KONYA’DA MUSA EROĞLU RÜZGÂRI ESTİ
Beni Seviyorsanız Resulümün (s.a.v.) Ahlakını Kuşanın! (3/31)
Altın finansal bir özgürlük aracıdır
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
YAZMAK, DÜNYANIN EN MUTLULUK VEREN İŞİ
İMAMOĞLU Silivri Palasta ÖZEL Ayağında Pranga İle Nereye Koşuyor
FATİH’İN İDEALLERİ FETİH RUHU VE İSTANBUL’UN FETHİ BİZE NE ANLATIYOR?
Yanmaz, yapışmaz muhalefet
YARGININ MUTLAK BUTLAN KARARI İLE CHP’NİN 80 YILLIK SÜREDE Batı’nın ÜZERİNE GİYDİRDİĞİ VESAYET ZIRHI ve ZİHNİYETİ PARÇALANIYOR
Hadiselerin ve Zamanın Ötesinde Bir İlim Ocağı: Hâdimî Kütüphanesi ve Yazma Eserlerin İzinde
BASINIMIZIN MEDARI İFTİHARI ULU ÇINAR
Yeni Konya bu şehrin kendisidir.
2026 - Özbekistan’da Mahalleyi Geliştirme ve Toplumsal Yükseliş Yılı
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
28 Şubat’ın Sivil Kahramanına Veda
TÜRKİYE – NATO ARASINDA SON VE BÜYÜK FİNAL
MÜZELİK OLMADAN
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
AKŞAM OLMAKTA
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
İnsana İyi Gelen Melodiler
5816 KALDIRILMALI MI?
Artık bu şımarık nesile bir dur demeliyiz.
Ahlaki değerlerimize önem vermediğimiz sürece, bizi yöneten ve bizim kültürümüze ait olmayan ne varsa, minik minik, hissettirmeden damarlarımıza enjekte ediliyor. Ve bizler, algısı kapalı, bön bön etrafına baka baka bir yolda yürümeye devam ediyoruz.
Eskiden "el âlem ne der?” diye bir ölçü vardı. İnsanlar "ayıp olur” diye hâline, tavrına, kaşına, gözüne; eline, diline, beline dikkat ederdi. Bu, belki fazlaydı ama bir sınırdı, bir dengesi vardı insanın.
Şimdi ne ar kaldı ne haya… Utanmak dediğimiz o ince duygu bile sanki yavaş yavaş silindi.
"Şimdi ne el kaldı ne âlem…”
Hepsi bir kenara bırakıldı, heybeye atıldı.
"Ayıplarım heybede heybem sırtımda ben görmüyorum kimin gördüğünde umrumda değil…” der gibi savruluyoruz.
Vah bize… gerçekten vah bize.
Manevi değerlerimizi önce kendimiz hatırlamalı, sonra da çocuklarımıza öğretmeliyiz. Evet, zahmetli olacak… Ama başka bir çıkış yolumuz yok.
Nasıl bir nesil yetiştirdik? Umarım farkına varırız ve umarım bir uyanış olur. Çünkü gidişat hiç iyi değil.
Yahu eskiden, bizim zamanımızda büyüklere bir saygı vardı. Öğretmenlerimizi yolda görsek hazır duruşa geçer, mahcup bir ifadeyle selam verirdik. Şimdi ne oldu? Çok biliyoruz, çok öğrendik derken her şeyi bir bir kaybettik: değerlerimizi, merhametimizi, edebimizi…
Annelerimiz bir hatamızda terliği tam isabet fırlatırdı; kendimize gelirdik. Ne psikolojimiz bozuldu ne de insanlığımız. Aksine, saygıyı bilen, merhametli bir nesildik. Peki ne oldu da biz, bugün bu kadar kontrolsüz, sınır tanımaz bir nesil yetiştirdik?
Sorgulamalıyız. Ama önce kendimizi…
Neden öğretmen artık çocuklara en basit uyarıyı bile yapamıyor? Bu şımarıklık neyin nesi? Neden polis, düzeni sağlamak yerine tartışılan, hatta karşısında diklenilen bir hâle getirildi? Kimiz biz? Bu edepsiz cesareti nereden bulduk? Yoksa birileri, bize bunları sinsice mi empoze ediyor?
Öğretmenin de polisin de itibarı geri verilmeli. Ama bu sadece sözle olmaz. Halk olarak önce biz kendimize çeki düzen vermeliyiz. Kimsenin kimseye üstünlüğü yok; fakat herkes haddini bilmek zorunda.
Çocuklarımızı önce biz eğitiyoruz. Biz öğretmene hangi malzemeyi verirsek, o da onu işler. Evde ne görürse, çocuk o olur.
Şımarık, kendini bilmeyen bir nesil bugün çevresine zarar veriyorsa, yarın dönüp anne babasının başına bela olacaktır. Bunun başka izahı yok.
Şımarık nesle artık bir "dur” demek zorundayız.
Bilirsiniz, bir hikâye vardır: Suç işleyen bir çocuk yakalanır, yargılanır ve idama mahkûm edilir. Son isteği sorulduğunda annesini görmek ister. Annesi gelince, "Dilini uzat, öpeceğim” der. Annesi dilini uzatır… ve çocuk dilini ısırıp koparır. Sonra da şöyle der.
"Keşke ilk suçumda bana ‘dur' deseydin…”
Ürkütücü, evet. Ama bir o kadar da gerçek.
Ama önce kendimizi düzeltmemiz gerekiyor. Biz düzelmeden çocuklar düzelmez.
"Görgülü kuşlar gördüğünü işler.” Bu söz artık dilime pelesenk oldu.
Umarım toplum olarak bu gidişata bir dur deriz.
Çocuklarımıza aşırı özgüven adı altında sınır tanımaz şımarık bir hale getiriyoruz.
Çocuklarımız hata yaptığında sınır koyabilmeliyiz, gerektiğinde ceza da verebilmeliyiz. İnanın, psikolojileri bozulmaz; aksine hayatı öğrenirler. Biz biraz fazla büyüttük bu "psikoloji” meselesini.
İsteyen istediği kadar kızabilir… Ama gerçek değişmez.
Çocukların elindeki telefona müdahale etmeden, sınır koymadan, sorumluluk öğretmeden bu iş düzelmez.
Ve evet… o terlikleri de tamamen rafa kaldırmamak gerekir.o terlikler o terlikler raftan inmeli.
UNUTMAYIN; herkes bir resim çizer ve o resimdeki hataları yine herkes kendi düzeltebilir..
Vesselam....
KONYA’DA MUSA EROĞLU RÜZGÂRI ESTİ
SİYASET DE BİR MAÇTIR AMA CENTİLMENLİKLE OYNANMALI
KOCA ÇINARIN 77 YILI
ÇOCUK KAVGASI DEĞİL TOPLUMSAL ÇÖKÜŞ
BİR GÜNE SIĞAR MI?
KADIN, ERKEK VE KAYBOLAN DENGE
HAH BU EKSİKTİ
ÖNCE BİZ ŞIMARDIK
KİŞİSEL BAKIMIN YERİ VE ADABI
HEY GİDİ YALAN DÜNYA... NEYDİN NE OLDUN?