DOLAR
43,93
EURO
51,81
STERLİN
59,41
GRAM
7.398,66
ÇEYREK
12.209,61
YARIM ALTIN
24.337,81
CUMHURİYET ALTINI
48.468,43
Hüseyin Baş
Hüseyin Baş
huseyinbas@gmail.com
26 Şubat 2026 Perşembe günü yayınlandı
DİĞER YAZARLARIMIZ

28 Şubat Seküler İhanet

28 Şubat denildiğinde zihinlerde ilk beliren görüntü Sincan'da yürüyen tanklardır. O tanklar semboldü. Asıl operasyon ise sınıflarda yapıldı. Tebeşirin, müfredatın, yönetmeliğin ve katsayının silah olarak kullanıldığı bir dönem yaşandı. Sokak kısa sürdü; eğitimdeki tahribat ise nesillere yayıldı.

İslam karşıtı seküler kesimin "İrtica ile mücadele” söylemiyle başlattığı süreç, eğitimi pedagojik bir alan olmaktan çıkarıp güvenlik dosyasına dönüştürdü. Okul, bilgi üreten ve insan yetiştiren bir kurum olmaktan çok, toplumu hizaya sokma aracına dönüştürüldü. Hedefte İmam Hatip Liseleri vardı; fakat uygulanan yöntem, Türkiye'nin bütün mesleki eğitim damarını kesti.

8 yıllık kesintisiz eğitim kararı yalnızca bir idari düzenleme değildi. Usta-çırak sürekliliğini koparan bir müdahaleydi. El becerisinin en hızlı geliştiği 11–12 yaş aralığında atölyeye girmesi gereken çocuklar, 15 yaşına kadar sistem içinde tutuldu. 15 yaşındaki bir genci sıfırdan çıraklığa başlatmanın ne kadar zor olduğunu sahadaki her usta bilir. Bu zincir kırıldı. Atölyeler çıraksız, sanayi ara kademe elemansız kaldı.

Ardından 1999'da katsayı duvarı örüldü. Meslek lisesi öğrencisine açıkça şu mesaj verildi: "Alanında kal, başka hayal kurma.” Sınavda derece yapan bir meslek lisesi öğrencisi, daha düşük performans gösteren bir genel lise mezununun gerisine düşürüldü. Başarı değil okul türü ödüllendirilerek ülkenin geleceğine ikinci bir tuzak kuruldu. Bu seküler ihanet yalnızca bireyleri etkilemedi; aile davranışlarını değiştirdi. "Yarın önü kapanmasın” endişesiyle meslek liselerinden kaçış başladı. Türkiye'nin üretim omurgası olacak teknik kadrolar daha doğmadan yok edildi. Bugün sanayicinin "eleman bulamıyorum” çığlığı, o gün atılan imzaların gecikmiş yankısıdır.

Süreç bununla da sınırlı kalmadı. Üniversite kapılarında kurulan ve kamuoyunda "ikna odaları” olarak anılan uygulamalar, eğitim tarihimizin en ağır travmalarından biri oldu. Genç kızlara açıkça "Ya inancından vazgeç ya da eğitim hakkından” denildi. Bu, bir yönetmelik tartışması değildi; temel hak ve onur meselesiydi. Eğitim kapı açmak için vardır; o dönemde kapı kapatma aracına dönüştürüldü.

Öğretmenler de bu baskıdan nasibini aldı. Binlerce eğitimci ya istifa etmek zorunda bırakıldı ya da görevden uzaklaştırıldı. Fişlemeler, soruşturmalar, kariyerlerin sonlandırılması… Okullara korku yerleşti. Sınıfa giren öğretmen yalnızca ders anlatmıyor, aynı zamanda diken üstünde duruyordu. Tecrübe sistem dışına itildi, yerini güvensizlik aldı.

Bugün dönüp baktığımızda tablo nettir: Nitelikli insan kaynağı açığı, üretim zincirindeki kopuş, mesleki eğitimin prestij kaybı… Bunlar tesadüf değildir. Eğitimle oynadığınızda yalnızca müfredatı değiştirmezsiniz; bir ülkenin geleceğini zedelersiniz.

Tanklar kışlaya döndü. Yasaklar Ak Parti iktidarıyla birlikte kalktı. Fakat kırılan özgüven, söndürülen heves ve sistem dışına itilen beyinler geri dönmedi. Bir neslin yönü şaşırdı. Bunun faturası hâlâ ödeniyor.

28 Şubat'ı yalnızca siyasi bir müdahale olarak görmek büyük yanılgıdır. O süreç, eğitim üzerinden geleceğe yapılan sert bir müdahaleydi. Ve bu müdahalenin izleri hâlâ sınıflarda, fabrikalarda ve işsiz gençlerin gözlerinde okunuyor.


Yazarın Diğer Yazıları