DOLAR
46,474 TL
EURO
53,179 TL
STERLİN
61,648 TL
GRAM
6.345 TL
ÇEYREK
10.474 TL
YARIM
20.935 TL
CUMHURİYET
41.565 TL
Nahit Tören / Doğru Açıdan
Nahit Tören / Doğru Açıdan
bilgi@yenikonya.com.tr
22 Haziran 2026 Pazartesi günü yayınlandı

YENİ DÜNYA DÜZENİNİN ŞAFAĞINA DOĞRU

YENİ DÜNYA DÜZENİNİN ŞAFAĞINA DOĞRU

ABD-Siyonist İsrail'in İran'a saldırısının üzerinden üç ay geçti. Bu sürecin neredeyse iki ayı kesintili olarak ateşkes ve savaşı nihayete erdirme görüşmeleri ile geçti.

Bu görüşmelerin merkezinde arabulucu olarak Türkiye'nin başını çektiği Pakistan-Suudi Arabistan-Mısır ortak temas grubu çok önemli tarihi bir rol üstlendi. Başkan Trump başta Türkiye'yi ve Başkan Erdoğan'ı özellikle vurgulayarak bu anlaşmada  çabalarından dolayı övgü ile bahsetti.

Bu iki aylık ateşkes ve barış anlaşması görüşmeleri sırasında ilginç bir biçimde küresel hegemon büyük güçler arasında yoğun bir diplomatik ilişkiler seyretti. Bunları sıralarsak, önce İngiliz Kralı ABD'yi ziyaret etti ardından Trump Rusya Başkanı Putin ile hayli uzun bir ekran görüntülü bir görüşme yaptı ve hemen ardından Çin ziyaretini başlattı. Trump Çin'den ziyaretini tamamlayıp dönerken Putin Çin'e hareket etti. Bu diplomatik yakın markaj trafiğin hiç bir evresinde AB ne yer aldı ne de esamesi okundu. Trump merkezli bu diplomatik temaslardan dünya medyasına öyle çok net bilgiler düşmedi. Sanki kozmetik süslü-püslü ifadelerle geleceğe dair basamak gelişmelerin üzerine şal atıldı… Masalara yatırılmış stratejik meseleler ve hesapların ne gibi çıkar birliği ve çıkar çatışmalarını tetiklediği mevcut paradigmaların süzgecinden geçirilerek tahmini sonuçlar üzerinden konuşmalar ve ifadeler ortalığa düştü... Bu fikir ve düşünceler de, genel olarak Tek Kutuplu Dünya Düzeninin hegemonu ABD'nin geçen yıl güncellediği Milli Güvenlik Stratejisi ve Milli Savunma Stratejisi belgelerinin satır aralarından ve paragraflarından alıntılarla mutlakmış gibi ifadelere dönüştü.

Burada yanlış anlaşılma olmasın, herşeyin yalnızca  ABD'ye endeksli bir tarzda ele alınması gibi bir düşünce yanılgısına düşmeyelim. Aksine ABD, tek kutuplu dünya düzeninin hegemonu olarak artık bu yapının yürümediği ve hatta dikiş tutmadığı bir sürecin sonunda kronikleşmiş çıkmazlarının getireceği telafisi mümkün olmayan bir yolun sonuna gelmeden kısa-orta-uzun vadeli stratejik hedeflere odaklı dinamiklerini yeni stratejik güvenlik mimarisiyle yola koyuldu.

Öte yandan benzer bir biçimde İngiltere Rusya ve Çin de yerleşik paradiğmalarını ABD gibi güncelleyerek yeni güvenlik belgelerini ortaya koydular. 

Hatta Türkiye gibi coğrafi bölgesinde Merkez Devlet Statüsü kazanmış orta ölçekli güçlerde güvenlik ve caydırıcılık üretecek derecede önemli stratejik kazanımlarını belgelediler.

Türk Devleti bu son yılda kadim Devlet aklının birikmiş kudreti ile Cumhuriyet rejiminin kuruluşunun 100.yy'nda Yeni Türkiye Yüzyılı stratejik belgesini ilan ederek, küresel sistemde pek çok kurumun ve de Batı güvenlik yapısı içinde yer almasına rağmen Stratejik Özerkliğini de Bölgesel Merkez Devlet statüsünün ayrılmaz bir parametresi olduğunu açıkladı.

Ayrıca, Türk Devleti güvenlik mimarisinin sınırlarını Afra-Avrasya ve Büyük Ortadoğu coğrafyasına bitişik ve merkezi (Kalpgahı) jeopolitik konumu gereği olarak güç çarpanı etkileri ile birebir ve çok taraflı stratejik siyasi ve ekonomik bağlamda birçok ülke ile anlaşmalara giderek dünyanın en kritik ve kaoslarla çırpınan büyük coğrafyasında dik ve abidevi duruşuyla güvenli bir merkez ülke olmuştur.

Bu yukarda vurguladığım coğrafyanın önemli bir mevkiinde seksen yıldır bölge halkların başına sarılan Siyonist Karakol Devleti İsrail'e karşı Türk Devleti güç çarpanı stratejik etkisi ile Küresel Siyonizmin bölgedeki etkisini özellikle Gazze olayı ile birlikte ciddi boyutlarda aşındırarak ve giderek Batı sistematiğinin de artık katliamcı ve insanlık düşmanı Siyonizm'in aparatı İsrail'in vahşeti karşısında göz yuman tarzı ile dolaylı desteğinin giderek azalmasının sağlanmasında da önemli rol oynadı.

İran savaşının anlaşma ile durdurulmasın hemen ardından, Siyonist İsrail yönetimi ve medyası iki ülkeyi aynı anda karşısına alarak(ABD ve Türkiye) kabullenilmiş çaresizliğin girdabında çırpınıp duruyor. Batı dünyasında ki Siyonist efendilerine tasfiye edilme tehlikesinin önüne geçilmesi için harekete geçmelerini sürekli dillendirir hale geldiler. Aynı ifadeleri iç cephemizdeki Özgür-Ekrem çetesinin haykırışlarında da görüyoruz.

Avrupa'da birçok ülke Siyonist İsrail yöneticilerine temas ve seyahat vize yasağı getirmeye başladı.

ABD'de Trump, Netanyahu katiline karşı küfürlerle karışık hakaretleri ile bir haftadır saldırıp duruyor.

ABD Başkan Yardımcısı Vance "ABD'nin çıkarları İsrail'den önce gelir... Bunların insan öldürmekten başka marifetleri yok..."  sözleri Başkan Erdoğan'ın Davos Zirvesi'nden bu ya söylediklerinin Vance tarafından tekrarı olarak görebiliriz.


Yazarın Diğer Yazıları