Seküler Ahmaklığın NEET İhaneti
Yaş Almak mı, Derinleşmek mi?
ÇOCUKLAR İLAHİLER EŞLİĞİNDE ALLAH DİYOR NAMAZA KOŞUYOR, BAZILARI NEDEN RAHATSIZ OLUYOR?
İFTAR VAKTİ
Emir Timur ve Mirası
Ramazan Günlerinde Kitap, Şehir ve Hatıralar
İSRAİL’İN NİL’DEN FIRAT’A HAYALİ
POSTMODERN 28 ŞUBAT DARBESİNİ UNUTMAYACAĞIZ VE UNUTTURMAYACAĞIZ!
İNSANLIĞA DÜŞMAN ŞETAN VE ONUN ASKERLERİ
Dolarizasyonun Enflasyon Üzerindeki Etkisi Zayıflıyor
BESLENME ÇANTASI
50 YILLIK YAZARLIK HAYATIM VE ŞİİR ÇALIŞMALARIM
Hz. Yusuf Kıssası ve Epstein Cemaati
Konyaspo’dan Görkemli Galibiyet
“Benim Kim Olduğumu Biliyor Musun?”
Dünya devini farklı yenen lideri devirdik
Konya Büyükşehir Belediyesi uzaya taşınıyor.
Siyasette Seviye İçin Muhalefete Kulak Verelim
ANNECİĞİM
Plaka basım atölyesinde yeni dönem
HEPİMİZ ÇARKIN İÇİNDEYİZ
Sosyal Medya: Abartı, Algı ve Sessiz Soygun
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR VE EDEBİYAT MERKEZLERİ ve TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİ ÖRNEĞİ
BATILILARIN KİRLETİLMİŞ MENDİLLERİ: TERÖR ÖRGÜTLERİ
KAYGI
Ayaz Ata ve Nardugan
EĞİTİMDE BİR MİLAT BAŞLAMALI MI?
11. YARGI PAKETİNE LGBT’DE EKLENMELİ
Bir toplumun sağlık durumu, yalnızca hastanelerindeki teknolojiyle değil, ahlaki ve kültürel bağışıklık sisteminin gücüyle ölçülür. Bugünlerde ise bu bağışıklık sistemi, "sınırsız özgürlük" adı altında enjekte edilen bir virüsle, Batı endeksli bir çürümeyle hızla çökertiliyor. Konya'da yaşanan ve Doktor Hasan Hüseyin Uysal'ın hedef tahtasına oturtulduğu hadise, bu çöküşün en acı semptomlarından biridir. Asıl mesele bir hastanın kıyafeti değil, kamusal alanda adab-ı muaşeretin, mahremiyetin ve toplumsal değerlerin topyekûn yok edilmesidir. Ve bu yozlaşmayı meşrulaştırmak için kalemini seferber eden Ahmet Hakan gibi isimlerin tutarsızlığı, tehlikenin ne kadar büyük olduğunu gözler önüne seriyor.
Ahmet Hakan, yeni bir güç odağına yaranma telaşıyla olacak ki, bir hekimin mesleki onurunu ve toplumsal bir feryadı hiçe sayarak onu "28 Şubat zalimi" ilan etme kolaycılığına kaçmış. Oysa asıl zalimlik, bir toplumun ahlaki dokusunu parçalayanlara karşı sessiz kalmak, hatta onlara dalkavukluk yapmaktır. Dün FETÖ'yü alkışlayan, 17-25 Aralık'ta hükümeti "bal gibi yolsuzlukla" suçlarken 15 Temmuz sonrası "bal gibi darbeydi" diyerek keskin bir U dönüşü yapan birinin, bugün çıkıp ilke ve tutarlılık dersi vermeye kalkması, en hafif tabirle trajikomiktir.
