DOLAR
43,91
EURO
51,80
STERLİN
59,29
GRAM
7.436,16
ÇEYREK
12.267,08
YARIM ALTIN
24.452,38
CUMHURİYET ALTINI
48.696,60
Gurbet Miran
Gurbet Miran
gurbetmiran@yenikonya.com.tr
22 Şubat 2026 Pazar günü yayınlandı
DİĞER YAZARLARIMIZ

“Benim Kim Olduğumu Biliyor Musun?”

 

 

Bir kapı düşünün.

O kapının önünde bekleyen bir görevli…

Elinde liste, gözünde sorumluluk.

Ve karşısında bir insan.

Ses tonu yükseliyor.

Kaşlar çatılıyor.

Beden öne eğiliyor.

Ve o zehirli cümle geliyor:

"Benim kim olduğumu biliyor musun?”

O anda kapıda sadece bir tartışma yaşanmaz.

Bir insan küçülür.

Bir karakter eksilir.

Bir toplum biraz daha kabalaşır.

Biz ne zaman bu cümleyi kimliğimiz sandık?

Adab-ı muaşeret diye bir kavram var.

Bir zamanlar zarafet denirdi buna.

İnsanın kendini bilmesi,

yerini bilmesi,

karşısındakini incitmeden var olabilmesi…

Bugün ise kimlik kartı taşır gibi ego taşıyoruz.

Tanınırlık bekliyoruz.

Öncelik istiyoruz.

Kuralların bizim için esnemesini talep ediyoruz.

Çünkü sanıyoruz ki "tanınmak” değer kazandırır.

Oysa gerçek değer, tanınmaya ihtiyaç duymaz.

Bir yere gidiyoruz.

Bir davete…

Bir kuruma…

Bir görüşmeye…

Karşımızda bir görevli var.

O kişi orada bir düzeni temsil ediyor.

Bir planı koruyor.

Bir sistemi yürütüyor.

Ama biz…

Nazik bir cümle kurmak yerine,kendi büyüklüğümüzü hatırlatma ihtiyacı hissediyoruz.

"Benim kim olduğumu biliyor musun?”

Hayır.

Ve bilmek zorunda da değil.

Çünkü mesele kim olduğumuz değil, nasıl biri olduğumuzdur.

Asıl trajedi şu:

Bu cümle sadece karşıdakini zor durumda bırakmaz.

Söyleyeni de küçültür.

Görevli mahcup olur, ortam gerilir, insanlık incelir.

Ve biz fark etmeden şunu ilan ederiz

"Ben karakterimle değil, konumumla varım.”

Oysa bize verilen bambaşka bir miras var.

Bir beden…

Bir akıl…

Bir ölçü…

Ve ilk emir:

Oku.

Yani öğren.

Yani fark et.

Yani kendini terbiye et.

Ama biz neyi büyütüyoruz?

Bilgiyi değil, ünvanı.

Zarafeti değil,

statüyü.

İnsanı değil,

egoyu.

Adab-ı muaşeret öğrenmek zor değil.

Uzaya gitmek kadar karmaşık değil.

Diploma bile gerektirmez.

Sadece şunu gerektirir:

Kendini bilmek.

Çünkü kimsenin kimseyi tanımasına gerek yok.

Kapıları açan isimler değil, davranışlardır.

Cebimizi doldurmadan önce karakterimizi dolduralım

İz bırakan ünvanlar değil, zarafettir.

Artık değişmek zorundayız.

Çünkü gerçek güç:

Ses yükseltmekte değil, saygı gösterebilmektedir

Gerçek zenginlik:

Cüzdanda değil, karakterdedir.

Ve unutmayalım:

Bir insanı tanımak için adını bilmeye gerek yoktur.

Nasıl davrandığı yeter.

Biz, yazılan isimlerle değil, bıraktığımız izlerle hatırlanacağız.

O yüzden…

Mevki, makam bizden gidince kişiliğimiz karakterimizle iz bırakmalıyız.

Kim olduğumuzu söylemeye ihtiyaç duyduğumuz an, aslında kim olmadığımızı ilan etmiş oluruz.

Vesselam.


Yazarın Diğer Yazıları