DOLAR
46,511 TL
EURO
52,885 TL
STERLİN
61,446 TL
GRAM
6.030 TL
ÇEYREK
9.958 TL
YARIM
19.825 TL
CUMHURİYET
39.482 TL
Bekir Şahin
Bekir Şahin
bsahin@yenikonya.com.tr
23 Nisan 2026 Perşembe günü yayınlandı

Bir Tuğranın Hikâyesi: Taş, Su ve Hafıza



Konya'nın sokaklarında yürürken bazen bir duvarın, suya akmayan bir çeşmenin, terk edilmiş bir meskenin, sokağa yuvarlanmış bir taşın önünde durursunuz. Bunlar, ilk bakışta sıradan görünür; fakat biraz dikkatle bakınca suskun bir tarih gibi konuşmaya başlar. İşte Ferit Paşa Çeşmesi de böyle bir duruşun, böyle bir sessizliğin içinden bize seslenir.
1901 yılında inşa edilen bu zarif çeşme, Osmanlı'nın vakıf medeniyetinin şehirde bıraktığı ince bir izdir. O yıllarda yapılan çeşmeler yalnızca su dağıtan yapılar değildi. Her biri bir niyetin, bir duanın, bir hayrın taşlaşmış hâliydi. İnsanlar bu çeşmelerin başında sadece susuzluklarını gidermez, aynı zamanda bir medeniyetin gölgesinde soluklanırlardı. Buralarda pek çok muhabbet edilir, dostluklar kurulur, dertler , mutluluklar paylaşılırdı. Acı ve tatlı haberler dostlara buradan duyulurdu.
Ferit Paşa Çeşmesi de uzun yıllar boyunca böyle bir vazifeyi yerine getirdi. Üzerindeki kitabe, taş işçiliği ve en önemlisi de tuğrası ile bulunduğu yere bir kimlik kazandırdı. Çünkü tuğra, Osmanlı'da yalnızca bir imza değildir. O, devletin sesi, tarihin mührü ve bir devrin "ben buradayım” diyen işaretidir.
Ne var ki zaman, her zaman merhametli davranmaz. Bu çeşmenin de kaderi, yalnız akmakla sınırlı kalmadı. Bir dönem geldi ki üzerindeki tuğra kaldırıldı. Ne bir gürültü oldu, ne bir tartışma… Ama taşın kalbinde bir eksilme yaşandı. O günden sonra akan su, sanki biraz daha yalnızdı.
Çünkü silinen sadece bir şekil değildi. Bir anlam, bir bağ, bir hafıza silinmişti.
Fakat tarih dediğimiz şey, bütünüyle kaybolmaz. Bazen bir taşın sabrında, bazen bir suyun akışında kendini muhafaza eder. Yıllar sonra bu çeşmenin tuğrası yeniden yerine konuldu. Taş, yeniden tamamlandı; fakat bu tamamlanış, içinde ince bir hüznü de beraberinde getirdi.
Zira her ihya, aynı zamanda bir hatırlayıştır.
Ve hatırlamak, unutulmuş olanı da hatırlamaktır.
Bugün Ferit Paşa Çeşmesi'nin önünde duran bir insan, yalnızca bir su yapısına bakmaz. Aslında iki zaman arasında durur: Birinde silinmişlik, diğerinde yeniden yazılmışlık vardır. Bu hâl, bize kültürel mirasla kurduğumuz ilişkinin ne kadar hassas olduğunu gösterir.
Tarihî eserler, sadece taş ve sudan ibaret değildir. Onlar bir milletin hafızasıdır. Üzerlerinden kaldırılan her işaret, eksilen her detay; aslında geçmişle kurulan bağın zayıflaması anlamına gelir. Aynı şekilde yapılan her ihya çalışması da bu bağı yeniden kurma çabasının bir ifadesidir.
Ferit Paşa Çeşmesi bugün bize şunu hatırlatıyor:
Taş susabilir… Yazı silinebilir… Tuğra kaldırılabilir…
Ama hakikat, bir damla su gibi yolunu bulur ve akmaya devam eder.

Yazarın Diğer Yazıları