Bu olayda gözden kaçırılan ve kasıtlı olarak görmezden gelinen birkaç temel gerçek vardır:
Plaj kıyafetiyle sokakta gezmenin, göbeği açık bir tişörtle devlet dairesine girmenin "özgürlük" olarak pazarlandığı bir çağda yaşıyoruz. Oysa bu, özgürlük değil, bir arada yaşama kültürünü dinamitleyen bir sorumsuzluktur. Her mekânın bir adabı, her kamusal alanın yazılı olmayan bir kuralı vardır. Bu kurallar, insanları birbirine bağlayan harçtır. Bu harç eridiğinde, geriye sadece bireysel kaprislerin çatıştığı, güvenliğin ortadan kalktığı bir kaos kalır. Konya'daki hekimin tepkisi, bu ahlaki erozyon karşısında yükselen bir feryattır. O, sadece bir hastayı değil, toplumun sessiz çoğunluğunun "artık yeter" isyanını dile getirmiştir. Bu çöküşe dur demeye çalışan birini hedef göstermek, çürümeyi normalleştirmektir.
Ahmet Hakan ve onun zihniyetindeki medya, tek taraflı bir anlatıya sarılarak Doktor Hasan Hüseyin Uysal'ı linç etmektedir. Oysa ortada apaçık bir suç vardır: Bir kamu görevlisini, görevini yaptığı esnada izinsiz olarak kayda almak, bu kaydı sosyal medyada yayarak onu taciz etmek ve halkın hedefi haline getirmek. Dünyanın her yerinde bu bir suçtur. Kimse olayın aslını, hekimin tam olarak ne dediğini, hangi şartlar altında bu tepkiyi verdiğini sorgulamıyor. Bir kadının beyanı esas alınarak, bir insanın meslek hayatı ve onuru hiçe sayılıyor. Asıl zorbalık budur. Bir hekim, kendisini taciz eden, provokatif bir şekilde kayda alan bir hastaya bakmak zorunda mıdır? Elbette değildir. Sağlık Bakanlığı ve Konya Valiliği taciz ve kişisel hakların ihlaliyle karşı karşı kalan hekimi savunmak yerine azgın azınlığı dikkate alarak soruşturma açmıştır. Bu yanlıştır.
"Doktorlar her hastayı tedavi etmek zorundadır" şeklindeki mutlak ve dayatmacı anlayış, hekimleri birer makine olarak gören tehlikeli bir yanılgıdır. Evet, hekimin görevi şifa dağıtmaktır. Ancak hekimler de birer insandır; inançları, değerleri ve bir onuru vardır. Yasal olarak da bir hekimin, tedavi sürecini sağlıklı bir şekilde yürütemeyeceğine inandığı veya kendisine karşı saygısızlık ve taciz gibi durumlarla karşılaştığı anda hastayı reddetme hakkı vardır. Bu seçimin hangi temelde yapıldığı, hekimin vicdanı ile meslek etiği arasındaki bir meseledir. Ancak kimse bir hekimi, kendisini aşağılayan veya mesleğini yapmasını engelleyen bir ortamda hizmet vermeye zorlayamaz.
Ahmet Hakan, bu yazısıyla bir kez daha rüzgârın estiği yöne yelken açtığını göstermiştir. Dün yanında durduklarını bugün satan, dün düşman olduklarına bugün sığınan birinin ahlaki pusulası, gücü ve konjonktürü gösterir. Onun bu acımasız ve tek taraflı yazısı, toplumsal bozulmayı meşru gören, değerlerimizi hiçe sayan zihniyete yapılmış bir dalkavukluktan başka bir şey değildir.
Bizler, toplumun sessiz çoğunluğu olarak, bu çürümeye "dur" diyen hekimin yanındayız. Sınırsız özgürlük saçmalığına, toplumsal yozlaşmaya ve bu yozlaşmayı alkışlayan kalemlere karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Çünkü bu, sadece bir kıyafet meselesi değil, bir medeniyetin ve bir milletin varoluş mücadelesidir.
Seküler Ahmaklığın NEET İhaneti
28 Şubat Seküler İhanet
Suriye çadır kent sorunu
Ankara’nın Konya Gibi Bir Modele İhtiyacı Var
ÖFKE, TUZAKLAR VE CUMA GÜNLERİNİN HÜZNÜ
Musluktan Akan Yalanlar, Akmayan Sular
İspanya Avrupa’nın Yeni Lideri mi Oluyor?
Ümmetin Yetimliği, İçimizdeki Düşmanlar ve Büyük Oyun
Bilimin Kalbi Konya
Konya’nın Hayat Kurtaran Yolları