DOLAR
43,72
EURO
51,99
STERLİN
59,77
GRAM
7.296,41
ÇEYREK
12.104,66
YARIM ALTIN
24.097,13
CUMHURİYET ALTINI
47.752,11
Hüseyin Baş
Hüseyin Baş
huseyinbas@gmail.com
10 Şubat 2026 Salı günü yayınlandı
DİĞER YAZARLARIMIZ

Suriye çadır kent sorunu

Savaş, sivil insanlar için son derece zor ve katlanılması güç bir durumdur. Bu gerçek, dünyanın neresinde olursa olsun tüm siviller için aynıdır. İnsanlar özellikle ailelerini hayatta tutabilmek için çok ağır mücadelelere girerler. Her şeyin yerle bir olduğu bir ortamda sivillerden direnç beklemek akılcı değildir. Çünkü savaş, yalnızca can kayıplarına yol açmaz; insanların tüm yaşam kültürünü, alışkanlıklarını ve düzenini de yok eder.

Bu nedenle insanlar göç etmek zorunda kalır. Büyük iç savaşların ve saldırıların yaşandığı ortamlarda sivilleri ayakta tutan en temel gerçeklerden biri göç olgusudur. Suriyeliler de yaklaşık 14 yıl boyunca bu ağır koşullarla mücadele etti. Dünyanın farklı ülkelerine dağıldılar. Önemli bir kısmı ülkeyi terk edemedi ve Türkiye sınırında kurulan çadır kentlerde yaşam mücadelesi verdiler, vermeye devam ediyorlar.

Çadır kentler, insan yaşamı açısından en zor barınma alanlarıdır. Barınma en alt seviyede sağlansa bile eğitim, gıda, sağlık ve en önemlisi güvenlik ciddi sorunlar olarak varlığını sürdürür. Savaş süresince sivil toplum kuruluşları, tarihe geçecek büyük bir yardım seferberliğiyle milyonlarca insanın ihtiyaçlarına ulaşmaya çalıştı. Suriye'deki devrim ruhu da büyük ölçüde bu çadır kentlerde ortaya çıktı. Halk burada kenetlendi, dayanışma gösterdi. Ancak bu alanlarda ciddi güvenlik sorunları da yaşandı; bu konuyu ayrıntılandırmaya gerek yok.

Bugün Suriye'de yeni bir süreç başlamıştır. Artık çadır kentler döneminin sona ermesi gerekmektedir. Evet, Suriye; Esed rejimi ve İran, Rusya, ABD ve AB ülkelerinin ortak saldırıları sonucu büyük ölçüde yıkıma uğradı. Evler, sanayi tesisleri ve tarım alanları harap edildi. Ancak bugün yeni bir durum var. Halk iradesini ortaya koymuş ve bir kazanım elde etmiştir. Bu kazanımın korunması, büyütülmesi ve kurumsallaştırılması gerekmektedir.

Bu nedenle, çadır kentlerde yaşayan insanların, evleri yıkılmış olsa bile kendi köylerine, beldelerine ve mahallelerine dönmeleri gerekmektedir. Gerekirse insanlar çadırlarını kendi arazilerine, kendi köylerine kurmalıdır. Yardımlar artık geçici çözümler yerine, Suriye'nin yeniden inşasını hızlandıracak şekilde adrese dayalı ve yerinde yapılmalıdır. Çadır kentlerin ortadan kalkması, insanların kendi bölgelerine dönmesi hem yeniden yapılanmayı hızlandıracak hem de bu alanlarda yaşanan güvenlik sorunlarını büyük ölçüde ortadan kaldıracaktır. Çok sevdiğimiz ir kardeşimiz Afrin'deki durumdan söz etmiş, sosyal medya paylaşımıma "Afrin'deki bir dairede 4 aile kalıyor” demişti. Konutların yetersizliğinden söz ediyordu. Suriye'yi Lübnan sınırına kadar, Filistin sınırına kadar biliyorum. İç bölgelerin yeterli yardım malzemesi gitmediği için insanların evlerine dönemediğini de… Afrin'deki durum iç göçün sonucudur. İç bölgelerden insanlar buradaki terk edilen konutlara veya mevcut konutlara yerleşmiş ve mukim hael gelmişlerdir. Afrin'deki insanların çoğunluğu Afrinli değildir. İç bölgelerdeki kalkınma durumu ve geçim stadartlarının iyileşmesi bu bölgeleri de rahatlatacaktır. Savaşın hiç yaşanmadık Derik bölgesindeki nüfus savaştan önce 70-80 bin civarındayken bugün bu rakama 250 binin üzerindedir. Atme kasabasında da durum böyledir. Dana veya Der'a İzzeh bölgesi de… Sınırımıza yakın tüm yerleşim bölgeleri kapasitesinin çok üzerinde nüfusa sahiptir. Bu durumun tersine çevrilmesi gerekmektedir.

Suriye'nin yeniden ayağa kalkabilmesi için sivil toplum kuruluşlarının yardım programlarını yeniden düzenlemesi, kalkınmaya yönelik yeni projeleri hayata geçirmesi gerekmektedir. Hızla ilerleyen yeni bir sürecin içindeyiz. Bu süreçte bölgemizin en önemli güç merkezlerinden biri artık Suriye'dir. Bölgenin birlikte güçlenmesi, birlikte ayağa kalkması kalıcı ve sarsılmaz birliktelikler oluşturacaktır.

Bu nedenle dernek ve vakıfların; yerinde eğitim programları, gelir getirici mesleki eğitim çalışmaları ve altyapıya yönelik ortak projeleri, Suriye merkezli sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde yürütmesi büyük önem taşımaktadır. Sivil Toplum Kuruluşlarının oluşturduğu iklim içerisinde iş adamlarımızın yeni iş olanaklarını takip etmesi ve bu yönde yatırım yapması gerekmektedir. Buradan tekstil firmaların çağrı yaparak daralan üretim alanının Suriye bölgesinde nefes alabileceğini, bunun çok kısa bir eğitim faaliyetiyle aşılabileceğini belirtmek isterim. Zira Suriye'de artık bir dil ve iletişim problemi yoktur. Sadece ileriye dönük yatırım yapacak bir akla ve programa ihtiyaç vardır. Bu bölge Türkiye'nin tekstil piyasasındaki itici gücü olabilir.

 


Yazarın Diğer Yazıları