset, iktisat ve toplumsal hayat bakımından bugüne söz söyleyebilecek düşünce kaynakları olarak değerlendirmesi gerekir; geçmişi tekrar etmek için değil, onun birikiminden hareketle yeni sözler söyleyebilmek için.
Yeni Bir Düşünce Dilinin İnşası
Mahmut Özer'in yazısında üzerinde durduğu "yeni bir dilin inşası” meselesini, yıllardır sahada edindiğim tecrübe ışığında şöyle anlıyorum: yeni bir dil kurmak, geçmişin kavramlarını tekrar etmek değil; geçmişi doğru okumak, imkânlarını ve sınırlarını anlamak, oradan hareketle bugünün sorularına özgün cevaplar verebilmektir. Kendi metinlerini okumayan, kendi âlimlerini tanımayan ve kendi ilmî birikimini araştırmayan bir toplum, zamanla başkalarının kavramlarıyla düşünmeye mahkûm olur. Bu sebeple yazma eserlerin korunması kadar okunması, okutulması ve düşünce hayatına dâhil edilmesi de önemlidir: medeniyet hafızası okunarak yaşar, araştırılarak derinleşir, neşredilerek yayılır, yeni nesillerin zihninde yeniden yorumlanarak geleceğe taşınır.
"Yazma Eserlerin İzinde” çıktığım bu yolculukta kütüphaneler, arşivler ve restorasyon atölyeleri arasında gördüğüm büyük hakikat budur: biz yalnızca eski kitapların izini sürmüyoruz; bir medeniyetin kaybolmuş yollarını, unutulmuş seslerini ve yeniden söylenmeyi bekleyen sözlerini arıyoruz. Bugün yapılması gereken, bu büyük hafızayı yeniden ilmin, üniversitenin, kültür hayatının ve genç nesillerin gündemine taşımaktır. Çünkü kütüphane raflarında bekleyen yalnızca kitaplar değildir; orada bir milletin geçmişi, düşüncesi, duası ve geleceğe söyleyeceği sözü beklemektedir.
Yazma eserler raflarda değil, hayatın içinde yaşamalıdır.
Selçuklu Konferansları ve Ölümsüzleşen Mirası
YAZMA ESERLERİN İZİNDE: KONYA’DAN DÜNYAYA UZANAN BİR HAFIZA KÖPRÜSÜ
Hadiselerin ve Zamanın Ötesinde Bir İlim Ocağı: Hâdimî Kütüphanesi ve Yazma Eserlerin İzinde
Bir Şehrin Hatıra Defteri: Şehr-i Han
Kadınhanı’nın Manevi Mimarlarından: Karabağlı Mehmet Emin Hoca
Cezayir Laghouat’ta Sûfî Semâ ve Konya’nın Sessiz Diplomasisi
İnsanlığın Yükü: Hafızanın, Emanetin ve İadenin Sergisi
Aydın’daki Diğer Hazine: Bedri Noyan Dedebaba Koleksiyonu
Cahit Öztelli Koleksiyonu Araştırıcılarını Bekliyor -1-
Bir Dergi Kapağından Türbelerin Hafızasına