FED Başkanı Trump’a hayal kırıklığı yaşattı
MİLLİ GÜVENLİK SORUNU OLANLARA SON UYARİ
2 ASIRLIK HATANIN BEDELİ KAYBOLAN GENÇLİK
Selçuklu Konferansları ve Ölümsüzleşen Mirası
UBUNTU
HİCRET BİR YOLCULUK DEĞİL BİR DURUŞTUR HİCRET BİR TARİH DEĞİL BİR HAYAT TARZIDIR
Kadın eve kapanırsa aile kurtulur mu?
SAYGI DUYMAK BU KADAR MI ZOR ?
Hey Gidi Günler Hey!
HİCRET; MADDİ VE MANEVİ FEDAKÂRLIĞIN ZİRVESİDİR
Necmeddin Kübra Uluslararası Sempozyumu ve Ebu Reyhan Biruni Ürgenç Devlet Üniversitesi
EN İYİ ARKADAŞIM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Yeni Konya bu şehrin kendisidir.
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
28 Şubat’ın Sivil Kahramanına Veda
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
AKŞAM OLMAKTA
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
İnsana İyi Gelen Melodiler
5816 KALDIRILMALI MI?
Bugün öyle bir zaman dilimine gözlerimizi açtık ki koskoca bir nesil, genç nüfus gözlerimizin önünde kaybolup gidiyor. Ne anneler, babalar evlatlarından nede evlatlar anne babalarından haz etmiyorlar. Çocuklar inançlarından, devletlerinden, milletlerine bağlılık duygusu beslemiyorlar. Okullardan, eğitimden nefret ediyorlar. Hayatlarına kural getiren, din adet, gelenek, mahalle gibi kavramların hepsi onların için kurtulması gereken birer esaret alanı gibi algılanıyor. Ellerinde bulunan tüm imkânlara ve konfora rağmen mutsuzluk, kaygı, stres adeta hayatlarının ayrılmaz bir parçası olarak omuzlarında yükseliyor. Tüm bu olumsuzlukları sadece sanal medyaya, eğitim sistemine bağlamak doğru bir yaklaşım mı?
II. Mahmud'dan itibaren milletimizde bir yetersizlik algısı oluştu. Batı'daki gelişmeler karşısında kendi öz güvenimizi kaybettik. Batı bizim için rehber, kalkınma aracı ve rol model bir kimlik kazandı. Kendi sistemimizi sorgulamak, eksikliklerini gidermek, çağın değişimlerine uyarlamak yerine kopyala yapıştır kolaycılığına kaçtık. Avrupa ülkelerine eğitim alması ve ülke kalkınmasına katkıda bulunması beklenen gençler orada tamamen Batılılaşarak asli ve milli kimliklerini kaybederek geri döndüler. Ve zamanla adeta içimizde bizden biri gibi gözüken misyonerlere dönüştüler. Bu gençler devletin seçkin kadrolarında yetki ve sorumluluk almaları ile birlikte toplumsal bir deformasyonun ve dönüşümün öncüsü olmaya başladılar. Artık bin yıllık Türk – İslam medeniyet kaftanını üzerimizden çıkarmış batılı seküler mintanı giymiştik.
Bizim geleneğimizde devlet eğitimde öncelikle "ALLAH'IN RIZASI”nı esas alan bir planlama yapmış. Bu amaçla öce bireyi, sonra aileyi, mahalleyi, toplumu ve nihayetinde devleti üst üste koyan ve bütün bu unsurları birbirleriyle eşleştiren, bütünleştiren bir insicam, uyum içerisinde olmasını sağlayan eğitim anlayışını inşa etmişti. Devlet toplumu eğitmek ve ona yeni bir form kazandırmakla sorumlu bir kurum olmamış bilakis toplumsal yaşantımızda hâkim olan değerler sisteminin, Anadolu irfanının korunmasını ve gelecek nesillere aktarılmasını amaçlamıştı. Hâlbuki günümüz eğitim anlayışı 100 öncesinin ulus devlet anlayışını hayata geçirebilmek ve bu ulusal kimliğe uyumlu sorunsuz insan modelini inşa etmek amacıyla düzenlenmişti. Amaç çok milletli medeniyet havzalarını parçalamak İslam medeniyet coğrafyasının kurucu aklını faşizan, ulusçu zihniyetle dar kalıplar içerisine mahkûm ederek küresel kapitalist düzenin uşakları haline getirmekti. Nihayetinde kendi medeniyet anlayışımızın ve kültür yapımızın tam zıddı bir istikamete sahip olan bu eğitim anlayışı yüzünden toplumumuz yüz yıl içerinde asla tasavvur edilmesi mümkün olmayan bir deformayona uğradı. Ne gerçek anlamda batılı olabildi nede kendi geleneğinden gelen Türk – İslam kimliğine sahip bir toplum...
