DOLAR
44,722 TL
EURO
52,637 TL
STERLİN
60,808 TL
GRAM
6.893 TL
ÇEYREK
11.765 TL
YARIM
23.378 TL
CUMHURİYET
46.288 TL
Hüseyin Baş
Hüseyin Baş
huseyinbas@gmail.com
03 Nisan 2026 Cuma günü yayınlandı
DİĞER YAZARLARIMIZ

Amerika Gidiyor, Türkiye Geliyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yıllardır dile getirdiği "Dünya 5'ten büyüktür" itirazı, artık teorik bir söylem olmaktan çıkarak sahada somut bir gerçeğe dönüşmüştür.

Türkiye, geçmişin büyük güçler arasında sadece "denge kurmaya çalışan" ülke profilinden sıyrılarak, bugün bizzat oyun kuran ve küresel dengeleri değiştiren ana aktör konumuna gelmiştir. Bir yandan NATO üyesi olan, diğer yandan Orta Doğu'da sahada aktif bir güç bulunduran ve Asya ile Rusya ile de masaya oturabilen Türkiye; artık bir bloka eklemlenmek yerine herkesin iş birliği yapmak zorunda kaldığı sarsılmaz bir "merkez ülke" halini almıştır.

Bölgedeki en köklü ve stratejik değişimlerden biri, ABD'nin kademeli olarak Orta Doğu'dan tasfiye olma sürecidir. Yaklaşık 5 yıl önce Körfez ülkelerinin petrolü dolar dışında farklı para birimleriyle satma ve bu mecburiyeti delme girişimleri, Amerika'nın "bölge jandarmalığı" rolünün sonunu hazırlamaya başlamıştır. Bu süreci, İran ve İsrail'in Arap ülkelerine ve ABD üslerine yönelik saldırıları daha da hızlandırmıştır. Kendi askeri üslerini dahi korumakta aciz kalan ABD'nin, önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde bölgeden askeri varlığını tamamen silmesi veya ciddi anlamda etkisizleşmesi beklenmektedir.
ABD'nin çekilmesiyle oluşacak bu devasa askeri ve siyasi boşluğu doldurabilecek yegane aktör ise Türkiye'dir. Yerli savunma sanayisindeki atılımları, terörle mücadeledeki saha tecrübesi ve Körfez ile Güney Pasifik ülkeleriyle kurduğu stratejik ortaklıklar, Türkiye'ye bölgesel hamilik misyonunu yeniden kazandırmaktadır. Bölgede artık doların tek güç olmadığı, çok para birimli ve ABD dışı askeri ortaklıkların zorunlu kılındığı yeni bir sistem inşa edilmektedir. 

Bölgedeki bu eksen kayması ve Türkiye'nin Körfez'de "abi" rolünü üstlenme ihtimali, sınır komşumuz İran'ı ciddi şekilde rahatsız etmektedir. İran dışarıya karşı agresif görünse de, kapalı kapılar ardında karanlık bir süreçten geçmekte ve adeta sessiz bir askeri darbe yaşamaktadır. İran'da yönetim tamamen Devrim Muhafızları'nın eline hapsolmuş durumdadır. Barış sağlandığında bu yeni yönetimin nasıl şekilleneceği ise büyük bir belirsizliktir. 

Bu askeri yönetimin en temel korkusu, Türkiye'nin bölgesel etkisinin artmasıdır. Bunu engellemek ve Türkiye'yi siyasi olarak zayıflatmak isteyen İran, ülkemizde sinsi bir dezenformasyon süreci yürütmektedir. Türkiye'deki bazı yapıları kullanarak yoğun bir Şii propagandası yapılması, "İran sevdalısı" grupların yalanlar eşliğinde devletin milli duruşunu sorgulatması ve hatta bazı Sünni dini önderler ile siyasi partilerin dahi İran'ı öven açıklamalar yapması, bu iç siyasete müdahale ve kontrol çabasının net birer yansımasıdır.

İran'ın Türkiye korkusu, dış politikada doğrudan füze hamleleri ve tehditler olarak karşımıza çıkmaktadır. Savaş süresince İran'dan Türkiye'ye atılan 5 füze veya eskiden vekil çetelerle yapılan ancak şimdi doğrudan Devrim Muhafızları üzerinden yürütülen saldırılar, basit birer kışkırtma değildir. İran aslında "Suriye'de, Azerbaycan'da veya Körfez ile iş birliklerinde ne kadar ileri gidebilirsin?" diyerek Türkiye'nin jeopolitik sınırlarını test etmektedir. Mesele ideolojik ya da mezhepsel değil, tamamen bölgede kimin sözünün geçeceği kavgasıdır.

Bu hamlelerin bir diğer hedefi ise NATO'yu test etmektir. İran, olası bir krizde NATO'nun Türkiye'nin yanında durup durmayacağını, savunma sistemlerinin devreye girip girmeyeceğini ölçmektedir. Geçmişte Suriye katliamları sırasında İran ve Rusya'nın benzer saldırılarına Türkiye'nin zamanında verdiği sert askeri cevaplar, bugüne kadar caydırıcı bir barikat oluşturmuş ve bu güçlerin daha da ileri gitmesini engellemiştir.
Ortadoğu'da kartlar yeniden dağıtılırken Türkiye, "3. Yol" olarak adlandırılan tam bağımsız stratejisini uygulamaktadır. Ancak bu dik duruşun sözde kalmaması; ekonominin güçlenmesine, kendi teknolojimizin üretilmesine ve savunmada dışa bağımlılığın tamamen bitirilmesine bağlıdır.

Bugün Türkiye; içeride İran'ın sinsi uzantıları ve propagandalarıyla mücadele ederken, dışarıda NATO'ya olan güvenlik ihtiyacı ve bölgesel rakiplerle yüzleşmektedir. Tüm bu zorluklara rağmen Türkiye, sadece mevcut dengelerin bozulmamasını dileyen, tribünden maçı izleyen bir ülke olmaktan çıkmış; "ben artık oyunun tam içindeyim" diyerek yeni dengeyi kendi elleriyle kuran ana aktör konumuna yükselmiştir. 

Hüseyin BAŞ – huseyinbas@gmail.com

Yazarın Diğer Yazıları