Söz konusu bu deformasyon nedeniyle modern çağın ürettiği yapay, sentetik hiçbir ahlaki ve manevi değer taşımayan paçavra olarak tanımlayabileceğimiz kavram ve düşünceler karşısında savunmasız kaldı. Kapital sistemin ürettiği her kavramı hiçbir güzel – çirkin, doğru – yanlış, ahlaki, ahlaksız, helal – haram gibi ölçü birimlerine vurmadan filtresiz şekilde kabul eden ve tüketen ilkel bir toplum kimliğine büründü.
Bugün bayram yapıyoruz. Eş, dost, ahbap, komşu, akraba bir araya gelmeye, paylaşmaya sıla-i rahim özlemimizi gidermeye çalışıyoruz. Ancak AVM'ler bayramın daha ikinci gününden itibaren tıklım tıklım gençlerle dolu. Kafeler gençlerle dolu. Ne bir sıla-i rahim anlayışı var nede bayramın manevi iklimine dair zerre kadar hazırlılık…
İşte yüz yıl önce misyoner akıllar tarafından düzenlenmiş bu stratejiler çerçevesinde her gün daha çok toplumsal kimliğimiz aşınmaya, milli varlığımız anayurdumuzda adım adım yok edilmeye devam ediyor. Eğitimden amacımız nedir? Eğitimde rol modelimiz kimdir? Eğitimde değerler noktasında neyin eğitimini, hangi değerin eğitimini veriyoruz? Ramazan etkinliklerinde bir takım kitlelerin nasıl rahatsızlık duyduğuna hep birlikte tanık olduk.
Bugün Fatih'in çağ açıp kapayan kişiliği mi bizim için rol modeldir? Anadolu'yu bir Türk – İslam yurduna dönüştüren Sultan Alparslan'ın kimliği mi yoksa? Biz bugün öğrencilerimize tüm insanlık adına nasıl bir
ideal, nasıl bir dava nasıl bir sorumluluk yüklüyoruz. Bilgi araçtır. Amaç asırlardır üzerimizde taşıdığımız çağ açıp kapayan kimlik ve şahsiyetimizin kazandırdığı medeniyet kurucu kimliğimizdir. İnsanlığı tarihin en büyük kaosunu yaşadığı şu günlerde gençliğimiz insanlığın ihtiyacı olan kendi medeniyet değer ve kavramlarımızı yeniçağın hâkim değerleri kılabilmek adına bir kaygı ve endişe taşıyor mu?
Bugün eğitim sistemimiz için rol model kimdir? Bilge Kağan'dan Sultan Alparslan'a, Fatih Sultan Mehmed'den ufukların sultanı Sultan II. Abdülhamid'e kadar uzanan binlerce yıllık medeniyet çizgimizi korumak ve yaşatmak ve geleceğe aktarmak adına eğitim sistemimiz nasıl bir sorumluluk taşımakta?
Yaşanan travmalara karşın hala bu soruların cevaplarını oluşturmaktan ne yazık ki çok uzaktayız.
TÜRKİYE – NATO ARASINDA SON VE BÜYÜK FİNAL
5G NE KADAR GÜVENLİ?
GELECEK 100 YILIN TÜRKİYE’Sİ
BATI MEDENİYETİ İSLAM’DAN NEDEN KORKUYOR?
TASARLANMIŞ KONTROLLÜ KAOS
SON HAÇLI SEFERİ VE SAVAŞIN KABALİST ARKA PLANI
RAMAZANDAN İSTİFADE EDEBİLMEK
FATMA NUR ÖĞRETMENİM ÖZÜR DİLERİM. SUÇ BENİM.
İNSANLIĞA DÜŞMAN ŞETAN VE ONUN ASKERLERİ
GÜNAH ADASININ ARKASINDA YATAN GERÇEKLER